Posted by
Bornocu Ersan
|
11 Kasım 2015 Çarşamba
|
Posted in
Masonik Konferans
,
Remzi Sanver
Üstadı Muhterem, şarkı süsleyen Pek Muhterem, Muhterem Kardeşlerim, sevgili Kardeşlerim. Bugünkü sohbetim ritüellerimiz üzerine olacak. Ritüellerimiz derken buradaki bizi ikili bir perspektiften ele almaya çalışacağım. Evvela dünya muntazam geleneksel masonluk ailesi olarak ritüellerimize bakmaya gayret edeceğim. Dünyada muntazam masonlukta ne gibi ritüeller uygulanıyor? Muntazam masonluğun ritüel kavramına bakışı nedir? Bu konuyu hızlıca ele almaya çalışacağım. Daha sonra da optiğimi Türkiye Büyük Locası’na, bizim kendi ritüellerimize yönelteceğim ve dünya masonluğundaki uygulamaların Türk Masonluğu’na nasıl aksettiğini kardeşlerimle paylaşmaya çalışacağım. Konuyu çok uzatmadan, 45 dakika kadar bir süre içerisinde tamamlayabileceğimi ümit ediyorum.
Üstadı Muhterem, Sevgili Kardeşlerim,
Voltaire biraderin bir sözü vardır, der ki; "Sizinle her konuyu tartışmaya hazırım ama yeter ki önce kavramları tanımlayalım." Ben de bugünkü sohbetime, konumuza dair iki temel kavramı tanımlayarak başlamak istiyorum. Bunlardan bir tanesi rit, diğeri ise ritüel.
Rit’in sözlük anlamına baktığımız zaman; dinsel toplulukların uyguladıkları törenlerin düzeni gibi bir tanım çıkıyor karşımıza. Ama tabii bunun masonlukta özel bir anlamı, özel bir kullanımı var. Masonlukta rit dediğimiz zaman, inisiyatik sistemin kurgusu, temel kuralları, takip ettiği yol aklımıza geliyor. Yani rit, bir nevi masonluktaki temel kuramları içeriyor. Buna mukabil ritüel ise ritin senaryosu, kağıt üzerine dökülmesi ve uygulanması. Yani riti inisiyatik sistemle ilgili bir nazari yaklaşım, ritüeli ise bu nazari yaklaşımın uygulaması olarak tanımlamak, görmek mümkün. Şimdi bu çerçevede hassas bir nokta var. O da muntazam masonluğun rit ve ritüel kavramlarına bakışı. Bunu esas olarak, bir takım nüanslarla da olsa, İngiltere Büyük Locası’nın bu konudaki yaklaşımları belirliyor.
İngiltere Büyük Locası rit - ritüel kavramlarına (mealen söylüyorum) şöyle bir perspektiften bakıyor. Diyor ki; masonluk mesajını çırak, kalfa ve üstat derecesindeki semboller manzumesi içerisinde bir bütün olarak verir. Yani masonluğun bütün temel mesajını çırak, kalfa ve üstat derecelerinde bulmak mümkündür. Tabii ki bu temel mesajın farklı farklı uygulamaları olabilir. Yani farklı farklı ritüeller olabilir. Ama bu farklı farklı ritüeller masonlukta herhangi bir rit ayrılığı anlamına gelmez. Dolayısıyla diyor İngiltere Büyük Locası, büyük localara baktığımız zaman bunlar farklı farklı ritüellerde çalışsalar bile bütün bu ritüellerin hepsinin ortak kuramsal zemini aynı olduğu için bütün büyük localar aynı “sembolik rit” tabir edilebilecek ritte çalışırlar. Yani büyük localar düzeyinde bir rit ayrımından bahsetmek sağlıklı ve doğru değildir.
İngiltere Büyük Locası’nın çizgisine göre rit farklılığı, üstat derecesinden sonraki bir süreci ilgilendirir. Bildiğiniz gibi üyelerini üstat derecesinden alan farklı farklı derecelendirme sistemleri var. Bu derecelendirme sistemleri çırak, kalfa, üstat masonluğunun semboller manzumesine bakıyorlar ve bu semboller manzumesini belirli bir perspektiften yorumluyorlar. Kendilerine göre bu semboller manzumesinin bir kuramını koyuyorlar.
Mesela dördüncü dereceden otuz üçüncü dereceye giden Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti var. Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti’nin yaptığı, çırak - kalfa - üstat masonluğunun bütünsel semboller manzumesine kendince bir perspektif, bir kuram getirmek.
Dörtten, doksan altıncı dereceye kadar Memphis-Misraim riti var. Bunun da yaptığı yine aynı. Masonluk bütünlüğüne kendince bir perspektif, bir kuram getirmek. İngiltere Büyük Locası diyor ki; işte rit ayrımı bu üstat derecesini takip eden yukarı derecelerde (İngiltere Büyük Locası bunu yan dereceler tabir eder) başlar.
Tabii şunu da not etmek gerekir ki bu üyelerini üstat derecesinden alan derecelendirme sistemlerinin çırak-kalfa-üstat ritüelleri de vardır. Bu ritüeller de Büyük Localarda uygulanırlar ama bu demin de arz etmeye çalıştığım gibi büyük localar düzetinde bir rit farklılığı değil, olsa olsa bir ritüel farklılığı getirir. Ben bugün Büyük Locaların ritüellerinden bahsedeceğim. Doğal olarak bu derecelendirme sistemlerine de atıfta bulunacağım. Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti diyeceğim, Mephis-Misraim riti diyeceğim. Ama bunları derken kastettiğim bu ritlerin, bu derecelendirme sistemlerinin çırak - kalfa - üstat derecesi ritüelleri olacak.
Üstadı Muhterem, Sevgili Kardeşlerim,
Masonluk tarihindeki ritüel uygulamalarına baktığımız zaman, beş yüzü aşkın hatta kimine göre bine yakın rit-ritüel sistemi olduğunu görüyoruz. Bunların önemli bir kısmı tarihin akışı içerisinde kayboluyor, yok oluyor ve günümüze bunlardan bir değilse iki elin parmaklarıyla sayılabilecek kadar sistem kalıyor.
Bunların bir listesini çıkarttım. Bu listenin eksikleri vardır. Yani buna beş-altı tane daha sistemi ilave etmek mümkündür. Bununla birlikte dünya masonluğundaki uygulamaların, masonluk nüfusu itibarıyla büyük çoğunluğunu bu ritüel sistemleri içerir. Bu ritüellerin bir kısmı da Türk Masonluğu’nun uygulamaları açısından özel öneme sahiptir. Dolayısıyla konuşmamın bu ilk kısmında hızlıca dünya masonluğundaki muhtelif ritüel uygulamalarını tanıtmak istiyorum.
Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti esas olarak üstat derecesi üzerine kurulmuş bir derecelendirme sistemidir. İsmindeki Skoç bir yana, Fransa’da doğmuştur, Amerika’da yayılmıştır. Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti’nin dünyadaki yaygınlığı esas olarak bir yüksek derece sistemi olmasından gelir. Bununla birlikte Büyük Localar içerisinde de Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti ritüellerini uygulayanlar vardır. Mesela Fransa’daki muntazam Büyük Loca olan Grande Loge Nationale Française (G.L.N.F.) içindeki bazı localar Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti’nin çırak-kalfa-üstat derecesi ritüellerinde çalışırlar. İsrail Büyük Locası’na bağlı bazı localar yine Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti’nin çırak-kalfa-üstat derecesi ritüellerini kullanırlar. Bununla birlikte Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti ritüellerini muntazam masonluk içerisinde uygulayan Büyük Localar o kadar da fazla değildir, ama mevcuttur.
Emülasyon, İngiltere Büyük Locası’nın ritüelidir. Ana Büyük Loca’nın ritüeli olması dolayısıyla da dünya masonluğunda çok önemli bir yere sahiptir. İngiltere Büyük Locası tarafından kurulmuş birçok Büyük Loca da Emülasyon’u kullanır. İngiltere Büyük Locası bilhassa buna Emülasyon Riti demez. Emülasyon çalışma usulü (working style) tabir eder. "Emülasyon Ritüeli" der ve Emülasyon’a rit tabirini yakıştırmaktan itinayla kaçınır. Emülasyon, İngiltere Büyük Locası’nın kuruluş süreci içerisinde kaleme alınmıştır ve 1815’teki birleşmeyle de aşağı yukarı son halini almıştır. 1815’ten bugüne de çok az değişiklik içermiştir. Bugün Emülasyon dediğim zaman, İngiltere Büyük Locası çalışma sistemini kastedeceğim.
Fransız Riti, Fransız masonluğunun ritüel sistemidir. İngiltere’deki kardeşlerimiz Emülasyon’u kaleme alırlarken, Grand Orient de France da Fransız Riti’ni kaleme almıştır. Emülasyon ve Fransız Riti ciddi benzerlikler gösterirler. Yani aslında 18. asrın sonları ve 19. asrın başlarında Fransız kardeşlerimiz Emülasyon’u biraz Fransız sistemine adapte etmişlerdir. Tabii bu süreçte Grand Orient de France henüz muntazam masonluk ailesinin bir parçası. Ve şunu da özellikle vurgulamak isterim ki her ne kadar Fransız Riti, Grand Orient de France tarafından kaleme alındı ve Grand Orient de France bugün gayrı muntazamsa da, Fransız Riti, muntazam masonluk ailesi tarafından da kullanılan bir ritüel sistemidir. Bugün mesela Fransa’da Grande Loge Nationale Française içerisinde birçok loca Fransız Riti’nin ritüellerinde çalışır. Belçika Büyük Locası içerisindeki localar Fransız Riti’nin ritüelleri içerisinde çalışır. Aslında Fransız Riti, lisanı Fransızca olan muntazam masonluk ailesinin yaygınca kullandığı bir ritüel sistemidir.
Burada bir parantez açmakta fayda var. Şunu söyledim, dedim ki; Fransa’daki Büyük Loca’da Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti ile çalışan localar var. Fransa’daki Büyük Locada Fransız Riti ile çalışan Büyük Localar var. Bu kardeşlerimi şaşırtmasın çünkü bu dünya masonluğunda çok yaygın bir uygulamadır. Bizim Türkiye Büyük Locamız tek ritüeli bir, bir Büyük Locadır. Yani bütün localarımız tek bir ritüelde çalışırlar. Oysaki dünyada birçok Büyük Loca çoklu ritüel sisteminde çalışır. Yani o Büyük Locayı oluşturan localar farklı farklı ritüelleri kullanabilirler. Mesela Fransa’daki muntazam büyük locada, buradaki listedeki ritüellerden en az beş tanesi aynı Büyük Locanın bünyesi içerisinde kullanılmaktadır.
Modern İskoç Ritüeli, İskoçya Büyük Locası’nın ritüellerinden biridir. Türkiye için de özel öneme sahiptir çünkü birazdan değineceğim gibi Türk Masonluğu’nun muntazam masonluğa geçiş süreci içerisinde İskoçya Büyük Locası bize çok yardımcı olmuştur ve bizim de bugünkü ritüellerimiz ağırlıklı olarak Modern İskoç Ritüeli’nin tercümesidir. Şunun da altını çizmek isterim ki, Modern İskoç Ritüeli’ndeki İskoç ile, Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti’ndeki İskoç’un birbiriyle doğrudan bir alakası yoktur.
Rektifiye İskoç Riti 19. asırda Fransa’da kaleme alınmış, Tampliye Şövalyeleri kavramlarını içeren, Hrıstiyani bir ritüel sistemidir. Hrıstiyan olmayanların bu sistem içerisinde çalışmasına müsaade edilmez ve bugün yine mesela Fransa’da muhtelif localar tarafından kullanılmaktadır.
York Riti, bugün tipik olarak Amerikan Masonluğu’nun kullandığı ritüel sistemidir. Buna Amerikan Riti de denir. Tabi Amerikan Masonluğu’nun dünya masonluk nüfusunun çok önemli bir yüzdesini oluşturması dolayısıyla da bugün dünya geleneksel masonlarının çok önemli bir kısmı epey dini ve Hrıstiyani çağrışımları olan York Riti’nde çalışırlar.
Schroder Riti Almanya’da kaleme alınmıştır. Bugün Almanya Büyük Locası ve Almanya Büyük Locası tarafından kurulmuş birçok Büyük Loca tarafından kullanılır.
Memphis - Misraim Riti de yine esas olarak Avrupa kaynaklı ve Mısır misterleri üzerine kurulu ve bugün Avrupa’da kullanılabilen bir ritüel sistemidir.
Üstadı Muhterem, Sevgili Kardeşlerim,
Bu uzunca listeye rağmen, bugün dünya masonluğundaki ritüel uygulamalarını kabaca ikiye ayırmamız mümkündür. Bunların bir kısmı ağırlıklı olarak operatif masonluk kökenli, mesleki inisiyasyon esasına dayalı, fazla kozmik ve metafizik unsurlar içermeyen ritüellerdir. Bir ikinci grup ritüel ise evrensel ahenk fikri üzerine kurulu kozmik, metafizik mesajları daha güçlü ritüellerdir.
Mesela Emülasyon (İngiltere Büyük Locası’nın ritüeli), Modern İskoç Ritüeli ve York Riti’nde meslek masonluğu kimliği ağır basar. Bunlarda tefekkür hücresi ya da tekriste elementlerle arınma yoktur. Buna mukabil, Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti ya da Rektifiye İskoç Riti gibi daha ziyade kıta Avrupası kaynaklı sistemlere baktığımız zaman, buralarda kozmik unsurların daha çok olduğunu görüyoruz. Aslında şunu da söylemek mümkün: Ada masonluğu kaynaklı ritüeller mesleki inisiyasyon esasına, kıta Avrupası kaynaklı ritüeller ise ezoterik, kozmik kavramlar esasına dayalıdır. Zaten Avrupa kaynaklı ritüeller daha ziyade yüksek derece sistemlerinin çırak - kalfa - üstat derecesi ritüelleridir. İngiltere, İskoç ritüelleri öyle değildir. Bu da İngiltere Büyük Locası’nın yüksek derece sistemlerine bakış açısıyla uyumlu bir durumdur.
Bu kabaca yaptığımız ayrıma rağmen şunu da söylemek gerekir ki bir ritüel uygulamasında ne kadar farklılık olursa olsun, her mason ritüelinde ortak olan bir zemin vardır. Bunu da üç ana başlık altında ele alabiliriz.
Bunlardan bir tanesi, her mason ritüelinin çalışma düzenini mutlaka belirlemesidir. Yani mabette kim nerede oturacak, kimin kuşamı ne şekilde olacak, ayağa kalktığı zaman ne şekilde davranılacak. Bütün bunlar ritüeller tarafından tespit edilir. Buradaki ana gaye, yapılan inisiyatik çalışmanın rasgele olmadığının, belirli bir düzen çerçevesinde sürdürüldüğünün fikrini vermektir. İnisiyatik çalışma rasgele olmaz. Bunun için de her ritüel mutlaka çalışma düzenini tespit eder.
İkinci olarak inisiyatik çalışmada, harici alemden gelerek inisiyatik aleme girilir ve daha sonra da yine harici aleme dönülür. Bu vurgulanır ritüellerde. Her ritüelin mutlaka bir açılışı ve bir kapanışı vardır. Bu açılış bizi harici alemden, inisiyatik aleme getirir. Kapanış ise inisiyatik alemden tedricen harici aleme döndürür. Bu da her ritüelin ortak özelliğidir.
Üçüncü olarak da yine bütün ritüellerde bir kardeşe bir dereceyi vermenin belirli bir düzeni, belirli bir yöntemi vardır. Tekris töreni gibi, kalfalığa, üstatlığa terfi törenleri gibi. Bu rastgele olmaz. Mutlaka bu da belirli bir düzen, bir sistem çerçevesinde yapılır. Bu üç ana unsur yani çalışma düzeni, açılış-kapanış ve derecelerin verilmesi bütün ritüellerde ortak olan bir özelliktir.
Zemin ortaktır ama dünya masonluğundaki uygulamalara baktığımız zaman bu ortak zeminin üzerine farklı uygulamalar inşa edildiğini görürüz. Bu farklılıklardan bazılarını kardeşlerim için tespit etmeye çalıştım. Aslında bu çok eksik bir liste olacak ama nasıl farklı ritüel uygulamaları olabileceğini görmek açısından ilginç olabileceğini düşündüm.
Önce çalışma düzeniyle ilgili farklı uygulamalardan birkaç örnek vermek istiyorum.
Daha ilk farklılık çalışma yerinin neresi olduğuyla başlar. Bütün mason ritüellerinin anlaştığı bir nokta vardır. Masonlar mabedi inşa ederler. Peki ama nerede çalışırlar?
Kimi masonik yaklaşımlar derler ki; masonlar inşa ettikleri mabedin içinde çalışırlar. Kimi masonik yaklaşımlar da der ki; hayır masonlar mabede girmezler, mabedin şantiyesinde çalışırlar. Eğer bu yaklaşımlardan ilkine sahipseniz çalıştığımız yerin adı mabettir. Eğer ikincisine sahipseniz yani şantiyede çalışıldığını düşünüyorsanız çalışılan yerin adı locadır.
Mesela Emülasyon’da (İngiltere Büyük Locası’nda), Modern İskoç Riti’nde bu ikinci yaklaşım vardır. Çalışılan yerin adı locadır. Orada koruyucu locanın korunup korunmadığına bakar. Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti’ndeyse çalışılan yerin adı mabettir.
Kardeşlerim hatırlayacaklar; 1990’ların ortasına kadar Türk masonluğunda çalışılan yerin adı locaydı. 2. Nazır kardeş, locanın korunup, korunmadığını sorardı. Bu da doğaldır çünkü biz bunu Modern İskoç Ritüelinden tercüme etmiştik. Daha sonra dendi ki, bu yanlış, loca değil çalışılan yerin adı mabet. Şu anda mabet diyoruz. Oysa bunun doğrusu yanlışı yok. Farklı farklı uygulamaları var. Biz şu anda mabet tabirini kullanarak aslında Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti’nin yaklaşımını seçmiş olduk.
Yemin kürsüsünün konumu: Birçok ritüel sisteminde, yemin kürsüsünün yeri Doğuya yapışıktır. Çok az sayıda uygulamada, York ritinin bazı uygulamalarında ve Türkiye Büyük Locası’nda yemin kürsüsü ortadadır.
Mabedin aydınlanması: Birçok masonluk sisteminde, Doğu hep aydınlıktır. Mabet, Doğudan gelen ışıkla aydınlanır. Ama mesela Memphis - Misraim sistemine göre çalışan localarda, mabet hiç kararmaz, baştan sona hep aydınlıktır.
Görevlilerin, ana görevlileri aynı olmakla birlikte, isimleri farklılık gösterir, yerleri farklılık gösterir. Görevlilerin regalyaları, bijuları farklılık gösterir. Mabede giriş düzenlerinde farklılık vardır. Mesela Eski ve Kabul Edilmiş Skoç ritinde kardeşler içeridedir, görevliler sonra içeri girer. Schröder’de önce görevliler girerler, kardeşler sonra içeri girerler. İngiliz sistemi emülasyonda da, tipik olarak herkes birlikte içeride başlar. Dolayısıyla bu da uygulamalar açısından farklılıklar gösterebilir.
Açılış-Kapanıştaki farklılıklara göz atacak olursak; mesela emniyetin temini konusu, Emülasyonda locanın korunup korunmadığını anlamak için, koruyucu kapıya vurur. EKSR’de kapıyı açar ve bakar. Bizim çok sevdiğimiz, kullandığımız "kardeşlerim beni öyle tanırlar" ifadesi Fransız Riti’nde, EKSR’de vardır ama Emülasyonda ve Modern İskoç Ritüeli’nde yoktur. Emülasyonda ve Modern İskoç Ritüeli’nde locayı 1.Nazır kapatır ki, bizde de öyledir. Modern İskoç Ritüeli’nden dolayı. Ama EKSR’de doğrudan Üstad-ı Muhterem kapatır.
Tekrisle ilgili farklılıklara geldiğimizde, demin de ifadeye çalıştım gibi İngiliz ve İskoç sistemlerinde tefekkür hücresi ve elementler yoktur. Buna mukabil EKSR’de, Fransız Riti’nde, 3 yolculukta, 3 element var: Hava, su ve ateş. Toprak ise tefekkür hücresine bırakılıyor. Buna mukabil, Rektifiye İskoç Riti’nde 3 yolculukta, 3 element var: Ateş, su, toprak ki bu da aslında şu anda bizim uygulamamız. EKSR’de hariciye bütün kardeşler soru sorabilirler. Buna mukabil Modern İskoç Ritüeli’nde, sadece bu hakka sadece Üstad-ı Muhterem sahiptir. Bazı eski kardeşlerimiz anlatırlar: "ben tekris olduğum zaman bana, sütunlardan da sorular soruldu." O şundan: birazdan değineceğim, Türk masonluğu 1965’e kadar, EKSR sisteminde çalışıyordu. Onun için bütün kardeşlerin bu hakkı vardı. Daha sonra Modern İskoç Ritüeli ağırlıklı bir sisteme geçmemizle birlikte bu hak sadece Üstad-ı Muhterem’e tanınır oldu.
Üstad-ı Muhterem, Sevgili Kardeşlerim,
Bunlar farklı farklı uygulamalardan bazı örnekler. Şimdi şunu söylemekte herhalde fayda var. Geleneksel masonluğun, muntazam masonluğun temel ilkeleriyle tutarlı kaldığımız sürece, uygulamanın doğrusu yanlışı olmaz. Bir ritüel için önemli olan, masonluğun temel değerlerle olan tutarlılığımız ve tabii kendi iç tutarlılığıdır. Şunu da ilave etmek isterim ki bir locanın veya bir büyük locanın kullandığı ritüel sistemi, o locanın veya büyük locanın, masonluk uygulamasına bakış açısının bir yansımasıdır.
Türkiye Büyük Locası’nın ritüellerinin gelişmesini bu çerçevede ele alacak olursak, temel bir kırılma noktası olarak, 1950’lerin ortasında başlayan, 1965’te en güçlü ifadesini bulan ve 1975’de İngiltere Büyük Locası’nın, Türkiye Büyük Locası’nı tanımasıyla neticelenen muntazam masonluğa dahil olma sürecimizi görürüz. Bu sürecin öncesinde Türk masonluğu, muntazam masonluk ailesinin içerisinde değil ve bu süreçle birlikte ciddi bir kimlik değişikliği yaşıyor. Bu değişiklik, Türk masonluğunun ritüellerinde de ciddi bir değişikliğe yol açıyor. Dolayısıyla, Türk masonluğunun ritüellerini, intizam öncesi ve sonrası olmak üzere iki ana dönemde inceleyebiliriz.
1909’da Osmanlı Maşrık-ı Azamı’nın kurulmasından, 1956’da Türkiye Büyük Locası’nın bugünkü idari yapısına kavuşmasına kadar süren intizam öncesi dönemde, Türk masonluğu tarafından kullanılmış 8 tane ritüel var. Bu 8 ritüelin bazısı, müstakil locaların ritüelleri. Ama esas olarak bu dönemin karakteristiğini belirleyen resmi ritüeller, 1910 tarihli Fransızca yazılı Osmanlı Maşrık-ı Azamı ritüeli; 1914 tarihli eski Türkçe yayınlanan Osmanlı Maşrık-ı Azamı ritüeli; 1926 tarihli eski Türkçe yayınlanan Türkiye Maşrık-ı Azamı ritüeli ve 1950 tarihli, Latin alfabesiyle kaleme alınmış Türkiye Mason Derneği (Türkiye Yüksek Şurası) 1. derece ritüeli.
Bu dört ritüel, aralarındaki küçük farklılıklara rağmen, aynı yapıya sahiptir. Hepsi EKSR temellidir. Bunlara Fransız Riti’nden ve yerel unsurlardan bazı katkılar vardır. Bu doğal bir durum; çünkü o zaman Türk masonluğu Yüksek Şuranın hakimiyeti altında. Yüksek Şura da kendi hükmettiği ritin çırak - kalfa - üstad ritüellerini büyük locada uygulatıyor. Fransız Riti’nden unsurlar da muhtemelen, Türk masonluğunun kuruluşunda Grand Orient de France’a bağlı localardan geliyor.
Özetle, Türk masonluğunun intizam öncesi ritüellerini EKSR temelli ritüeller olarak tanımlamak mümkündür. Burada EKSR’den bir önemli farklılık, yeminin kutsal kitaplar üzerine edilmesi şartının olmaması. Yemin kürsüsü var fakat, yemin kürsüsünün üzerinde Skoç Riti’nin anayasası ve kılıç bulunuyor.
İlk defa 1959 senesinde muntazam masonluk tarafından tanınma gayeli bir ritüel değişikliği yapıyor ve 1950 ritüeline yeminin, kutsal kitaplar, gönye ve pergel üzerine edilmesi şartını koyuyoruz. 1959 ritüeli, ilkesel olarak bu ciddi değişikliği getirmekle birlikte, ritüel yapısı olarak büyük bir farklılık getirmez. Aşağı yukarı, 1950 ritüeline kutsal kitaplar, gönye ve pergelin monte edilmesinden ibarettir. Fakat bu değişiklik bir şekilde tatmin edici olmuyor ve o dönemde Türk masonluğunun idaresindeki kardeşlerimiz diyorlar ki, bizim bu eski ritüele yeni unsurları monte etmekle bu iş olmuyor, madem ki biz yeni bir sisteme geçiyoruz, ritüellerimizi olduğu gibi yeniden kaleme alalım, Türk masonluğunun ritüellerini sıfırdan oluşturalım.
Muntazam masonluğa kabul sürecimizde İskoç Büyük Locası’nın büyük yardımı olduğu için de, onların seküler kimliğe sahip Modern Ritüeli’ni almaya karar veriyoruz. İbrahim Hoyi kardeşimizin başkanlığında bir heyet bunu tercümeyle görevlendiriliyor. Ne var ki kardeşler bu ritüeli beğenmiyorlar. Zira, demin de arz etmeye çalıştığım gibi, Modern İskoç Ritüeli meslek inisiyasyonu temelli bir ritüel. O zamana kadar Türk masonluğunun çok sevdiği, çok içini ısıtan bir takım kavramlar yok. Tefekkür hücresi yok, elementler yok, "Kardeşlerim beni öyle tanırlar" ifadesi yok. Bütün bu ifadelerin birden kaldırılması, hiçbir kardeşin hoşuna gitmiyor. O zaman ne yapalım? Deniyor ki, biz bu Modern İskoç Ritüeli’ni tercüme edelim ama eski ritüelden beğendiğimiz unsurları da, buna monte edelim.
Mesela, "Kardeşlerim beni öyle tanırlar" ifadesi mesela tekristeki elementler, mesela tefekkür hücresi. Bu şekilde oluşturulan ritüel, 1967 senesinde bazı pilot localarda kullanılmak üzere yayınlanıyor. 1967 ritüeli, Türk masonluğunun eski ritüel kurgusuna göre ilk farklı ritüeldir. Modern İskoç Ritüeli esasına dayalıdır ama, eski ritüelimizden de birtakım unsurları da içermektedir. Bu ritüel 1969’da kardeşlerden gelen görüşler çerçevesinde gözden geçiriliyor. 1969 ritüeli, Türk masonluğunda öz Türkçe kelimelerin radikal olarak kuulanıldığı bir ritüel olarak karşımıza çıkar.
1969’da "tekris" kalkıyor, yerine "eriştirme" geliyor; “akıl ve hikmet” kalkıyor yerine "bilgelik" geliyor; "mazeret" kalkıyor yerine "özür" geliyor. Fakat bu değişiklikler de kardeşleri rahatsız ediyor, 1971’de yine eski tabirlere dönülüyor. Sözü uzatmayayım, bu süreç 1970’de İngiltere Büyük Locası tarafından tanınmamızla sona eriyor ve aşağı - yukarı bugün kullandığımız ritüelin ana yapısı da bu 1971 ritüeli üzerinedir.
Tabii 1971’den bugüne kadar yaptığımız birçok ritüel değişikliği var. Bunların çok üzerinde durmayacağım. 1976, 1982, 1986, 1989, 1992, 1995, 1997, 2001, 2003 bunların hiçbirinde radikal bir kurgu değişikliği yok. Her birinde bir öncekine göre birkaç küçük bir değişiklik gösteriyor ama bunları üst üste koyduğumuzda 1976 ile 2003 arasında ana yapı aynı olmakla beraber, kaydadeğer farklılıklar görüyoruz.
Üstadı Muhterem, Sevgili Kardeşlerim,
Toparlamaya çalışacağım. Zannediyorum şunu söylememiz mümkün. Türk masonluğunun intizamı benimseme süreci ile birlikte, Eski ve Kabul Edilmiş Skoç Riti ritüellerinden, kozmik çağrışımları daha az olan anglo-sakson Modern İskoç Ritüeli’ne geçtik. Fakat bunu yaparken, intizam öncesi birikimimizi de reddetmedik. Yani eski ritüellerimizden birtakım kozmik unsurları da, yeni ritüellerimize dahil ettik. Böylece, Fransız ekolünün temel kavramlarıyla, İngiliz yapısını örtüştürdük, harmanladık. Bugünkü ritüelimize baktığımız zaman, dünyanın çok çeşitli ritüellerinden, Fransız Riti’nden, EKSR’den, Modern İskoç Ritüeli’nden, Emülasyon’dan hattâ Rektifiye Skoç Riti’nden unsurları görmek mümkündür.
Bu yaptığımız harman, bu yaptığımız sentez, kolay bir sürecin sonunda olmamıştır. Bu süreç, Türk masonluk tarihinde ciddi bir takım tartışmalara yol açmıştır.
Mesela dini unsurların hangi ağırlıkta olması gerektiği tartışılmıştır.
Türk masonluğunda, bütün dünya masonluğunda olan çırak derecesi tablosundaki Yakup’un merdiveni fazla biblik bulunduğu için kaldırılmıştır.
Milli unsurların ne oranda dahil edileceği tartışması yaşanmıştır.
Ankara vadisindeki eski kardeşlerim bilir. 1970’lerin sonunda bayrağa saygı duruşu yapılması konusu Türk masonluğunda gündeme gelmiştir, daha sonra vazgeçilmiştir.
Kullanılacak Türkçe’nin seçimiyle ilgili bir takım tartışmalar yaşanmıştır. Ve tabii yine bu harman içerisinde, birtakım Türk masonluğuna has uygulamalar getirilmiştir.
Mesela bizim ritüellerimizde mabedin aydınlanması, tablonun açılmasına bağlıdır. Bu niye böyledir bilmiyorum, yani bundan hiçbir şikayetim yok, sadece tespit olarak söylüyorum ve bildiğim kadarıyla sadece Türk masonluğunda böyledir. Tahmin ediyorum bu harmanlama süreci, birtakım zuhur eden kendi ürünlerini de yaratmıştır. Tabii şunu da söylemek gerekir; bu değişiklikler çoğu zaman parça parça yapıldığı için, bazı bütünlük kayıplarına da yol açmıştır.
Mesela bugün ritüellerimize baktığımız zaman, bazı yerlerde "harici alem" ifadesi, bazı yerlerde "dış alem" ifadesi geçer. 1969’da hariciden dışa dönülmüştür, daha sonra yine hariciye dönülmüştür. Bu gitgellerde bazı ifadelerin belli ki değiştirilmesi unutulmuştur. Keza yine farklı uygulamaların bir araya getirilmesi kaynaklı bir takım tutarsızlıklar olmuştur. Bunun çok çarpıcı örneklerinden bir tanesi, yemin kürsüsüyle ilgili. Bugün tekris olacak aday yemin kürsüsüne yaklaştırılırken denir ki "adayı Nur’un kaynağına doğru yaklaştırınız." Ondan sonra tartışmalar olur. Nur’un kaynağı yemin kürsüsü müdür, yoksa Nur’un kaynağı Doğu mudur diye. Bütün dünya masonluğunda Nur’un kaynağı istisnasız Doğu’dur. Peki bizdeki bu ifade nedendir? Çünkü bizim bu ifadeyi aldığımız Modern İskoç Ritüeli’nde yemin kürsüsü Doğu’dadır. Üstad-ı muhterem de adayları Doğu’ya davet etmektedir. Ve bunu zarif bir biçimde demektedir: "adayları Nur’un kaynağına getirin." Şimdi biz bu ifadeyi aldık ama yemin kürsümüz o sistemin yerinde değil, York Riti’nin yerinde. Öyle olduğu zaman ikisi bir araya geliyor, "adayları Nur’un kaynağına getiriniz" dendiği zaman da, Nur’un kaynağı Doğu mudur?, yemin kürsüsü müdür? gibi dünyanın hiçbir masonluğunda olmayan bir tartışmayı yaşayabiliyoruz.
Keza yine bu süreç içerisinde bizim yeni tekris edilen kardeşlere yaptığımız Hatip konuşmasından bir ifade var. "Göreviniz, kulun Yaradan’a duyacağı şükran duygusudur" diye, bu “kul” ifadesinin de hiçbir dünya masonluğunda olmadığını sanırım.
Bütün bunlara rağmen şunu söyleyebiliriz. Bugünkü ritüellerimiz, şüphesiz doğrusuyla yanlışıyla ama yerel ve evrensel kültürün çok güzel, çok önemli bir harmanıdır. Ve sanıyorum birçok dünya masonluğu ritüelinden çok daha zengin bir içeriğe sahiptir. Türk masonluğunun tarihi seyri içerisinde birtakım ritüel değişiklikleri elbetteki olmuştur, yaşanmıştır, bu da tarihi gelişmemizin doğal bir sonucudur. Ama şunu da unutmamak gerekir, köklü oturmuş Büyük Localar, ritüellerine sahip çıkarlar, ritüellerini de sık sık değiştirmezler. Bugün de şunu sevinerek görüyorum ki, Türk masonluğunda ritüel değiştirme sürecinin sonuna gelmiştir. En azından, kardeşlerimle paylaştığım zaman bu konuyu, çoklukla bunun sonuna gelmesi yönünde bir heyecanı görüyorum.
Bugünkü ritüellerimiz tarihimizin bir aynasıdır. Ve umarım ki bu halleriyle de, geleceğimize ışık tutacaklardır. Üstadı muhterem, sunmaya çalıştım...
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
2012
,
Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği
,
Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Türkiye Büyük Locası
,
Remzi Sanver
Genel Kurul ve Büyük Loca 5 Mayıs'ta ToplandıHür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği Genel KuruluGenel Kurul 05 Mayıs 2012 saat 09:00'de 501 kardeşin katılımıyla Hilton Convention Center alt salonunda toplandı.
Yapılan üye yoklamasında 501 üyenin hazır bulunduğu anlaşıldı. Dernek Başkanı Remzi Sanver'in açılış konuşması, Ulu Önder Atatürk ve ebediyete intikal eden üyelerimiz için saygı duruşunda bulunulması ve hep birlikte İstiklâl Marşı'nın okunmasından sonra Genel Kurul Divanı'nın oluşturulmasına geçildi. Yapılan seçim sonucunda Divan Başkanlığı'na Ali Ulvi Dönmez, Başkan Yardımcılıklarına Kemal Gönenç ve Murat Çim, Kâtip üyeliklere Selim Örs ve Ergin Koparan seçildiler.
Genel Kurul gündeminde, sırasıyla Yönetim Kurulu faaliyet raporu görüşülerek onaylandı. 2011 yılı Dernek Bilançosu ve gelir gider hesapları; Denetleme Kurulu raporu, 2011 yılı İktisadi İşletmelerin Bilançoları, gelir gider hesapları ve Denetleme Kurulu raporu görüşülerek kabul edildi. Yönetim Kurulu ve Denetleme Kurulu ayrı ayrı ibra edildi.
Gündemin bundan sonraki maddelerinde, Yönetim Kurulu'na her yıl verilmesi mutat olan, mali ve idari yetkilerin verilmesi görüşülerek kabul edildi.
Gündemin son maddesi olan dileklerde söz alan üyeler tarafından, yardım ve hasenat işlerine daha fazla bütçe ayrılabilmesi olanaklarının araştırılması temenni edildi.
Yıpranmakta olan gayrimenkuller konusuna dikkat çekildi. Gelişen teknoloji karşısında internetin daha etkin kullanılabilme imkânları önerildi.Dernek Başkanı Remzi Sanver'in teşekkür konuşmasının ardından, Divan Başkanı Genel Kurulu kapattı.
Genel Kurul'a katılan üyeler, yıllar sonra gündeminde yalnızca Büyük Loca'ya ilişkin konular olan Büyük Loca toplantısına katılmak üzere Genel Kurul'dan ayrıldılar.
Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Türkiye Büyük Locası ToplantısıBüyük Loca 05 Mayıs 2012 saat 11:00'de 504 kardeşin katılımıyla Hilton Convention Center Salonunda toplandı.
Atatürk ve Ebedi Maşrık'a İntikal eden Kardeşler için saygı duruşundan sonra İstiklal Marşı söylendi.
Ritüel Komisyonu tarafından hazırlanan Çırak, Kalfa ve Üstat Derece Ritüelleri ile Tören Ritüelleri oybirliği onaylanarak 01 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmelerine karar verildi.
Pera, Dorlion ve Mersin Geçici Localarına berat verilmesi ile Mersin Şubesinin Ankara Vadisine bağlanması kabul edildi.
Büyük Görevliler Kurulu faaliyet raporu, Büyük Sekreter, Büyük Hatip, Büyük Hasenat Emini, Yasalar Komisyonu, Dış Obediyanslarla İlişkiler Komisyonu raporları okundu ve onaylandı.
Beratları verilen Araştırma Localarından berat harcı alınmaması, İstanbul Vadisinde İtalyanca çalışacak bir özel locanın kurulmasına karar verildi.Çoğu başlarında büyük üstatları ile gelen yabancı delegasyonlar törenle kabul edildi. Temsil edilen büyük Localar:
Slovakya, Montenegro, Bosna Hersek, Malta, Makedonya, Fas, İtalya, Bulgaristan, Portekiz, İspanya, Belçika, İsrail, Almanya, Sırbistan, Macaristan, Romanya ve İsviçre. Toplamda 50 yabancı ziyaretçi gelmişti. Delegasyon başkanlarının konuşmalarına Büyük Üstat Remzi Sanver cevap verdi.
Masonlukta 40, 50 ve 60 yıllarını dolduran kardeşler tanıtıldı; Arnavutluk'ta Kartal Locasının kurulmasında başarı ile çalışan Hasan Ataşoğlu ile ritüel ve tarih çalışmaları için Yavuz Selim Ağaoğlu kardeşlere teşekkür beratları verildi.
Not: Genel Kurul ile Büyük Loca toplantılarını organize eden 212 numaralı Gönül Dostları Loca Kardeşlerine teşekkür ederiz.
60. Yılını Dolduran Kardeşler:1. Halim ERKER
2. Metin HOTİNLİ
3. Şevki FİGEN
4. Bünyamin MİZRAHİ
5. Nihat BOZKURT
6. Bahaettin BURSALI
7. Mehmet Akif AKEV
50. Yılını Dolduran Kardeşler:1. Süreyya ÖNEREN
2. Metin USLU
3. Nejat GÜLEN
4. Jak ALGUADİŞ
5. Edi SİVA
6. Ali Naim SARIKAYA
7. Yüksel HAKMEN
8. Ziya TANALI
9. Yalçın KERMEN
10. Ayhan ARITAMUR
11. Duygun YARSUVAT
12. Doğan Güvenç
13. İbrahim Seyhan ÇELİKOĞLU
14. Samuel MANDEL
Not: 115 kardeş 40. yılını doldurdular.
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
19 Haziran 2010 - 7 Mayıs 2011
,
Remzi Sanver
19 Haziran 2010 tarihinde Türkiye Büyük Locası'nın birinci çekicini teslim aldığımda, camia içerisinde uzun zamandır süregelen idari gerginliklerin zirvesine çıkmış olduğu; Türkiye kamuoyunun gündemine yolsuzluk ve mahkeme haberleriyle gelen; Kardeşlerin moral, inanç ve motivasyonlarının olabilecek en düşük seviyede bulunduğu bir yapının da yönetimini devralmış oldum.
Karşımdaki vahim tabloya yol açan temel unsur benim için aşikârdı. Masonlukla hiç alakası olmayan bir kültür, yıllar içerisinde Masonluğumuza hakim olmuştu. Masonik kavramların evrensel normların dışına çıktığı; Locaların sistem içerisindeki yerinin gitgide zayıfladığı; Kardeşlerin düşüncelerini ifade etmeye çekindikleri; sisteme dair eleştirel yaklaşımların baskıcı yönetim anlayışlarıyla karşılandığı; protokoler yaklaşımların Kardeşliğin üzerine çıktığı; ağdalı nezaket ifadelerinin samimiyetin yerini aldığı bir iklim, Masonluk adı altında yeni kuşaklara takdim ediliyordu. İşin en vahim tarafı da,
"Masonluğun geleneğini korumak" adı altında, bu yozlaşmaya bir eleştirilemezlik hattâ neredeyse dokunulmazlık atfedilmiş olmasıydı. Bırakın Masonluğu, medeni herhangi bir topluluğu çökertecek bu kültürün üzerine bir de örgütsel büyümemizin gerektirdiği idari reformları yıllardır yerine getirememiş olmamız eklenince, ortaya çıkan tablo hiç de şaşırtıcı değildi.
Bir husustan emindim. Bu kültürü kırmadan ve Kardeşlerin sisteme olan inançlarını tazelemeden, Türkiye Büyük Locası'nda herhangi bir kalıcı faydalı iş yapmak mümkün değildi. Uzun yıllar içerisinde oluşmuş bu kültürü bir çırpıda kıramayacağımın farkındaydım elbette ama en azından ona saldıracağımın mesajını vermek zorundaydım. Zira, bu yönde vereceğim bir mesajın, Kardeşlerin morallerinin yükselmesine de katkı yapacağını düşünüyordum. İşe, göreve seçilir seçilmez Konvan'da
(1) yaptığım aşağıdaki konuşmayla başladım:
"Sevgili Kardeşlerim,
Türkiye Büyük Locası'nın birinci çekicini emanet aldığım şu anda, hissettiklerimi kelimelere dökmeye teşebbüs dahi etmeyeceğim. Diğer yandan, dile gelmesi mümkün olmayan bu hislerimi, bu az sayıda faniye nasip olan manevi mertebeyi, mesleğimizin inisiyatik kimliğine borçlu olduğumun bilincindeyim. Onun için, tüm Masonluk hayatımda olduğu gibi, Büyük Üstatlık görevim boyunca da, bu kimliğin gerekleri üzerinde titizlikle ısrar etmek, temel mesuliyetim olacaktır. Mabetteki çalışmalarımızın yanında, her türlü idari eylemin de itici gücü olarak gördüğüm bu kimliği, hiç zedelenmeksizin yeni kuşaklara taşımama taviz vermez kararlılığında olduğumu açıklıkla belirtmek istiyorum.
Mesleğimizde, bu kimliğin tabii bir sonucu olan iki temel özellik vardır. Evvela, Masonluk bir kardeşlik kurumudur. Bu ifade, mesleğimizin birbirine kardeş diyen insanların toplandığı bir yer olmasının çok ötesinde bir mana barındırır. Bizim kardeşliğimiz, her türlü sunilikten arınmış olarak, bir ortak arayışın, bir ortak sorgulamanın, bir ortak heyecanın yarattığı bir kardeşliktir. Tekrisle başlayan inisiyatik sürecin bir doğal sonucudur. Onun için, elimde tuttuğum ve hep otoritenin sembolü olduğunu söylediğimiz bu çekiç, çoğu zaman tüy gibi, dilerim her zaman adaletle, ama kimbilir bazende -Kral Süleyman da insandır- hatalı vuracaktır. Ama sizi temin ederim ki, daima ve istisna kabul etmeksizin, sevgiyle vuracaktır, O halde, elimdeki bu çekici, her şeyden önce, geçici bir süreliğine sizden daha yüksek bir kürsüye oturmuş bir biraderinizin kendi hamtaşını yontmak için kullandığı bir avadanlık olarak görmenizi dilerim.
İkinci olarak, Masonluk bir hürriyet kurumudur. "Hür bir Locada hür bir Mason" terkibinde ifadesini bulan bu özellik, inisiyatik sistemin işleyebilmesinin olmazsa olmaz şartıdır. Bu hürriyet, dogmalardan kurtulmuş bir fikir üretme sürecini içerdiği gibi, bu fikirlerin, hiçbir kayda tabi olmadan ifadesini de gerektirir. Kardeşlerim, kaldırın başınızı yukarı. Hiçbir sınır yok. Sadece mavi gökkubbe ve siz. Eğer herhangi bir Kardeşim, bu çatının altında, evrenin başka hiçbir köşesinde yakalayamayacağı bir hürriyet hissiyle dolmuyorsa, bunun sorumluluğunu Büyük Üstat olarak üzerime alıyorum. Onun için, her Kardeşimin her türlü kanaatini hiçbir müdahale görmeden, hiçbir baskı hissetmeden ifade edebilmesinin; kendisini bu çatı altında başka hiçbir yerde hissedemediği kadar, başı göğe değecek kadar hür hissedebilmesinin teminatı, Masonluğun inisiyatik kimliğinde olduğu kadar, gerekirse, o kimliğin bu çekice yüklediği manevi kudrettedir de. Bu kudret, sözü kesmek değil, yolu açmak içindir. Bu kudret itaat beklemek değil, sorgulamayı teşvik etmek içindir. Bu kudret aynılığın tekdüzeliğini değil, farklılığın ahenkli birliğini temin etmek içindir. Elbette ki, Büyük Üstat Kral Süleyman'dır. Ne var ki bir farkla: Kralın karşısında teba olur. Büyük Üstad'ın karşısında ise hür Mason vardır. Onun için, "Büyük Üstadın eleştirilemeyeceği", bütün Masonlara değil, Büyük Üstada söylenmiş bir sözdür: "Ey Büyük Üstat, sen o Masonsun ki, eleştirilmeyecek biçimde davranmak zorundasın!".
Oswald Wirth Biraderin bir sözü vardır: "Masonluk dünyayı değiştirmeye bir davettir. Ve bu onun gücünün üzerinde değildir. Ama olması gerektiği gibi olması kaydıyla." Mesleğimize dair bu temel perspektifi paylaştığımızı çok iyi biliyorum. Dolayısıyla, Türk Masonluğu için kurduğumuz hayalleri elbirliğiyle gerçek kılacağımızdan da hiç şüphem yok. Böylece Masonluğu, olması gerektiği gibi, dünyayı değiştirecek ve böylece mensuplarına, harici alemde başka hiçbir yerde erişemeyecekleri bir aslanlık ve azadelik hissini veren bir kurum haline getirmenin gururunu da hep birlikte paylaşacağız.
Söylemeye hacet yoktur, bunu sadece Konvan'ı değil, bütün camiayı içerecek şekilde söylüyorum. Bazen Localarımızda bir Kardeşimiz Masonluk hakkında, Masonluğumuz hakkında bir değerlendirme yapıyor ve hemen peşinden başka bir Kardeşimin sesi yükseliyor: "Bu çatı altında bu konuşulmaz". Hayır, bu çatı altında bu konuşulur. Bu çatı altında Masonluğa dair, Masonluğumuza dair her şey konuşulur. Zira, tekrisimizde bize taahhüt edildiği gibi "Masonluk samimi ve ahlaka uygun olan her kanıya saygı gösterir ve her türlü kişisel düşünceyi hoşgörüyle karşılar." Üstad-ı Muhteremlerimizin Loca idare üsluplarına karışmak elbette ki üzerime vazife olmaz. Ancak, burada dile getirmeye çalıştığım "Masonluğun gelenekleri ve tüzükleri içerisinde kayıtsız şartsız kardeşlik ve hürriyet" fikrini Loca Kardeşlerine iletebilirlerse müteşekkir kalırım. Her Kardeşimin bilmesini dilerim ki hür Locada hür Mason vardır, nokta. Ve yine her Kardeşimin bilmesini dilerim ki hür Locada hür Mason vardır ifadesinden sonra gelecek hiçbir "ama"ya Türkiye Büyük Locası Büyük Üstadı müsaade etmez.
Bu görüş ve duygular içinde hepinizi Kardeş sevgisi ve muhabbetiyle kucaklıyor, elbirliğiyle sürdüreceğimiz çalışmaların Büyük Locamız, Localarımız, Masonluk alemi ve insanlık için faydalı olmasını Evrenin Ulu Mimarından tevazu ile niyaz ediyorum."
Bu konuşmam, görev dönemim boyunca sürekli verdiğim mesajı içeriyordu:
"Masonluğun karakteri inisiyatiktir; hürriyet ve kardeşlik, inisiyatik bir kurumun olmazsa olmaz kavramlarıdır; bu kavramları zedeleyecek her uygulama Büyük Üstadı karşısında bulur." Elbette ki bu mesajımı bütün Kardeşlerimin duymasını istiyordum. Dolayısıyla, benzeri içeriğe sahip; ayrıca
"geçmişin kavgaları geçmişte kaldı, artık geleceğe bakma vaktidir" mesajını da veren aşağıdaki levhayı derhal Localarımıza yolladım:
"Sevgili Kardeşlerim,
19 Haziran 2010 tarihinde gerçekleşen Konvanımızla, Türkiye Büyük Locası'nın birinci çekicini teslim almış bulunuyorum. Taşımakla yükümlü olduğum sorumluluğun temelinde, Masonluğun inisiyatik değerlerinin korunmasının yattığının farkındayım. Dolayısıyla, Türkiye Büyük Locası'nın birinci çekicinin bana verdiği yetkileri, kardeşlik ve hürriyet kavramlarının üzerine titremekte kullanacağımdan emin olabilirsiniz. Bu meyandan olmak üzere,
1. Kardeşlerimin -Masonik üslup içerisinde- kendilerini kayıtsız şartsız ifade hürriyetinin;
2. Localarımızın -gelenek, tüzük ve ritüellerimiz çerçevesinde- hiçbir müdahale görmeden çalışma hürriyetinin,
baş muhafızı olduğumu ifade etmek isterim. Kardeşlerimden ve Localarımızdan dileğim, bu hürriyetlere kendilerinin de sahip çıkmalarıdır. Bu sahip çıkışın, ilkelerde tavizsizlik gerektirdiği aşikârdır. Diğer yandan, en az o kadar aşikâr olan bir husus da, ilkelerimizin arkasında durma heyecanının bize Kardeş olduğumuzu unutturmaması gereğidir. Bütün Kardeşlerimi, birbirleriyle olan her türlü ilişkide, bu hususa dikkat etmeye davet ediyorum. Unutmayınız ki Masonluk bir fikir kulübü değil, inisiyatik bir Kardeşlik nizamıdır. Kardeşlik muhabbetini zedeleyecek davranış biçimlerinin bu çatı altında yeri yoktur. Bu vesileyle, Masonlukta görevlerin hizmet makamları olduğunu; başta Büyük Üstatlık olmak üzere bu görevlerden kaynaklanan ezoterik sıfatların birbirimize karşı bir ayrımcılık vesilesi olamayacağını da hatırlatmak isterim.
Mirasçısı olduğumuz geleneğin ihtişamının bilincinde olmak; bu geleneği gelecek nesillere miras bırakmanın sorumluluğunu hücrelerimizde hissetmek zorundayız. Bu bilinç ve sorumluluğa sahip her Kardeşim, sırf Mason olduğu için harici alemde başı dimdik yürüme hakkına sahiptir. Yaşamış olduğumuz sıkıntılı idari süreç geride kalmıştır. Buna benzer bir sürecin çatımız altında bir daha asla yaşanmaması için gereken idari mekanizma reformları en kısa zamanda gerçekleştirilecektir. Bundan böyle, idari meselelerin harici tabiatının Localarımıza ve Masonluğumuza yansıması söz konusu olmayacaktır. Localarımız (Üstad-ı Muhteremlerimizin dirayetli yönetimlerinde) Kardeşliğe, sevgiye ve aydınlanmaya koştuğumuz; zor zamanlarımızda sığındığımız yuvamız olmaya devam edeceklerdir. Velhasıl artık geleceğe bakma vaktidir. Ümitle, heyecanla, inançla...
Kardeş sevgi ve saygılarımla
M. Remzi Sanver
Büyük Üstat"
Kardeşlere yolladığım bu ilk mesajımın önemli bir özelliği, sözlerimi
"Kardeş sevgi ve saygılarımla" diye bitirmemdi. Yıllardır Büyük Üstatlar, Kardeşlere saygı sunmaktan vazgeçmişlerdi. Gökyüzünün kimbilir kaçıncı katına yükseltilmiş olan Büyük Üstatlık makamının yeryüzüne indirilmesini, yozlaşan kültürümüzle mücadelemin önemli bir parçası olarak gördüğümden, işe bu ilk mesajımdaki küçük değişiklikle başladım. Bu değişikliği o kadar çok Kardeşim hemen farketti ve memnuniyetle karşıladı ki yapmayı tasarladıklarımın geniş bir destek bulacağından bir kere daha emin oldum.
Mesajlarımla açıktan karşıma aldığım kültürle mücadelem sadece sözlü olamazdı elbette. Kararlılığımı göstermek için, bu kültürün oluşturduğu statükoyu sarsacak bir adımı bir an evvel atmam gerekiyordu. Yumuşak karnın neresi olduğunu biliyordum. Büyük Görevliler Kurulu'nun yıllardır Masonik hukukun evrensel normlarına ve hattâ cari tüzüklerimize aykırı olarak kullandığı yasama yetkisi. Bunun aklı başında bir insan tarafından savunulabilmesi mümkün değildi. Onun için, ilk iş olarak, Büyük Loca'dan başka hiçbir heyetin Masonik yasama hakkına sahip olmadığını; Büyük Loca dışında yapılan yasamaların bunu yapanın vehminden ibaret olduğunu söyleyen aşağıdaki mesajı Localarımızla paylaştım:
"Masonluğun temel ilkelerinden bir tanesi olan Loca hürriyeti, Localarımızın Masonik faaliyetlerinde, kendi iradeleriyle oluşturdukları Büyük Loca Tüzüğü (BLT) ve Localar Genel Tüzüğü (LGT) haricinde hiçbir sınırlamayı kabul etmemeleri anlamına gelir. Başka bir deyişle Localarımız, BLT ve LGT tarafından açıkça men edilmeyen her türlü Masonik faaliyeti göstermekte hürdürler. Bu hürriyeti teyiden, Localarımızın Masonik faaliyetlerini, karşılığını BLT ve LGT'de bulmaksızın sınırlayan her türlü levha içeriğini ve uygulamayı hükümsüz addettiğimi bilginize sunarım."
Mesajım, Büyük Görevliler Kurulu kararlarıyla Locaların yönetilmesinin kanıksandığı iklime, bir bomba gibi düştü. Statükoyu muhafaza etmek isteyen Kardeşlerim, Büyük Görevliler Kurulu'nun yasama yapmasını açıkça savunamayacaklarından, mesajımın içeriğini Derneğe ait mali ve idari hususlara yaymak suretiyle tahrif ve tahfif etmeye çalıştılar. Personel yönetmeliğini yürürlükten kaldırmış olduğumdan Mason çocuklarının indirimli bağışla tekris hakkını kaldırdığıma uzanan saçma yorumlar silsilesini sabırla dinledim. Bazı Kardeşlerim de Büyük Görevliler Kurulu kararlarını ortadan kaldırdığımı söylediler. Oysa ki Büyük Görevliler Kurulu'nun hangi kararları almaya yetkili, hangilerini almaya yetkisiz olduğu belliydi; benim yaptığım sadece yetkisizce alınan kararların yok hükmünde olduğunu söylemekti. Her halükârda, geniş bir Kardeş kitlesi, ne dediğimi ve ne yapmak istediğimi çok iyi anladı ve destekledi. Levham vicdanlarda kabul gördü ve böylece, üç cümlelik bu Büyük Üstat mesajı, Türkiye Büyük Locası'nda Locaların, Büyük Görevliler Kurulu kararlarıyla yönetildiği uzun bir devri (sanırım bir daha açılmamak üzere) kapattı.
DİPNOTLAR(1) O zaman Büyük Loca'ya Konvan deniyordu !
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
19 Haziran 2010 - 7 Mayıs 2011
,
Remzi Sanver
Localara ne sıklıkta devam edeceğim bir merak konusuydu. Seleflerimin bu konuda birbirinden farklı yaklaşımları olmuştu. Localara devam etmeden, ofisimde idari işlere boğularak yaşayamayacağımı zaten beni bilen bilir. Ancak bu kişisel sebebin dışında da Localara gitmem lazımdı. Zira, kırmaya çalıştığım kültürün temel direklerinden bir tanesi olan
"Büyük Üstatlığın erişilmezliği" anlayışını yok etmem ve Büyük Üstatlık makamını gökten yere indirmem gerekiyordu. Ayrıca, Kardeşlerin yıkılmış morallerini yükseltebilmem de ancak onların arasında bulunmamla mümkün olabilirdi. Nihayet, hedeflediğim kültürel dönüşümün düşünsel altyapısını hazırlamam gerekiyordu. Masonlukla alakası olmayan usul ve alışkanlıkların yer ettiği; yıllardır temel meseleleri hakkında konuşmayan/konuşturulmayan Türk Masonluğunu düşünsel olarak sarsmadan sorunlarımızı çözemezdik. Dolayısıyla Localara düzenli devama ve hattâ davet edilirsem konuşma yapmaya karar verdim.
İlk ziyaretimi, Büyük Üstat seçildikten beş gün sonra, Bodrum Locası'na yaptım. Yaz aylarında olduğumuzdan, Bodrum mabedi Türkiye'nin çeşitli köşelerinden gelmiş Kardeşlerle tamamen doluydu. Herkes ne söyleyeceğimi bekliyordu. Düşündüklerimi gerçekleştirebilmem için güçlü bir mesaj vermem şarttı. Öyle de yaptım. Büyük Loca tarifimizin yanlışlığından başlayan, dernekçilikle Masonluğu birbirinin içine soktuğumuza uzanan ve Masonluğun saf ve kadim değerlerine dönmemiz gerektiğini ifadeyle neticelenen açık ve sert bir sistem eleştirisi getirdim. Koca mabette iki yüz civarında Kardeşim, soluğunu tutmuş beni dinliyordu. Mesajlarımın Kardeşlerimi gerçekten heyecanlandırdığı belliydi. Çıkışta aldığım çok sayıda duygu yüklü tepki sonucunda, Bodrum'dan, doğru istikamette olduğumdan emin olarak ayrıldım. Bu yöndeki mesajları Türkiye'nin her köşesinde vermem gerekiyordu.
Öyle de yaptım. Türkiye'de Masonluk nurunun yandığı her köşeye gittim. Masonluğu vatan sathına yaymayı temel misyonlarımızdan gördüğümden, bilhassa İstanbul, Ankara ve İzmir dışında çalışan Localarımızın yanında olmaya gayret ettim. Her yerde, Masonlukta olması gerekenle olan arasındaki farkı, bu farkı doğuran unsurların tahliliyle birlikte anlattım. Söyledikerimin içeriğinden ziyade, hep birlikte geleceğimiz üzerine düşünüyor ve konuşuyor olmanın önemine inanıyordum. Sistemi sorgulamanın ayıplandığı bir kültürde, ziyaretlerim ve konuşmalarım, camiamız içerisindeki havayı hissedilir biçimde değiştiriyordu. Kardeşlerimin mevcut duruma eleştirilerini rahatlıkla dile getirmeye ve geleceğe güven duymaya başladıklarını görmemek mümkün değildi. Moraller gerçekten yükseliyordu.
Havanın değişmesi, beklediğim eleştirileri de beraberinde getirdi. Bunlardan en çok kulağıma gelen üç tanesi
"Büyük Üstadın konuşma yapmaması gereği", "Verdiğim hürriyet mesajlarının yanlış anlaşıldığı" ve seyahat masraflarımın kaynağının sorgulanmasıydı. Birinci eleştiride bir hikmet vardı. Bence de Büyük Üstatların konuşma yapmamaları uygun olur. Zira konferans, hür bir tartışma ortamını gerektirir. Konuşmacının Büyük Üstat olması, tartışma ortamının hür iklimini zedeleme riskini taşır. Bu düşünceme rağmen, dönemin olağanüstü şartları içerisinde, konuşmalarımın olumlu etkisinin Büyük Üstadın konuşma yapmasının muhtemel zararlarına açık farkla ağır bastığını düşündüm. İkinci eleştirinin samimiyetine hiç bir zaman inanmadım. İfadesini
"Büyük Üstadım, siz çok doğru söylüyorsunuz ama maalesef Kardeşler sizi anlayamıyor" cümlesinde bulan ve Büyük Üstadı doğrudan eleştirmektense Kardeşleri eleştirmeyi tercih eden yaklaşıma saygı duymadığımı söylemekle yetineceğim. Mali konuları diline dolayan üçüncü eleştiri ise basit bir zihniyetin tezahürüydü. Üzüldüm ama kulak arkası ettim.
Fiziken zor dayanılır bir tempo içerisinde Kardeşlerimle her paylaşım imkanını değerlendiriyordum. Bazen bir günde iki şehirde bulunduğum oluyordu. Sadece localarda konuşma yapmakla kalmıyor, eşli yemeklere gidiyor; Çırak sofralarına katılıyordum. Özel hassasiyet gösterdiğim bir konu, gitgide unutmaya başladığımız, Üstad-ı Muhteremliğin Masonluğun en üst ezoterik mertebesi olduğu gerçeğini hatırlatmaktı.
"Büyük Üstat ayağa kalkmaz" icadını daha ilk toplantıda yıkmıştım. Her zaman büyük haz duyarak icra etmiş olduğum Üstad-ı Muhterem is'ad törenleri vesilesiyle
"Büyük Üstat is'ad yapmaz" icadını da yıkmanın mutluluğunu yaşadım. Bütün bu davranışlarımın sonunda hakkımda söylenen
"Büyük Üstatlık makamını ayağa düşürdü" sözünü duyduğum andaki mutluluğumu anlatamam. Amacıma ulaşmıştım. Zira çok iyi biliyordum ki dile getirilen bu rahatsızlığın sebebi, Büyük Üstatlık makamını gökten, eskiden olduğu gibi, yere doğru indirmekte olmamdı.
Loca ziyaretlerimin yarattığı şiddetli etki, kısa süre içerisinde, yaygın ve güçlü bir değişim beklentisini doğurdu. Diğer yandan, göreve başladığım andaki konjonktür, bazı köklü reformları derhal yapmaya hiç de müsait değildi. Büyük Üstat ve Büyük Görevlilerin yeniden seçileceği 2011 Mayısı'ndaki Büyük Loca Toplantısı'na kadar olan on bir aylık süreyi, bu reformları başarabilmemizi sağlayacak politik ve düşünsel zemini oluşturmak için kullanmam gerekiyordu. Bu durum, yükselen beklentiyle birleşince, ortaya ciddi bir risk çıktı. Üzerime yapıştırılmaya çalışılan
"güzel konuşur ama bir şey yapamaz" yaftası. Bu propagandanın etkili olması ve hakkımda böyle bir algı yaratılması, Kardeşlerin liderliğime olan inancını zayıflatırdı ki bu da beni gerçekten bir şey yapamaz hale getirirdi. Bu riski doğrudan göğüslemem gerekiyordu. Onun için konuyu bizzat ve sürekli olarak gündemde tuttum. Her konuşmamda, 2011 Mayıs ayında gerçekleşecek Büyük Loca Toplantısı'na kadar olan bir yıllık dönemin bir tamirat, değerlendirme ve planlama dönemi olduğunu; gerçek adımları atmaya 2011 Mayıs ayından sonra başlamanın mümkün olacağının altını çizdim. Söylediğim makûldü; Kardeşlerimin nezdinde de kabul gördü.
Konuşmalarım ve duruşumla bu riski gidermiş olduğumu düşünmeme rağmen, çıktığımız yürüyüşten geri dönmenin söz konusu olmadığını kararlılıkla vurgulayan bir Büyük Üstat mesajı yayınlamakta fayda gördüm. Büyük Üstatların her yeni yıl öncesinde geleneksel olarak yayınladıkları mesajı buna vesile bildim ve 2011 yılı kutlama mesajıma aşağıdaki paragrafı dahil ettim:
"Görevime başladığım günden bu yana, Localarımızda dünümüzün muhasebesini yapıyor, yarınlarımız üzerine sohbet ediyoruz. Kardeşlerimin, Büyük Locamızın geleceğini, Masonluk geleneğinin en saf halinin üzerinde yükseltmek yönündeki kararlılıkları beni heyecanlandırıyor. Geçen yıllar içerisinde her nasılsa "Masonik gelenek" adı altında bünyemize yerleşmiş icatlardan süratle arınacağımızı görüyor ve seviniyorum. Bundan böyle kapılarımızın Masonluğun kadim değerlerine aykırı anlayışlara sımsıkı kapalı olacağını güçlü bir şekilde hissediyorum. Böyle olunca da, 2011 yılının eşiğinde, Büyük Locamızın ve Türk Masonluğunun geleceğine ümitle bakıyorum."
Neredeyse bir ayda kaleme aldığım bu kısa mesaj, umduğum gibi, ses getirdi. Bilhassa, çok severek kullandığım
"Masonik gelenek adı altında bünyemize yerleşmiş icatlar" ifadesi ciddi tepki çekti. Neydi ki bu icatlar? Masonlukta icat mı olurdu? Hem neyin icat neyin gelenek olduğunu nasıl bilecektik? Ya icatlarla mücadele edelim derken geleneği zedelersek? Bütün bu sorulara, çeşitli vesilelerle muhatap oldum. Sorunun sorulduğu zemine ve tabii ki biraz da içinde bulunduğum ruh haline göre cevap verdim. Başlattığım süreci biraz daha tahrik etmekte fayda gördüğüm zamanlarda (hele ki biraz da hınzır bir ruh hali içerisindeysem)
"Masonluktaki en büyük icat Büyük Loca kavramıdır" diye söze başlayıverdim!
Görev sürem boyunca yaptığım Loca ziyaretlerimde verdiğim mesajlardan maksadını aşanlar mutlaka olmuştur. Buna dair aldığım bazı eleştirilerde hikmet olduğunu kabul ediyorum. Konuşmalarımın kafa karıştırdığına dair eleştiri ise yerden göğe haklıdır. Ama zaten ne yaptıysam kafa karıştırmak içindi. Bütün bu süreç sonunda, Spekülatif Masonluğun üzerinde yükseldiği kadim değerlere dikkat çekip, uyguladığımız Masonluğun gerçek Masonluk olduğundan emin Kardeşlerimi biraz olsun sorgulamaya sevk edebildiysem, ne mutlu bana.
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
19 Haziran 2010 - 7 Mayıs 2011
,
Remzi Sanver
Loca konuşmalarım, olumlu ve güçlü etkilerine rağmen, önemli bir eksiklik taşıyorlardı. Söylediklerim ilgi de çekse; Kardeşlerim katkı da yapsalar, yine de konuşmalarımda tek taraflı bir bilgilendirme havası vardı. Oysa ki ben camiada, Kardeşlerin meselelerimize sahip çıktıkları, yanlışları eleştirdikleri, doğru uygulamaları talep ettikleri bir iklim oluşturmaya çalışıyordum. Bunu monolog havasındaki amatör Loca konuşmalarımla sağlayamazdım. Kardeşlerin ellerini taşın altına koyacakları ve daha profesyonelce yürütülecek bir süreci başlatmam şarttı.
Türkiye Büyük Locası Geleceğini Yapılandırıyor Projesi, böyle bir niyetin ürünü olarak ortaya çıktı. Projeyi, 2010 yaz aylarında, 2011 Mayıs ayında Büyük Üstatlığa bir kere daha aday olacağım Büyük Loca toplantısına kadar devam edecek üç ayaklı bir süreç olarak tasarladım. Bu ayaklardan bir tanesi, daha ziyade günlük uygulamalara dair görüşlerin sorulduğu bütün Kardeşlere açık bir anket; ikincisi, Localarımıza tüzüklerimize dair görüşlerinin sorulması; üçüncüsü de çeşitli konulardaki kurum stratejilerinin görüşüldüğü ve her üç Vadide ayrı ayrı gerçekleşecek geniş katılımlı çalıştaylardı.
Projenin ne derecede başarılı olduğu tartışılır. Projeye başladığımız günlerdeki idari iklimimizden kaynaklanan zorluklar, projenin uygulanmasına da yansıdı. Gerçi proje bu iklimi ortadan kaldırmak için tasarlanmıştı ama o iklimi yaratan anlayış da projeyi zedelemek için elinden geleni yaptı. Buna benim projenin uygulanışına dair yaptığım birkaç taktik hata da eklenince, projeyi ilerletmek ciddi enerji tüketir hale geldi. Başta hayal ettiğim süratte ve istikamette ilerleyemedik. Buna rağmen projeden çıkan birçok ders ve olumlu sonuç oldu. Bunları paylaşmak isterim:
•Anketlerden elde ettiğimiz bilgiyi gereken süratte değerlendirip geri dönüşü sağlayamadık. Bu durumu ve buna yol açan sebepleri düşündükçe halâ üzülürüm. Her şeye rağmen böyle bir anketin yapılmış olmasının dahi Kardeşleri ne kadar heyecanlandırdığını gördüm. Sağlıklı bir yönetişim ve güçlü kurumsal aidiyetler için, gerek Loca, gerek Büyük Loca seviyesinde, Kardeşlerin sesine kulak veren yaklaşımların vazgeçilmezliğini bir kere daha anladım.
•Localarımızdan, tüzüklerimize dair, tahmin ettiğimin çok üzerinde görüş geldi. Bu, belki de, projenin en verimli ayağı oldu. Zira, bütün bu görüşler, 19 Kasım 2011 tarihinde kabul ettiğimiz yeni tüzüklerimize kaynaklık ettiler. Bu kitabın ayrı bir bahsi olarak ele alacağım bu tüzük devrimi başarıya ulaştıysa, bunda projenin bu ayağının katkısı olduğunu düşünüyorum. Fakat belki bundan da önemlisi, çok uzun yıllardır ilk defa, tüzüklerimiz Loca düzeyinde tartışıldı. Bu sayede Locanın, sadece sevgi sohbetleri yapılan bir yer olmadığını; Masonluğumuza dair her türlü konuyu konuşabileceğimiz bir zemini teşkil ettiğini hatırlamış olduk.
•Çalıştaylar çok başarılı geçti. Katılımcılardan (ki bu üç Vadide toplam 500 civarında Kardeştir) büyük memnuniyet ifadesi ve teşekkür aldık. Çalıştay raporları, daha sonraki idari faaliyetlerimize ve bilhassa oluşturduğumuz gayrimenkul stratejisine yol gösterdiler. Çalıştaylarda çok sayıda konuyu bü arada ele almak verimi bir nebze düşürdü ama o günün olağanüstü şartları bunu gerektiriyordu. Ancak bu yöntemin, bundan sonra olağan dönemlerde kurumsal stratejik kararları alırken de kullanılmasında büyük fayda gördüğümü söylemek isterim.
Projeyi olağan bir idari ortamda, daha uzun bir zaman dilimine yayarak uygulayabilseydik çok daha verimli olurdu ama o dönemde bu mümkün değildi. Açıkça söylemek gerekirse benim için bu proje, kendi olmaktan ziyade, içinde bulunduğumuz dönüşüm mücadelesinde kullandığım ve Mayıs 2011'den sonra yapmamızı planladığım köklü değişikliklere zemin teşkil edecek bir avadanlıktı. Bu görevini de mükemmelen yerine getirdi.
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
19 Haziran 2010 - 7 Mayıs 2011
,
Remzi Sanver
Görev dönemimin en çarpıcı olaylarından bir tanesi 19 Ekim 2010 akşamı, Türkiye'nin çok seyredilen programlarından biri olan Teke Tek'te Fatih Altaylı'yla yaptığım dört saati aşkın canlı röportajdı. Benden önce de basın önüne çıkan Büyük Üstatlar vardı elbette ancak televizyonda bu kadar uzun bir canlı yayına çıkmak; üstelik bunu yakın zaman önce Masonluk hakkında çok nezaketsiz bir programın yayınlandığı bir kanalda ve "zor" olarak bilinen bir gazeteciyle gerçekleştirmek tarihimizde bir ilkti. Zaten onun için de program sadece Masonluğumuza değil Türkiye kamuoyuna düşen bir bomba etkisi yarattı. Seyredilme rekorları kırdı. Türkiye'nin her kesiminde günlerce konuşuldu. Habertürk, programı iki defa daha yayınladı. Programın kayıtları, internette çok yüksek erişim kazandı. Ben de böylece Türkiye'nin, küçük de olsa, şöhret sahibi isimlerinden biri oldum!
Programın etkilerini ayrıca değerlendireceğim. Ancak evvela, beni bu programa çıkmaya yönelten saiklerden bahsetmek isterim. Yaygın kanaatin ve aslında normal olanın aksine, kamuoyuna mesaj vermek, bu programı gerçekleştirmeme yol açan sebepler arasında ikincil bir yer alıyordu. Beni tanıyan Kardeşlerim bilirler, "Masonluğun tanıtımı" konusunda geleneksel, hattâ ziyadesiyle muhafazakar bakış açılarına sahibimdir. Bunun, "Masonluğu beğendirmeye ya da savunmaya çalışmak" gibi algılanmasından duyduğum endişe, seleflerimin bu yöndeki teşebbüslerine hep soğuk bakmama yol açmıştır. Tarih ve talih, bu soğuk hattâ bazılarına eleştirel baktığım teşebbüslerden çok daha keskinini bana yaptırdı.
Televizyon programına, bu kısım boyunca anlattığım stratejinin bir parçası olarak çıktım. Yani, aynı Türkiye Büyük Locası Geleceğini Yapılandırıyor Projesi'nde olduğu gibi, benim için program da, kendi olmaktan ziyade, içinde bulunduğumuz dönüşüm mücadelesinde kullandığım ve Mayıs 2011'den sonra yapmamızı planladığım köklü değişikliklere zemin teşkil edecek bir avadanlıktı. Programa çıkmayı üç sebepten kabul ettim:
1. Programın başarılı olması halinde, camiamız içinde yıllardır var olan kamuoyuna mesaj vermek yönünde çok güçlü ve derin bir talebi karşılayacağını görüyordum. O dönemdeki temel çabam Kardeşlerimin morallerini ve motivasyonlarını yükseltmek olduğundan, böyle bir programda Masonluğumuzu başarıyla temsil etmem, buna çok büyük katkıda bulunurdu.
2. Programda başarılı olmam, bazı Kardeşlerimin, sırf değişime engel olmak için, yaşımı ve genel tarzımı bahane ederek liderlik vasıflarım üzerinde tereddüt uyandırma stratejilerini etkisiz kılardı.
3. Yaşadığımız idari kriz ve bunun basına yansımalarından sonra Türk kamuoyuna bir açıklama borcumuz vardı. Bunu hiçbir şey olmamış gibi sessizlikle geçiştirmek kabul edilemezdi. Program, Masonluğa dair sorulabilecek genel soruların yanı sıra, bu özel olayı da kamuoyu önünde göğüslemeye vesile olabilirdi. Üstelik, bunun başarıyla göğüslenmesi, bu olayın camiamız içerisinde yarattığı gerginlikleri de yumuşatabilirdi.
İyi bir program yapabileceğime dair kendime güveniyordum. Riskin büyüklüğünün elbette ki farkındaydım. Ağzımdan çıkabilecek maksadını aşan bir ifade, sadece beni değil bütün camiamızı mahcup edebilirdi. Ancak, bazen kontrol edemediğim egom o noktada bana, bunca yıllık Masonluk birikimimle, böyle bir programda sorulup da biçimsiz cevap vereceğim hiçbir şey olmayacağını düşündürttü. Ben akademisyen değil miydim? Ne biliyorsam onu anlatacaktım. Bilmediğime de "bilmiyorum" diyecektim. Bu yaklaşım bana gayet doğal geldi ve programa çıkmayı kabul ettim.
Programın kesinleşmesi ve tarihinin tespitiyle birlikte, işin zorluğunu hissetmeye başladım. Program tarihi yaklaştıkça, heyecanım ve gerginliğim gitgide artıyordu. Üstelik, programa çıkacağımın duyulmasıyla birlikte, camiada da belirli bir endişenin olduğunu görmek moralimi iyice bozuyordu. 19 Ekim 2010 akşamı, Habertürk'ün Taksim'deki binasından içeri, gerekirse ertesi gün Büyük Loca'ya istifamı sunmaya hazır ve tarihimize "beceriksizce yaptığı televizyon programından dolayı görevden ayrılmak zorunda kalan Büyük Üstat" olarak geçmeye razı bir şekilde girdim.
Neyse ki buna hiç gerek kalmadı. Programın başından sonuna çok rahat ve konulara hakimdim. Doğrusu, canlı yayındaki beş saatin nasıl geçtiğini anlamadım bile. Aralarda temas ettiğim Kardeşlerimden ve yakınlarımdan aldığım çok olumlu sinyallerin moralimi yükseltmesiyle, iyice rahatlamış ve açılmıştım. Stüdyodan ayrıldığımda, çok mutlu ve huzurluydum. Eve sabah dört sularında geldim. Yaşadığım duygusal travma uyumama müsaade etmediğinden, bilgisayar başına oturdum ve programın erken yansımalarını takip etmeye çalıştım. Facebook'a girdiğimde yüze yakın Kardeşimin profil resminin gönye - pergel olduğunu gördüm. O anda, içimden "oldu bu iş" dedim.
Meğer sandığımdan çok fazlası olmuş! Programın camia içindeki etkileri umduğumun çok üzerindeydi. Günler boyunca, her gittiğim Locada coşkuyla karşılandım. Çalışanlarımızdan, Kardeşlerimizin ailelerine uzanan bir yelpazede, aldığım içten teşekkür mesajlarının ardı arkası kesilmedi. Ayrıca kimseden de eleştiri almadım. Sanırım camia içerisinde programın başarısı ve faydasına dair ittifaka yakın bir mutabakat oldu. Program vasıtasıyla camianın moralini yükseltme ve liderliğimi perçinleme hedeflerim, beklediğimin çok üzerinde gerçekleşmişti. Ne var ki hayal dahi edemeyeceğim derecede ve güzellikte ortaya çıkan bir başka sonuç, programın kamuoyuyla ilişkilerimize yaptığı etkiydi. Türkiye'nin her köşesinden ve her kesiminden çok miktarda ve çok olumlu yansımalar aldım. Sosyal medyayı etkin kullandığımdan insanlar bana kolay da ulaşıyorlardı. Gelen destek ve takdir mesajlarından şaşkına dönmüştüm. Türk kamuoyunun geniş bü kesimi için rahatsızlık veren bir muamma olan Masonluk, gizemi bozulmadan, erişilir hale gelmişti. Programın yayınlandığı günden bu satırları yazdığım ana kadar geçen her gün, sokaktaki vatandaşımızın yaklaşımından kamu otoriteleriyle olan ilişkilerimize; üyeliğe başvuru sayısındaki artıştan, Localarımızın olmadığı şehirlerden gelen Mason olma taleplerine uzanan bir yelpazede, programın olumlu etkilerini gördüm.
Programa çıkmakla ciddi bir risk almıştım; bunun çok ciddi bir geri dönüşü oldu. Sanırım, görev sürem boyunca yaptığım her şey unutulsa bile bu hatırlanacak.
Sayesinde, Türkiye tarihine kalacak bir program yaptığımız Fatih Altaylı'ya şükran borçluyum. Çok sorulduğu için söylüyorum. Kendisi Galatasaray'dan ağabeyim olmakla birlikte, şahsen tanışmamız program vesilesiyledir.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim ki bu yaşadığım tecrübeden çıkarttığım önemli bir ders oldu. Kamuoyuna verilecek yerinde ve doğru mesajların hedefine ulaşması pekala mümkünmüş. Dolayısıyla, Büyük Loca'da yönetim sorumluluğu taşıyan Kardeşlerin de kamuoyuyla ilişkileri muhafazakar saiklerle ihmal etme lüksleri yokmuş.
İleride ayrı bir bölümde ele aldığım bu konunun önemini Büyük Üstat olduktan sonra anladım. Ne derler, taç giyen baş... !
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
19 Haziran 2010 - 7 Mayıs 2011
,
Remzi Sanver
Bu dönemde Büyük Görevliler Kurulu ile ilişkilerimin ayrı bir bölüm ayırmaya değecek ilginçlikte olduğunu düşünüyorum. İdari süreçlerdeki en yakın mesai arkadaşlarım olacak Büyük Loca Görevlisi Kardeşlerimin neredeyse tümü, Büyük Üstatlık görevine getirildiğim seçimde, benim dışımdaki adayları desteklemişlerdi. En yakın mesai arkadaşım olacak Büyük Sekreterimiz ise, benimle birlikte Büyük Üstatlığa aday olan Kardeşlerden biriydi. Bu duruma yıllardır, Büyük Görevliler Kurulu'nun sistem içindeki yerine dair almış olduğum eleştirel pozisyon da eklenince, Büyük Görevliler Kurulu ile ilişkilerim, göreve başladığım dönemin en kritik dönemeçlerinden bu tanesi oldu. Temel ilkelerimden taviz vermem söz konusu olamazdı. Ancak, zaten gerginliklerden yıpranmış camiamızın, bü de Büyük Üstat - Büyük Görevliler Kurulu kavgasına tahammülü yoktu. Üstelik, huzuru tesis etmek üzere göreve başlamış bir Büyük Üstadın, yeni gerginliklere yol açmasının yaratacağı çelişkiyi de taşımam kolay değildi.
Bu, benim açımdan o kadar zor bir ikilemdi ki nasıl bu stratejinin doğru olduğunu bir türlü hesaplayamadım. En sonunda, neticede Kardeşler arası bir ilişkiye dayanan bu konuda, hesapsızlık ve stratejisizliğin en doğrusu olduğuna karar verdim. Ben vicdanen doğru bulduğumu yapacaktım. Mesai arkadaşlarımın da öyle yapacaklarına güvendim. Öyle de oldu.
Zannederim ki Büyük Loca Görevlisi Kardeşlerim için bir açıdan kolay, bir açıdan zor bir Büyük Üstat oldum. Kolaylığım, kişisel ilişkilerdeki tarzımdandı. Kimseyi itmedim; herkesi kucakladım. Göreve seçilirken beni desteklememiş olan Kardeşlerime bunu hiç hissettirmedim. Aslında, bu konuyu kendi aklıma bile getirmemek için elimden geleni yaptım. Diğer yandan, aldığım düşünsel pozisyonlar, bazı Büyük Görevli Kardeşlerimi çok zorladı. Bilhassa, Büyük Görevliler Kurulu'nun sistem içerisindeki yerine dair Localarda yaptığım konuşmaların memnuniyetsizlik yarattığını görüyordum. Bu konuşmalarımın, içinde bulunduğumuz dönemle ilgili ya da kişisel algılanmaması için elimden geleni çabayı sarf ettim. Neticede yaptığım bir sistem eleştirisiydi. Üstelik, sadece Büyük Görevliler Kurulu'nun değil, Büyük Üstadın da sistem içerisindeki yerini eleştiriyordum. Böyle dahi olsa, yıllardır başka türlü bir anlayışla yetişmiş ve bu anlayışla Büyük Loca Görevlisi olmuş birçok Kardeşim için bu kabullenmesi kolay bir durum değildi. Bu süreç içerisinde, bazı Büyük Loca Görevlisi Kardeşlerimi ikna etmeyi başardım. Ne var ki ikna olmayanlar bile, mesajlarımın yarattığı rüzgarın kısa zamanda camiaya ne kadar olumlu bir iklim getirdiğini görecek basirete sahiplerdi. Ayrıca hepsi de Büyük Locamızın menfaatlerini kendi kişisel anlayışlarının önüne koyacak olgunlukta Kardeşler olduklarından, söylediklerim akıllarına yatmasa dahi, akışın önünde durmadılar. Doğrusu ya ortada da önünde durulamayacak kadar güçlü bir akış vardı zaten.
Aslında yaşadığımız, Masonluğun gerçek manada devreye girmesiydi. Büyük Loca Görevlisi Kardeşlerimle aramızdaki yıllara dayanan samimi Kardeşlik hisleri ve hukuk, idari anlaşmazlıklara ağır bastı. Hep birlikte ve ortak bir sorumluluk hissiyle, Türk Masonluğuna elbirliğiyle hizmet etmekle görevlendirilmiş Kardeşler olduğumuzun bilinciyle hareket etmeyi başardık. Birbirimize karşı tereddütlerimiz kısa sürede ortadan kalktı. Bu durum, Büyük Görevliler Kurulu toplantılarının iklimine de yansıdı. Uzun zamandır olmadığı kadar huzur dolu toplantılar gerçekleştirdik. Elbette ki sürecin her anı çok kolay ve yumuşak geçmedi. Ancak, bir yıldan kısa bir zaman zarfında, ilkelerimden taviz vermeksizin Büyük Görevliler Kurulu'nun güvenini kazanmıştım. 19 Haziran 2010 tarihindeki seçimlerde Büyük Görevliler Kurulu'nun neredeyse tümü tarafından desteklenmeyen Büyük Üstat, 7 Mayıs 2011 tarihindeki yeniden adaylığında aynı kurulun neredeyse tümü tarafından destekleniyordu.
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
8 Mayıs 2011 - 11 Mayıs 2013
,
Remzi Sanver
Masonik idari sistemimizin belkemiğini teşkil eden tüzüklerimiz, üç önemli sebepten, bize yıllardır yol gösteremez hattâ yanlış yol gösterir durumdaydı.
1. Büyük Loca'nın tarifi yanlıştı. Bu aslında, savaşın niye kaybedildiğini soran komutana verilen "barut bitti" cevabıdır. Büyük Loca'nın mutlak iktidarı temsil ettiği söylenen bir sistemde Büyük Loca tarifiniz yanlışsa, bunun sistem içerisinde yanlış bir yetki dağılımını da beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Nitekim öyle de olmuştu. Locaların temsilcilerinden oluşan ve Locaların ortak iradesini yansıtan Büyük Loca,
"Konvan" adı altında, nereye işaret ettiği bir türlü anlaşılamayan soyut bir Büyük Loca tarifinin organı haline getirildiğinden, iktidarını Büyük Üstat ve Büyük Görevliler Kurulu ile paylaşır hale gelmişti. Zaten, Kardeşler arasındaki yaygın algı da, Büyük Görevliler Kurulunun Büyük Loca olduğuydu. Dolayısıyla, iktidarın gitgide Büyük Üstat ve Büyük Görevliler Kurulu'na kaydığı yukarıdan aşağıya bir yönetim anlayışı sisteme hakim olmuştu. Buna bağlı olarak, aslında sistemin temel taşı olan Localarımız Masonik idarede söz haklarını kaybetmiş, sadece sevgi sohbetlerinin yapıldığı yerler haline gelmişlerdi. Özetle, Loca'dan Büyük Loca'ya giden Masonik örgütlenme modeli bizim tüzüklerimiz tarafından tersine çevrilmiş ve Büyük Loca'dan Loca'ya giden bir yönetim kültürü sistemimize hakim olmuştu.
2. Masonik konular ile Derneği ilgilendiren harici konular tüzüklerimizde içice geçmişti. Dernek tüzüğü fiilen kullanılmaz olmuş; Derneğe dair meseleler Büyük Loca Tüzüğü'ne dahil edilmiş; Dernek Genel Kurulu hukuki bir şekil şartının sağlanmasından ibaret hale dönüşmüş; Büyük Loca'nın toplantısı
"Konvan" adı altında hem Masonik meselelerin hem Dernek meselelerinin görüşüldüğü mutant bir zemin haline gelmiş; böylece ne doğru düzgün Büyük Loca Toplantısı ne de doğru düzgün Dernek Genel Kurulu yapamayan bir yapıya dönüşmüştük. Masonluk ve Dernek kavramlarının bu içice geçmişliğine bağlı olarak Dernek meseleleri Masonik kavramlarla çözülmeye çalışılır hale gelmiş; bu durum Büyük Üstat ve Büyük Görevliler Kuruluna vehmedilen mutlak Masonik iktidarla bir araya gelince, ortaya akçalı meselelerde bile hesap vermeyebileceği düşünülen bir Dernek Başkanı ve Dernek Yönetim Kurulu anlayışı çıkmıştı. Nitekim, yakın zamanlarda yaşadığımız acı idari sürecin kaynağında da bu anlayış vardı.
3. Tüzüklerimiz, yıllar içerisinde parça parça yapılan değişikliklerden dolayı kavramsal bütünlüklerini kaybetmişlerdi. Her metnin bir mantık örgüsü olur. Tüzüklerimizde bu yok olmuştu. O kadar ki, Localara dair, Localar Genel Tüzüğü içerisinde olması gereken hükümleri, Büyük Loca Tüzüğü içerisinde bulur hale gelmiştik.
Temel kavramsal tarifleri yanlış yapılmış ve mantıksal çelişkilerle dolu bir sistem içerisinde doğru iş yapmak mümkün değildir. Zaten gelmiş olduğumuz acı noktanın baş sorumlusu da kavramsal tariflerimiz deki çarpıklıktı. Elbette ki bunların düzelmesiyle her şey birden bire düzelmeyecekti ama bunları düzeltmeden de doğru bir yönetim, hattâ Masonluk kültürünü yerleştirmek mümkün değildi. Onun için tüzüklerimizi düzeltmek birinci ve temel işimiz olmalıydı. Ne var ki bu metinlerin gelmiş oldukları noktada tadil edilerek düzetilmeleri mümkün değildi. Ortadan kaldırılıp, yerlerine doğru ve tutarlı kavramlarla kaleme alınmış; mantık örgüsü sağlam tüzüklerin benimsenmesi gerekiyordu.
Bunun çok zor ve iddialı bir iş olduğunu söylemeye hacet yoktur. Bilhassa Büyük Locanın tarifi meselesi, bu kavramı yanlış benimsediğimiz 1970'lerden bu yana camia içerisinde önemli bir tartışma ve gerginlik konusuydu. Zira, kavramın doğru tarif edilmesi, sistem içerisindeki yetkileri, Büyük Görevliler Kurulu'ndan Localara doğru kaydıracaktı. Dolayısıyla kavram üzerindeki gerginlik, aslında bir Masonik İktidar mücadelesinin gerginliğiydi.Elbette ki bu gerginliği yaşama riskini almak zorundaydım. Zira, Büyük Loca tarifini düzeltmeden Masonluğumuzu doğru anlayıp uygulayamamamız bir yana, Dernek ve Masonluk işlerini de birbirinden ayırabilmemiz mümkün değildi. Onun için öncelikle, hattâ acilen, bu işe giriştim. Daha 7 Mayıs 2011 tarihinde, yani yeniden seçildiğim günkü Büyük Loca toplantısında, tüzüklerimizi yenileyeceğimizi ve bunun için olağanüstü bir Büyük Loca toplantısı düzenleyeceğimi ilan ettim.
Başlayacak tüzük yenilemesi sürecinde, Localardan yaygın destek alacağımdan şüphe etmiyordum. Önemli olan Büyük Görevliler Kurulu'nu ikna edebilmemdi. Tüzük değişikliği nitelikli çoğunluk gerektirdiğinden, Büyük Görevliler Kurulu'nun muhalefet ettiği bir önerinin reddedilme riski yüksekti. Kaldı ki kabul edilse bile, bunun ağız tadı olmazdı. Aslında Büyük Görevliler Kurulundan kategorik bir muhalefet beklemiyordum. Geçen bölümde anlattığım üzere ilişkilerimiz normalleşmişti. Kaldı ki camia yeni bir döneme girmiş; ben de Büyük Görevli Kardeşlerim de yeni seçilmiştik. Üstelik Locaların desteği de çok güçlü olarak arkamdaydı. Buna rağmen, Büyük Görevli Kardeşlerimin bu süreci başlatmaya çekinebileceklerinden endişeliydim. Zira, Türk Masonluğunda son zamanlardaki bütün kapsamlı tüzük değişikliği teşebbüsleri hüsranla sonuçlanmış; bu da doğal olarak bu teşebbüste bulunan Büyük Üstat ve Büyük Loca Görevlileri'nin Masonik idari kariyerleri için hayırlı olmamıştı. Benim gündeme getirdiğim ise, kapsamlı bir değişiklik olmaktan öteye, eski tüzüklerin ortadan kaldırılmasıydı. Buna teşebbüs etmek, Büyük Loca Görevlisi Kardeşlerimin Masonik idari kariyerleri açısından ciddi bir riski almaları anlamına geliyordu. Bunu yapmaları için benim liderliğime güveniyor olmaları lazımdı. Gerçekten güveniyorlar mıydı? Ayrıca, önereceğim değişiklikler yetkilerini kıstığından, bundan ne kadar hoşlanacaklarından da emin değildim. Bütün bu sorular kafamı kurcalıyordu.
Bu satırları yazarken dahi süren bir mahcubiyet hissim var. Zira, bu tereddütlerimin hiçbiri gerçekleşmedi ve Büyük Görevliler Kurulumuz bu süreci daha ilk günden güvenerek, inanarak ve cesaretle destekledi. Hemen altı adımlı bir çalışma programı hazırladık. Buna göre;
1. Ben, Loca görüşlerinden yararlanarak, temel kavramları evrensel normlara uygun yeni bir tüzük metni hazırlayacaktım.
2. Bu metin, her üç Vadinin yönetim kurullarınca değerlendirilecek ve
"Büyük Üstat hazırladı" demeden acımasızca eleştirilecekti.
3. Her üç Vadiden gelen Büyük Loca Görevlilerinden oluşan küçük bir komite benim hazırladığım metni Vadi yönetim kurullarından gelen görüşler çerçevesinde revize edecekti.
4. Revize edilmiş metin ilk Büyük Görevliler Kurulu toplantısında görüşülüp bu defa Kurul tarafından revize edilecekti.
5. Kurul tarafından revize edilen metin Vadi Danışma Kurullarına sunulacaktı.
6. Vadi Danışma Kurullarından gelen görüşler ilk Büyük Görevliler Kurulu toplantısında değerlendirilip metin buna göre yeniden revize edilecek ve nihayet Büyük Loca'ya sunulacaktı.
Programı hazırladığımızda 2011 Mayıs ayı içerisindeydik. Kolay olmasa da, bütün bu işleri 2011 yılı içinde yetiştirmeye karar verdik. Zira, 2011 Kasım ayında Localarımızda seçimler vardı ve Aralık itibarıyla Büyük Loca'nın kompozisyonu değişecekti. Aslında bunun sonucu etkileyeceğini düşünmüyordum çünkü bu konuları bir yıldır Localarda konuşuyorduk ve gelecek dönemin Üstad-ı Muhteremleri de sorunlara aşinaydılar. Yine de Büyük Loca toplantısını, Loca seçimlerinden önce yapmayı önemsedim. Zira, mevcut Üstad-ı Muhteremler, oluşan tecrübeleri ve konulara hakimiyetleriyle, sürecin savrulmaya başlaması halinde buna daha rahat mani olurlardı. Ayrıca, neredeyse tümü bu tarihi dönüşüm sürecine öylesine destek vermişlerdi ki bunun gerçekleşeceği toplantıda Üstad-ı Muhterem olarak bulunmamaları haksızlık olurdu. Neticede, yukarıdaki altı adımlı planı uygulamaya ve olağanüstü Büyük Loca toplantısını 19 Kasım 2011'de düzenlemeye karar verdik.
Birinci adımı, daha 2011 yılı başında, Localardan gelen görüşlerin akabinde zaten atmıştım. Elimin altında bitmiş addedebileceğim bir metin vardı. Sunacağım ilk metnin uzlaşma arama süreçlerinde törpüleneceğini bildiğimden, bunu biraz sivrilttim ve Vadi yönetim kurullarına sundum. Böylece planımızı uygulamaya başladık. Planın uygulanma süreci son derece olumlu ve yapıcı gelişti. Büyük Loca Görevlisi Kardeşlerimin samimi heyecanları gözlerinden okunuyordu. Elbette ki her konuda aynı fikirde değildik ama Türk Masonluğunun geleceği için çok olumlu olacağına inandığımız bir işte ortak akla ulaşmaya çalışıyorduk. Süreci yönetirken, evrensel doğrulardan taviz vermemeye ama her kararın uzlaşıyla alınmasına dikkat ettim. Kardeşlerim de bu konuda son derece yardımcıydı. Hiç kimse kendi doğrusunda ısrarcı olmadı. Yine de zor bir süreçti ve ortalarına doğru bazı noktalarda uzlaşı sağlamakta tıkandık. Birkaç defa, olağanüstü Büyük Loca toplantısını ertelemek gündeme geldi. Hattâ bir seferinde, biraz da hızlı ilerleyememenin getirdiği moral bozulduğuyla, ben de bu fikre sıcak baktım. Ancak, toplantının ertelenmesinin, beklentilerin çok yükseldiği bir ortamda, büyük bir yılgınlık yaratacağının hepimiz farkındaydık. Bu noktada, azmimiz galip geldi ve sağlıklı olduğuna inandığımız bir çözüm bulduk. Uzlaşmakta zorlandığımız konular temel kavramlara değil uygulamaya dairdi. Oysa ana hedefimiz temel kavramların yerli yerine oturtulmasıydı. Uygulama her zaman değiştirilebilir, düzeltilebilirdi. Onun için 19 Kasım toplantısına, üzerinde uzlaştığımız konuları getirmeye; diğerlerini ise bir sonraki Büyük Loca toplantısında ele almaya karar verdik. Bu, benim için tatmin edici bir sonuçtu çünkü uzlaşmayı önemsiyordum ve tüzüklere dair temel sorunları çözmekte uzlaşmıştık.
Planımızı bu yaklaşımla uyguladık; öngördüğümüz takvime yetiştirdik ve yeni tüzüklerimizi 19 Kasım 2011 tarihli Büyük Loca toplantısına, benim imzamla yayınlanan aşağıdaki takdim yazısıyla, sunduk:
Sevgili Kardeşlerim,
Kardeşlerimizin yaygın şekilde bilgilerinde olduğu üzere, Masonluğun yasaları, yazılı olmayan yasalar ve yazılı yasalar olmak üzere iki kaynaktadır. Yazılı olmayan yasalar, Kardeşlik geleneğimizin kadim usul ve örfündedir. Bu yasaların bağlayıcı gücü ve etkisi, Kardeşlerimizin vicdanlarında ortak kabul görmüşlükleri ve devam ettirilmelerine ilişkin ortak inançtır.
Masonluğun yazılı yasalarını, evrensel yazılı yasalar ile yerel yazılı yasalar olarak iki ayrı başlıkta derlemek olasıdır. Operatif Masonluğun eski yükümlülükleri, kadim Landmarklar ve Anderson Anayasası, Masonluğun evrensel yazılı yasalarının başlıca kaynağım oluşturmaktadır. Masonluğun yerel yazılı yasaları ise, o ülkede yaşanan Masonluğun kendine özgülüğünden doğan yazılı mevzuattır.
Türkiye Büyük Locası, Masonluğun evrensel yazılı kaynakları olan eski yükümlülüklere, Landmarklara ve Anderson Anayasası'na dayalı Masonluk anlayışını sürdürmenin yanı sıra, kendi tarihinden ve Masonluk yetkisinden gelen Masonik yasa yapma, yaptığı yasayı değiştirme ve yerine yenisini koyma yetkisinin mutlak hakimi olarak da asırlık tarihi içinde önemli bir birikimin sahibidir.
Yasalarda, duyulan gereksinimler yönünde zaman içinde değişiklikler yapılması doğaldır. Ancak, bu değişikliklerin gerçek bir gereksinimden doğması ve bir faydayı karşılaması gerekir. Masonik hukuku oluşturan mevzuatta da zaman içinde değişikliklerin yapılması kaçınılmaz hale gelmişse, şüphesiz bu değişikliklerin yapılması gerekecektir. Ancak bu gereksinim ve değişiklik, elbette, Büyük Locamızın, Kardeşliğimizin ve Kardeşlerimizin yararını çoğaltmalıdır.
Bugün yürürlükte bulunan Büyük Loca Tüzüğü'nün kökeni, 1 Eylül 1974 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe giren Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Tüzüğü'ne uzanır. 1974 Tüzüğü'nde 24 Nisan 1982, 30 Ekim 1992, 22 Nisan 2000, 9 Aralık 2006, 10 Mayıs 2008 ve 23 Mayıs 2009 tarihlerinde muhtelif değişiklikler yapılmıştır.
Bugün Localar Genel Tüzüğü adıyla kullandığımız Localara ilişkin Masonik yasa ise 30 Nisan 1972 tarihinde kabul edilerek 1 Eylül 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 1972 Tüzüğü'nde 24 Nisan 1982, 27 Nisan 1985, 24 Ekim 1992, 22 Nisan 2000, 11 Aralık 2004, 17 Aralık 2005, 9 Aralık 2006, 10 Mayıs 2008, 23 Mayıs 2009 ve 7 Mayıs 2011 tarihlerinde birçok değişiklikler yapılmıştır.
Gerek Büyük Loca Tüzüğü'nde yapılan, gerekse de Localar Genel Tüzüğü'nde yapılan sayısız değişiklikler, duyulan güncel ihtiyaçları karşılamak gibi olumlu etkilerinin yanı sıra, tüzüklerimizdeki dil birliğinin ve kavramsal bütünlüğün bozulması gibi olumsuzluklara, hattâ çelişik hükümlerin oluşmasına neden olmuştur. Ayrıca, Büyük Loca Tüzüğü ve Localar Genel Tüzüğü'ndeki birçok düzenlemenin gereksiz yinelemeler içerdiği de hepimizin bilgisindedir.
Nihayet ve belki de hepsinden önemlisi, kökeni aslında 1950'li yıllara giden Masonik yasa yapma ve yenileme sürecimizin bizi getirdiği noktada, temel Masonik kavramlarımızın tüzüksel tarifi, dünya normlarının dışına çıkmıştır.
Büyük Loca kavramına yüklediğimiz anlam bunun en çarpıcı örneğidir. O kadar ki, ilk Büyük Loca'nın kurulduğu 1717 yılından bugüne dünyanın her yerinde, istisnasız herkesin "Büyük Loca" adını verdiği yapıya biz "Büyük Loca" demiyoruz; bizim "Büyük Loca" dediğimiz yapıya ise kimse "Büyük Loca" demiyor. Bunun basit bir terminoloji meselesi olmadığı aşikardır. Masonik sistemin bu en önemli kavramının tarifinin evrensel normların dışına çıkması, diğer temel kavramlarımıza da sirayet etmiş; bunun neticesinde sistemimiz içerisindeki Masonik ve idari yetki dağılımı kendimize özel bir hale gelmiştir. Son yıllarda yaşadığımız acı idari süreç, bu kendimize özel Masonik yönetim anlayışının bir neticesidir.
Dünya standartlarında büyük bir Masonik entelektüel birikime sahip olan Büyük Locamızın, Masonik yönetim süreçlerinde de evrensel normları yakalaması gerekmektedir Bunu, mevcut tüzüklerimizi tadil ederek düzeltmenin mümkün olmadığı ortadadır. Yarım yüzyıla yaklaşan hizmet süreleriyle görevlerini fazlasıyla yapmış olan tüzüklerimizin artık tarihteki onurlu yerlerini almalarının ve Masonluk tarihçilerinin hizmetine sunulmalarının zamanı gelmiştir. İhtiyacımız olan, evrensel norm ve tariflere uygun, kendi içinde kavram bütünlüğüne sahip yeni bir tüzüktür. 19 Kasım 2011 tarihli Konvanımıza arz edilen Büyük Loca Tüzüğü, mevcut mevzuatımıza göre, bu yönde büyük bir ilerlemeyi teşkil etmektedir.
Önerilen tüzükteki en önemli değişiklik, Büyük Loca kavramının evrensel normlara uygun olarak -yani halihazırdaki Konvanımızın tarif edildiği şekilde- tarif edilmesidir. Buna bağlı olarak,
1- Masonik sistemimiz içerisindeki çeşitli organ ve kurulların yetkilerinin tarifi evrensel normlara uygun hale gelmiştir. Şöyle ki:
- Önerilen evrensel tarifiyle Büyük Loca (Konvan), Locaların ortak iradesini yansıtan heyet olarak, Masonik yasa ve ritüellerin tespitinde herhangi bir belirsizliğe yer bırakmayacak şekilde, tek yetkili hale gelmiştir. Buna bağlı olarak Locaların Masonik faaliyetlerinin Büyük Loca (Konvan) kararı olmadan kısıtlanmasının önü kapanmıştır.
- Büyük Loca (Konvan) toplantılarına Localar tarafından gündem maddesi önerilmesi kolaylaştırılmıştır.
- Üstad-ı Muhteremler Danışma Kurulları daha etkin hale getirilmiş; bu kurulların senede en az iki defa Büyük Üstadın hazırladığı gündemle genişletilmiş olarak toplanmaları tüzüksel teminat altına alınmış; ayrıca bu kurullara Büyük Loca (Konvan) ve Büyük Görevliler Kurulu toplantılarına gündem maddesi önerme imkanı tanınmıştır.
- Büyük Üstad'ın, "Masonluğun yüksek menfaatleri bahis konusu olduğu vakit uygun gördüğü tedbirleri alma ve uygulama" yetkisinin, bu tasarrufun Büyük Loca (Konvan) onayına sunulma keyfiyetini de beraberinde getirmesi tüzüksel teminat altına alınmıştır.
- Büyük Üstadın, kardeşleri Büyük Loca (Konvan) onayına sunmadan harici aleme iade yetkisi kaldırılmıştır.
- Büyük Görevliler Kumlumun tüzük yorumlama yetkisinin Büyük Loca (Konvan) onayına sunulma keyfiyetini de beraberinde getirmesi tüzüksel teminat altına alınmıştır.
2- Demek Genel Kurul toplantısı ile Büyük Loca (Konvan) toplantısı arasındaki kavram kargaşası giderilmiştir. Böylece, Derneğe ait meselelerle Masonluğa ait meseleleri birbirinden ayırabilmenin kavramsal zemini hazırlanmıştır. Şöyle ki
- Büyük Loca (Konvan) evrensel Masonik yetkilerine kavuşturulurken, Demek Genel Kurulu'nun mali ve idari yetkileri Büyük Loca'nın (Konvan'ın) yetkileri arasında zikredilmemiştir.
- Büyük Görevliler Kurulu'nun Masonik yürütme organı sıfatıyla sahip olduğu yetkilerle, Dernek Yönetim Kumlu sıfatıyla sahip olduğu yetkiler, bu ayırım gözetilerek kaleme alınmıştır.
- Büyük Üstad'm geleneksel Masonik yetkileri korunurken, tek başına Demek Yönetim Kumlu yetkilerini (daha sonra Büyük Görevliler Kurulu'nun onayına sunmak kaydıyla dahi olsa) kullanma yetkisi kaldırılmıştır.
- Komisyonlar da Masonik ve idari karakterlerine göre ayrılmış, Masonik komisyonlar (Yasalar Komisyonu, Ritüel Komisyonu, Dış Obediyanslarla İlişkiler Komisyonu), Büyük Üstat eliyle doğrudan Büyük Loca'ya (Konvan'a); idari komisyonlar ise Büyük Görevliler Kurulu'na bağlanmıştır. Ayrıca, başkanları tüzük tarafından belirlenen birkaç istisnai komisyon haricinde, komisyon başkanlığı yapmak için Büyük Görevli ya da Önceki Büyük Görevli olma şartı kaldırılmıştır.
- Mali hükümler (aidat muafiyetleri, Mason çocuk ve torunlarına indirimli giriş bağışı hakkı, Localara senede bir hariciyi giriş bağışı olmaksızın tekris etme hakkı) Dernek tüzüğüne dahil edilmiştir.
3- Büyük Loca Tüzüğü'ndeki Localara ait hükümlerle Localar Genel Tüzüğü hükümleri arasında var olan tekrarlar ve çelişkiler ortadan kaldırılmış, böylece hem bu durumun yarattığı kavram ve uygulama karmaşaları giderilmiş, hem de dünya normlarına uygun tekil bir temel Masonik yasaya kavuşulmuştur.
Sevgili Kardeşlerim,
Masonik mevzuatımızdaki bu temel kavramsal ve yapısal değişikliklere rağmen, geçmişten bugüne süzülerek gelen birçok uygulamamız muhafaza edilmiştir. Ancak, Localarımızdan gelen yoğun taleplere bağlı olarak
- Büyük Görevliler Kurulu üyeliği süresi üst üste üç dönemle kısıtlanmış;
- Büyük Görevliler Kurulu'na aday adayı olmak için Büyük Loca (Konvan) üyesi olma şartı kaldırılmış;
- "Büyük Loca Müfettişi" ifadesi "Büyük Loca Gözlemcisi" olarak değiştirilmiş ve Büyük Loca gözlemcilerinin Üstad-ı Muhtereme ve Loca çalışmalarına müdahil olamayacakları hususu güçlendirilmiş;
- Yeni Locaların daha güçlü olmalarını sağlayabilmek amacıyla birçok Büyük Loca'da var olan "Geçici Loca" kavramı sistemimize dahil edilmiş ve yeni kurulan Locaların beratlarını almadan evvel bir müddet Geçici Loca olarak faaliyet göstermeleri şartı getirilmiş; ayrıca Loca kuruluşunda yetki Büyük Üstat ve Büyük Loca'ya (Konvan'a) verilmiş;
- Locaların belirli bir Kardeş sayısı altında düştüklerinde kapanma şartları kolaylaştırılmış ancak Localara, kendi arzularıyla birleşme imkanı tanınmış;
- Loca Görevlisi seçimlerine yumuşak bir kademelendirme sistemi getirilmiş;
- Katılmış üyelik kavramı kaldırılmış;
- Eğitim Localarının işlevleri açıklığa kavuşturulmuş;
- Büyük Hasenat Emini'ne Büyük Loca'ya (Konvan'a) Hasenat raporu sunma görevi ve yetkisi verilmiş, böylece Hasenat kavramının Büyük Loca bünyesinde güçlendirilmesinin kavramsal zemini oluşturulmuştur.
Ayrıca, uygulamada zorluk ya da belirsizlik yaratan yahut Büyük Görevliler Kurulu toplantılarının gündemini anlamsız yere işgal eden birçok husus giderilmiştir. Bunlar arasında,
- Büyük Görevliler Kurulu seçimlerinde her seferinde tartışma yaratan oy verme usullerindeki belirsizlik giderilerek, her Vadide, Vadinin kontenjan sayısı kadar adaya oy verme şartı getirilmiştir.
- Büyük Loca Tüzüğü hükümleri bağlayıcı olduklarından ve Localar her halükarda Büyük Loca Tüzüğü'ne aykırı faaliyet gösteremeyeceklerinden, Loca iç tüzüklerinin Büyük Görevliler Kurulu tarafından onaylanma şartı kaldırılmış; iç tüzüklerin yürütülmesi, Üstad-ı Muhteremlere bırakılmıştır. Böylece, Büyük Görevliler Kurulu'nun önemli mesaisini alan bir konunun halline çalışılmıştır.
- Locaların ortak çalışma yapma esaslarındaki belirsizlik giderilmiştir.
- Açık toplantılara dair temel hükümler tüzük hükmü haline getirilmiştir.
- Af kavramının tanımı gereği, Büyük Üstadın af yetkisinin, cezayı sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıracağı hükmü getirilmiştir.
- Kınama cezasının yedi yıl sonra ortadan kalkacağı hükmü getirilmiştir.
- Haysiyet kurulu üyelerinin Locaların belirleyeceği adaylar arasından seçilme şartı kaldırılmış, böylece çok daha geniş bir Kardeş grubuna bu görevleri yapabilme imkanı tanınmıştır.
- İhdas edildiğinden bu yana bir işlev göremediği tespit edilen Vadi Şikayeti Uzlaştırma Kurulları kaldırılmıştır.
- Merkezi özelliğe sahip alanlarda (Dış Obediyanslarla İlişkiler, Ritüel, Yasalar) Vadi komiteleri; yerel özelliğe sahip alanlarda (lokal, sağlık) Büyük Loca komisyonları kaldırılmıştır.
- Araştırma Localarının üzerindeki Masonik araştırma komisyonu kaldırılmış; Araştırma Locaları'nın faaliyet esasları dünya normlarına uygun olarak tarif edilmiştir.
- Komisyon ve komitelerin çalışma usulleri genel esaslara bağlanmış ve böylece Büyük Görevliler Kurulu'nun yıllardır süregelen komisyon/komite yönetmeliği hazırlama/güncelleme mesaisi sonlandırılmıştır.
- Büyük Sekreterliğin üyelik hükümlerine dair yıllardır süregelen ihtiyaçları (Localar arası dosya devri hükümlerinin belirlenmesi; geri çekilen harici tekliflerine dair daha sonra yapılacak işlemlerin belirlenmesi; üyelik işlemlerinde Büyük Sekreter'e -itiraza açık- yorum yetkisi tanınması) giderilmiştir.
- Kardeşliğimize önemli hasarlar veren LGT 99A maddesinin hükümleri kaldırılmış, buna mukabil 35 yılını doldurmuş Kardeşlere talepleri üzerine mali mükellefiyetlerden muafiyet getirilmiş; ayrıca Dernek Yönetim Kurulu'na zaruret içinde bulunan Kardeşlerin (Masonik ve harici yaşları ne olursa olsun) mali mükellefiyetlerini kaldırma/azaltma yetkisi verilmiştir.
- Kardeşlere, genel hukukun bir gereği olarak, aidat borçlarını ödememiş olsalar dahi (geri dönüşte borçlarını ödemek kaydıyla) istifa hakkı tanınmıştır.
- Aidat borcu dolayısıyla üyelikten ayrılan Kardeşlere getirilen ve dünyanın hiçbir yerinde bu durumdaki Kardeşler için kullanılmayan "gayrımuntazam" nitelemesi kaldırılmış, bu Kardeşler (geri dönmek için borçlarını ödeme şartı farkıyla) istifa etmiş Kardeşlerle aynı statüye getirilmişlerdir.
- İstifaen ayrılmış kardeşlerin geri dönüşteki bekleme süreleri kısaltılmış; borçlu Kardeşlerin üyeliğe geri dönüşlerindeki borç tahsil esaslarındaki belirsizlik giderilmiştir.
- Üstad-ı Muhterem'e, devamsız görevliyi (devamsızlığı objektif şartlarla tarif ederek) görevden alma yetkisi tanınmıştır.
- Görevdeyken ceza alan kardeşlerin durumları açıklığa kavuşturulmuştur.
- Mevcut mevzuatımızın bazı yerlerinde "Hürmason" bazı yerlerinde "Mason" olarak kullanılan ifadede birliğe gidilmiş, Türkçe'de -Batı dillerinin aksine- bu iki kavram arasında fark olmadığı ve halihazırda daha yaygın kullanıldığı için "Mason" tabiri tercih edilmiştir.
- Tüzüğün imlasında, ritüellerimizde kısaltılarak kullanılan bize özel kelimelerin büyük harfle yazılması; bunun haricinde Türk Dil Kurumumun imla kurallarının benimsenmesi yolu seçilmiştir.
Nihayet, Dernek tüzüğümüz, Büyük Loca yasalarında yapılması önerilen bu değişikliklere paralel şekilde gözden geçirilmiş ve uzun yıllardır sürdürdüğümüz Masonik kavramlarımız ile harici mevzuatı uyumlandırma çabalarımız yeni ve önemli bir aşama kat etmiştir.
Sevgili Kardeşlerim,
Gelenekleri olan bir Kardeşlik kurumunun temel mevzuatında yapılacak köklü değişiklikler, genel bir mutabakat aranmasını gerektirir. Danışma Kurallarından gelen görüşleri hassasiyetle değerlendirerek ve Büyük Görevliler Kurulumun ittifakıyla oluşturulan metin, doğal olarak, hiçbir kardeşin ideali değildir. Diğer yandan, mevcut mevzuatımıza göre çok büyük ilerlemeler kaydetmekte ve Türk Masonluğumu yirmi birinci yüzyıla taşıyacak bir sürecin temel taşlarını yerleştirmektedir. Her halükarda, bu tespitim, Kardeşlerime vicdani bir baskı oluşturmamalıdır. Büyük Üstad'ın vazifesi doğru bildiğini söylemektir. Nihai karar ise kardeşlerimizin olacaktır.
Kardeş sevgi ve saygılarımla
M. Remzi Sanver
Büyük Üstat"
Doğal olarak, benim ilk hazırladığım metinden Büyük Loca'ya sunduğumuz metne ulaştıran süreçte, gitgide belirginleşen bir muhalefet ortaya çıktı. Bunu bekliyordum. Zira, gerçekleştirmeye çalıştığımız tüzük yenilemesi, görev süremin ilk yılındaki mesajlarımla ortaya koyduğum anlayışın temel yasalarımıza dahil edilmesi anlamına geliyordu ki bu da statükonun sarsılması demekti. Statüko da haklı olarak sesini yükseltti. Tüzüklerin ilk versiyonlarını görüştüğümüz esnada mırıltı halinde başlayan itiraz, Danışma Kurulları ve Büyük Loca Toplantısı'nda açık bir karşı koyuşa dönüştü.
Bu karşı koyuşa Localardan destek gelmeyeceğini biliyordum. Üstelik Büyük Görevliler Kurulu da tek vücuttu. Yine de, değişikliğin nitelikli çoğunluk gerektirmesi beni endişelendiriyordu. Bu noktada oylama usulü kritik önem kazandı. Devrim mahiyetindeki bu değişikliğin, tüzük maddelerini tek tek görüşmek suretiyle gerçekleşemeyeceği ortadaydı. Zira, yüzlerce maddelik bir metni bu usulle görüşmek, günlerce sürecek bir toplantıyı gerektirirdi. Yapüması gereken, bütün paketi bir seferde oylayıp kabul etmekti. Değişikliğe muhalefet eden Kardeşlerim böyle yapmamam için bana haber gönderiyorlardı. Niyetlerinin metni madde madde görüştürüp, sonu gelmeyecek görüşmelerle süreci bloke etmek olduğunu hissediyordum. Ayrıca, belli ki, her şeyin bir seferde oylanması halinde, büyük bir devrimin beş dakikada gerçekleşebileceğinden korkuyorlardı. Ne var ki bu korkunun paralelini ben de yaşıyordum. Paketi bir seferde oylayıp üçte iki çoğunluğu bulamamam halinde, bütün emekler beş dakikada heba olacaktı. Üstelik paketi görüştürmeden oylamak, yönetimimiz açısından tepeden inmeci bir hava yaratırdı ki bu da pakete desteği azaltabilirdi. Bu endişelerle, paketi bir seferde oylatma kararını almaya cesaret edemedim. Ancak, tüzüklerimizi madde madde görüşerek bir yere varamayacağımız da ortadaydı. Oylama usulüne dair bir strateji geliştirmem elzem hale gelmişti. Büyük Loca Görevlisi Kardeşlerimle yaptığım istişareler neticesinde, şu stratejiyi benimsemeye karar verdim.
Tüzükleri madde madde görüşmeye başlayacaktık. Büyük Loca tarifinin yapıldığı birinci madde bütün değişikliğin kalbiydi. Bununla Büyük Loca'nın temayülünü daha en başta yoklamış olacaktık. Eğer birinci madde benimsenmezse, zaten yapacak bir şey yoktu; benimsenirse de bu ana fikrin kabul gördüğü anlamına gelirdi ki o zaman da, belirli bir safhadan sonra, takip eden maddeleri konularına göre gruplandırarak oylamaya sunabilir ve böylece süreci hızlandırabilirdim.19 Kasım 2011 günü gerçekleşen Büyük Loca Toplantısı'na bu stratejiyi benimseyerek girdim. Büyük Loca tarifini içeren birinci maddeyi görüşmeye açtım. Muhalif Kardeşlerim, uzun uzun ve sert ifadelerle söz aldılar. Maddeyi oylamaya sundum; sütunların yani Loca temsilcilerinin neredeyse tümünün desteğiyle ve üçte ikiyi çok aşan bir çoğunlukla kabul edildi. Türkiye Büyük Locası'nın, kendi eseri olan devrimin arkasında olduğunu görmüştüm. Bu iradeyi tecelli ettirmek de artık benim vazifemdi.
İkinci maddeye geçtik. Bu madde, sanırım imla hatalarının düzeltilmesi haricinde, eski tüzüklerdeki ilgili maddenin aynıydı. Muhalif Kardeşlerim burada da uzun uzun söz aldılar. Bunun bir blokaj taktiği olduğu açıktı. Zamana oynayıp, görüşmelerin bitirilmemesini sağlamaya çalışıyorlardı. Ne var ki onların göremedikleri ama benim gördüğüm, uzun uzun konuştukça, sütunlardaki Kardeşlerin yüzlerinin karardığıydı. Strateji değiştirmeye karar verdim. Muhalif Kardeşleri uzun uzun konuşturup, sütunlardaki bıkkınlık ve ümitsizliğin zirveye çıktığı anda,
"Kardeşlerim, görüyorsunuz bu böyle olmuyor; madde madde görüşürsek Büyük Loca'nın birinci maddeyi kabulle ortaya koyduğu irade tecelli edemeyecek; onun için paketin bütününü oylamak zorundayız" diyerek birinci maddede ortaya konan iradeyi paketin bütününe teşmil etmeliydim. Öyle de yaptım. İki küsur saat sonra, öğle yemeği arasına çok az kala, henüz daha dördüncü maddedeyken ve daha görüşülecek yüz küsur madde varken, sütunlardaki ümitsizlik, hayal kırıklığı ve kızgınlık zirvesine çıktığında, epik bir konuşmayla, muhalefet eden Kardeşlerin bazı sözlerinden de yararlanarak, eski tüzüklerin tümünün ortadan kaldırılmasını ve yenilerinin olduğu gibi kabulünü oya sundum. Beş saniye içinde kalkıp inen eller, Türk Masonluğunda bir devrimi gerçekleştirdi. Bunu destekleyen desteklemeyen herkes şaşkındı. Doğrusu ben de.
Büyük Loca Toplantısının peşinden Localarımıza yolladığım aşağıdaki mesajın, 19 Kasım'ın anlam ve önemini iyi ortaya koyduğunu düşünüyorum:
"Sevgili Kardeşlerim,
Türkiye Büyük Locası'nın 19 Kasım 2011 tarihli toplantısında ortaya koyduğu güçlü irade, sadece Masonik yasalarımızı yenilemekle kalmamış, aynı zamanda, Türk Masonluğunda, Masonik iktidarın Locaların ortak iradesine devredildiği yeni bir dönemi de başlatmıştır. Büyük Locamızın yönetim anlayışında, tarihe altın harflerle geçecek bir dönüşümü cesaret ve kararlılıkla gerçekleştiren Büyük Loca üyesi Kardeşlerimi tebrik ediyorum. Bu yeni yönetim anlayışının temel özelliği, hukukun üstünlüğüdür. 19 Kasım 2011 tarihinden itibaren, Türk Masonluğunda ritüel ve yasa yapma yetkisine sahip tek heyet, Locaların ortak iradesini temsil eden Türkiye Büyük Locası'dır. Büyük Üstat da dahil olmak üzere hiçbir Kardeş, kaynağını yasalarımızdan almayan bir hak ya da yetkiye sahip değildir. Buna bağlı olarak her Kardeş, hiçbir baskıyla karşılaşmadan, yasalarımızdan kaynaklanan hak ve yetkilerini kullanabilir.
Tüzüksel teminat altına alınan bu ilkelerin kurum kültürümüzün bir parçası haline gelmeleri elbette ki zaman alacaktır. Bu süreçte en büyük sorumluluk, Masonik sistemin belkemiği olan Üstad-ı Muhteremlerimize düşmektedir. Süleyman Kürsüsü'nde oturan Kardeşlerimden, bir yandan Localarının Masonik yasalarımızdan kaynaklanan haklarına sahip çıkarken, diğer yandan Loca Kardeşlerini kendi haklarına sahip çıkmaya teşvik etmelerini; böylece Büyük Loca toplantımızdan yükselen ışığı Localarımıza taşımalarını rica ediyorum.
Büyük Locamız bünyesindeki saygınlıkların, Masonik unvan ve sıfatlarımızla değil ama Masonluğun inisiyatik kimliğinin ifadesini bulduğu tek zemin olan Localarımızın ortak iradesine gösterilen saygıyla ölçüleceği bu yeni dönemde, bütün Kardeşlerimin bu ışığın anlamını değerlendireceklerinden eminim.
Kardeş sevgi ve saygılarımla
M. Remzi Sanver
Büyük Üstat"
20 Kasım günü bir zafer havasında toplanan Büyük Görevliler Kurulu'nun gündeminde, ertelediğimiz konulara dair tüzük değişikliklerinin görüşülmesi vardı. Böylesine zor ve psikolojik açıdan yıpratıcı bir süreci başarıyla yönetmiş olan heyetimizde, hemen ertesi gün ikinci bir tüzük değişikliği sürecini başlatma heyecanının olmadığını hemen hissettim. Doğrusu, ben hepsinden daha yorgundum. Takip eden günler içerisinde Vadi Danışma Kurullarında yokladığımız nabız da çok heyecanlı atmayınca, Büyük Görevliler Kurulu'nun takip eden toplantısında, 2012 Mayıs ayında gerçekleşecek olağan Büyük Loca toplantısına tüzük değişikliği önerisi getirmeme kararını aldık. Aslında böylece, görev sürem içerisindeki tüzük değişikliği defterini de kapatmış olduk.
Tabii ki ulaştığımız nokta idealim değildi. Tabii ki tüzüksel uygulamalara dair daha yapacak çok işimiz var.
Bilhassa, Büyük Loca'nın kompozisyonu ve toplantı sıklığı, Büyük Üstat ve Büyük Görevliler Kurulu'nun seçim usulleri, Vadi - Şube ilişkilerinin kavramsal alt yapısı, haysiyet kurullarının çalışma esasları gibi önemli konuları ele alamadığımıza üzgünüm. Buna rağmen, bu bölümün başında, tüzüklerimizi bize yanlış yol gösterir hale getirdiğini söylediğim üç sebebin üçünü de ortadan kaldırdık. Büyük Loca'dan Loca'ya değil Loca'dan Büyük Loca'ya giden Loca merkezli bir yönetim anlayışını temel mevzuatımıza dahil ettik. Üstelik bu kadar köklü bir değişimi, camiayı kırmadan, dökmeden gerçekleştirdik. 19 Kasım 2011, 1909'daki kuruluşumuz ve 1960'lardaki geleneksel Masonluk ilkelerine uyum sağlama sürecimizden sonra, tarihimizdeki üçüncü önemli dönüm noktasıdır. Sanıyorum ki Büyük Locamızın kuruluşundan bu yana ilk defa, temel Masonik kavramların istisnasız doğru tarif edildiği; Dernek işleriyle Masonluk işlerini ayrı zeminlerde halletmeye müsaade eden; Locaların hürriyetini ön plana çıkartan tüzüklere sahip olduk.
(1) Yeni tüzüklerimizin, kendi Masonluk anlayışı ve yönetim kültürlerini yaratmaları elbette ki biraz vakit alacak. Onun için, her zaman söylediğim gibi, 19 Kasım'da ne yapıldığının ve bunun nasıl yapıldığının önemi yirmi yıl sonra daha çok anlaşılacak.
DİPNOTLAR(1) Yeni tüzüklerimizin kabulünden sonra yapılan İçişleri Bakanlığı denetiminin raporuna bakıldığında, Dernek Tüzüğü ile Masonik yasalarımızın ayrı ayrı ama ahenkle ifadesinde sorun olmadığı görülmektedir.