Yeni Tüzüklerimizin Kabulü

Posted by Bornocu Ersan | 11 Kasım 2015 Çarşamba | Posted in ,



Masonik idari sistemimizin belkemiğini teşkil eden tüzüklerimiz, üç önemli sebepten, bize yıllardır yol gösteremez hattâ yanlış yol gösterir durumdaydı.

1. Büyük Loca'nın tarifi yanlıştı. Bu aslında, savaşın niye kaybedildiğini soran komutana verilen "barut bitti" cevabıdır. Büyük Loca'nın mutlak iktidarı temsil ettiği söylenen bir sistemde Büyük Loca tarifiniz yanlışsa, bunun sistem içerisinde yanlış bir yetki dağılımını da beraberinde getirmesi kaçınılmazdır. Nitekim öyle de olmuştu. Locaların temsilcilerinden oluşan ve Locaların ortak iradesini yansıtan Büyük Loca, "Konvan" adı altında, nereye işaret ettiği bir türlü anlaşılamayan soyut bir Büyük Loca tarifinin organı haline getirildiğinden, iktidarını Büyük Üstat ve Büyük Görevliler Kurulu ile paylaşır hale gelmişti. Zaten, Kardeşler arasındaki yaygın algı da, Büyük Görevliler Kurulunun Büyük Loca olduğuydu. Dolayısıyla, iktidarın gitgide Büyük Üstat ve Büyük Görevliler Kurulu'na kaydığı yukarıdan aşağıya bir yönetim anlayışı sisteme hakim olmuştu. Buna bağlı olarak, aslında sistemin temel taşı olan Localarımız Masonik idarede söz haklarını kaybetmiş, sadece sevgi sohbetlerinin yapıldığı yerler haline gelmişlerdi. Özetle, Loca'dan Büyük Loca'ya giden Masonik örgütlenme modeli bizim tüzüklerimiz tarafından tersine çevrilmiş ve Büyük Loca'dan Loca'ya giden bir yönetim kültürü sistemimize hakim olmuştu.

2. Masonik konular ile Derneği ilgilendiren harici konular tüzüklerimizde içice geçmişti. Dernek tüzüğü fiilen kullanılmaz olmuş; Derneğe dair meseleler Büyük Loca Tüzüğü'ne dahil edilmiş; Dernek Genel Kurulu hukuki bir şekil şartının sağlanmasından ibaret hale dönüşmüş; Büyük Loca'nın toplantısı "Konvan" adı altında hem Masonik meselelerin hem Dernek meselelerinin görüşüldüğü mutant bir zemin haline gelmiş; böylece ne doğru düzgün Büyük Loca Toplantısı ne de doğru düzgün Dernek Genel Kurulu yapamayan bir yapıya dönüşmüştük. Masonluk ve Dernek kavramlarının bu içice geçmişliğine bağlı olarak Dernek meseleleri Masonik kavramlarla çözülmeye çalışılır hale gelmiş; bu durum Büyük Üstat ve Büyük Görevliler Kuruluna vehmedilen mutlak Masonik iktidarla bir araya gelince, ortaya akçalı meselelerde bile hesap vermeyebileceği düşünülen bir Dernek Başkanı ve Dernek Yönetim Kurulu anlayışı çıkmıştı. Nitekim, yakın zamanlarda yaşadığımız acı idari sürecin kaynağında da bu anlayış vardı.

3. Tüzüklerimiz, yıllar içerisinde parça parça yapılan değişikliklerden dolayı kavramsal bütünlüklerini kaybetmişlerdi. Her metnin bir mantık örgüsü olur. Tüzüklerimizde bu yok olmuştu. O kadar ki, Localara dair, Localar Genel Tüzüğü içerisinde olması gereken hükümleri, Büyük Loca Tüzüğü içerisinde bulur hale gelmiştik.

Temel kavramsal tarifleri yanlış yapılmış ve mantıksal çelişkilerle dolu bir sistem içerisinde doğru iş yapmak mümkün değildir. Zaten gelmiş olduğumuz acı noktanın baş sorumlusu da kavramsal tariflerimiz deki çarpıklıktı. Elbette ki bunların düzelmesiyle her şey birden bire düzelmeyecekti ama bunları düzeltmeden de doğru bir yönetim, hattâ Masonluk kültürünü yerleştirmek mümkün değildi. Onun için tüzüklerimizi düzeltmek birinci ve temel işimiz olmalıydı. Ne var ki bu metinlerin gelmiş oldukları noktada tadil edilerek düzetilmeleri mümkün değildi. Ortadan kaldırılıp, yerlerine doğru ve tutarlı kavramlarla kaleme alınmış; mantık örgüsü sağlam tüzüklerin benimsenmesi gerekiyordu.

Bunun çok zor ve iddialı bir iş olduğunu söylemeye hacet yoktur. Bilhassa Büyük Locanın tarifi meselesi, bu kavramı yanlış benimsediğimiz 1970'lerden bu yana camia içerisinde önemli bir tartışma ve gerginlik konusuydu. Zira, kavramın doğru tarif edilmesi, sistem içerisindeki yetkileri, Büyük Görevliler Kurulu'ndan Localara doğru kaydıracaktı. Dolayısıyla kavram üzerindeki gerginlik, aslında bir Masonik İktidar mücadelesinin gerginliğiydi.

Elbette ki bu gerginliği yaşama riskini almak zorundaydım. Zira, Büyük Loca tarifini düzeltmeden Masonluğumuzu doğru anlayıp uygulayamamamız bir yana, Dernek ve Masonluk işlerini de birbirinden ayırabilmemiz mümkün değildi. Onun için öncelikle, hattâ acilen, bu işe giriştim. Daha 7 Mayıs 2011 tarihinde, yani yeniden seçildiğim günkü Büyük Loca toplantısında, tüzüklerimizi yenileyeceğimizi ve bunun için olağanüstü bir Büyük Loca toplantısı düzenleyeceğimi ilan ettim.

Başlayacak tüzük yenilemesi sürecinde, Localardan yaygın destek alacağımdan şüphe etmiyordum. Önemli olan Büyük Görevliler Kurulu'nu ikna edebilmemdi. Tüzük değişikliği nitelikli çoğunluk gerektirdiğinden, Büyük Görevliler Kurulu'nun muhalefet ettiği bir önerinin reddedilme riski yüksekti. Kaldı ki kabul edilse bile, bunun ağız tadı olmazdı. Aslında Büyük Görevliler Kurulundan kategorik bir muhalefet beklemiyordum. Geçen bölümde anlattığım üzere ilişkilerimiz normalleşmişti. Kaldı ki camia yeni bir döneme girmiş; ben de Büyük Görevli Kardeşlerim de yeni seçilmiştik. Üstelik Locaların desteği de çok güçlü olarak arkamdaydı. Buna rağmen, Büyük Görevli Kardeşlerimin bu süreci başlatmaya çekinebileceklerinden endişeliydim. Zira, Türk Masonluğunda son zamanlardaki bütün kapsamlı tüzük değişikliği teşebbüsleri hüsranla sonuçlanmış; bu da doğal olarak bu teşebbüste bulunan Büyük Üstat ve Büyük Loca Görevlileri'nin Masonik idari kariyerleri için hayırlı olmamıştı. Benim gündeme getirdiğim ise, kapsamlı bir değişiklik olmaktan öteye, eski tüzüklerin ortadan kaldırılmasıydı. Buna teşebbüs etmek, Büyük Loca Görevlisi Kardeşlerimin Masonik idari kariyerleri açısından ciddi bir riski almaları anlamına geliyordu. Bunu yapmaları için benim liderliğime güveniyor olmaları lazımdı. Gerçekten güveniyorlar mıydı? Ayrıca, önereceğim değişiklikler yetkilerini kıstığından, bundan ne kadar hoşlanacaklarından da emin değildim. Bütün bu sorular kafamı kurcalıyordu.

Bu satırları yazarken dahi süren bir mahcubiyet hissim var. Zira, bu tereddütlerimin hiçbiri gerçekleşmedi ve Büyük Görevliler Kurulumuz bu süreci daha ilk günden güvenerek, inanarak ve cesaretle destekledi. Hemen altı adımlı bir çalışma programı hazırladık. Buna göre;

1. Ben, Loca görüşlerinden yararlanarak, temel kavramları evrensel normlara uygun yeni bir tüzük metni hazırlayacaktım.

2. Bu metin, her üç Vadinin yönetim kurullarınca değerlendirilecek ve "Büyük Üstat hazırladı" demeden acımasızca eleştirilecekti.

3. Her üç Vadiden gelen Büyük Loca Görevlilerinden oluşan küçük bir komite benim hazırladığım metni Vadi yönetim kurullarından gelen görüşler çerçevesinde revize edecekti.

4. Revize edilmiş metin ilk Büyük Görevliler Kurulu toplantısında görüşülüp bu defa Kurul tarafından revize edilecekti.

5. Kurul tarafından revize edilen metin Vadi Danışma Kurullarına sunulacaktı.

6. Vadi Danışma Kurullarından gelen görüşler ilk Büyük Görevliler Kurulu toplantısında değerlendirilip metin buna göre yeniden revize edilecek ve nihayet Büyük Loca'ya sunulacaktı.

Programı hazırladığımızda 2011 Mayıs ayı içerisindeydik. Kolay olmasa da, bütün bu işleri 2011 yılı içinde yetiştirmeye karar verdik. Zira, 2011 Kasım ayında Localarımızda seçimler vardı ve Aralık itibarıyla Büyük Loca'nın kompozisyonu değişecekti. Aslında bunun sonucu etkileyeceğini düşünmüyordum çünkü bu konuları bir yıldır Localarda konuşuyorduk ve gelecek dönemin Üstad-ı Muhteremleri de sorunlara aşinaydılar. Yine de Büyük Loca toplantısını, Loca seçimlerinden önce yapmayı önemsedim. Zira, mevcut Üstad-ı Muhteremler, oluşan tecrübeleri ve konulara hakimiyetleriyle, sürecin savrulmaya başlaması halinde buna daha rahat mani olurlardı. Ayrıca, neredeyse tümü bu tarihi dönüşüm sürecine öylesine destek vermişlerdi ki bunun gerçekleşeceği toplantıda Üstad-ı Muhterem olarak bulunmamaları haksızlık olurdu. Neticede, yukarıdaki altı adımlı planı uygulamaya ve olağanüstü Büyük Loca toplantısını 19 Kasım 2011'de düzenlemeye karar verdik.

Birinci adımı, daha 2011 yılı başında, Localardan gelen görüşlerin akabinde zaten atmıştım. Elimin altında bitmiş addedebileceğim bir metin vardı. Sunacağım ilk metnin uzlaşma arama süreçlerinde törpüleneceğini bildiğimden, bunu biraz sivrilttim ve Vadi yönetim kurullarına sundum. Böylece planımızı uygulamaya başladık. Planın uygulanma süreci son derece olumlu ve yapıcı gelişti. Büyük Loca Görevlisi Kardeşlerimin samimi heyecanları gözlerinden okunuyordu. Elbette ki her konuda aynı fikirde değildik ama Türk Masonluğunun geleceği için çok olumlu olacağına inandığımız bir işte ortak akla ulaşmaya çalışıyorduk. Süreci yönetirken, evrensel doğrulardan taviz vermemeye ama her kararın uzlaşıyla alınmasına dikkat ettim. Kardeşlerim de bu konuda son derece yardımcıydı. Hiç kimse kendi doğrusunda ısrarcı olmadı. Yine de zor bir süreçti ve ortalarına doğru bazı noktalarda uzlaşı sağlamakta tıkandık. Birkaç defa, olağanüstü Büyük Loca toplantısını ertelemek gündeme geldi. Hattâ bir seferinde, biraz da hızlı ilerleyememenin getirdiği moral bozulduğuyla, ben de bu fikre sıcak baktım. Ancak, toplantının ertelenmesinin, beklentilerin çok yükseldiği bir ortamda, büyük bir yılgınlık yaratacağının hepimiz farkındaydık. Bu noktada, azmimiz galip geldi ve sağlıklı olduğuna inandığımız bir çözüm bulduk. Uzlaşmakta zorlandığımız konular temel kavramlara değil uygulamaya dairdi. Oysa ana hedefimiz temel kavramların yerli yerine oturtulmasıydı. Uygulama her zaman değiştirilebilir, düzeltilebilirdi. Onun için 19 Kasım toplantısına, üzerinde uzlaştığımız konuları getirmeye; diğerlerini ise bir sonraki Büyük Loca toplantısında ele almaya karar verdik. Bu, benim için tatmin edici bir sonuçtu çünkü uzlaşmayı önemsiyordum ve tüzüklere dair temel sorunları çözmekte uzlaşmıştık.

Planımızı bu yaklaşımla uyguladık; öngördüğümüz takvime yetiştirdik ve yeni tüzüklerimizi 19 Kasım 2011 tarihli Büyük Loca toplantısına, benim imzamla yayınlanan aşağıdaki takdim yazısıyla, sunduk:

Sevgili Kardeşlerim,

Kardeşlerimizin yaygın şekilde bilgilerinde olduğu üzere, Masonluğun yasaları, yazılı olmayan yasalar ve yazılı yasalar olmak üzere iki kaynaktadır. Yazılı olmayan yasalar, Kardeşlik geleneğimizin kadim usul ve örfündedir. Bu yasaların bağlayıcı gücü ve etkisi, Kardeşlerimizin vicdanlarında ortak kabul görmüşlükleri ve devam ettirilmelerine ilişkin ortak inançtır.

Masonluğun yazılı yasalarını, evrensel yazılı yasalar ile yerel yazılı yasalar olarak iki ayrı başlıkta derlemek olasıdır. Operatif Masonluğun eski yükümlülükleri, kadim Landmarklar ve Anderson Anayasası, Masonluğun evrensel yazılı yasalarının başlıca kaynağım oluşturmaktadır. Masonluğun yerel yazılı yasaları ise, o ülkede yaşanan Masonluğun kendine özgülüğünden doğan yazılı mevzuattır.

Türkiye Büyük Locası, Masonluğun evrensel yazılı kaynakları olan eski yükümlülüklere, Landmarklara ve Anderson Anayasası'na dayalı Masonluk anlayışını sürdürmenin yanı sıra, kendi tarihinden ve Masonluk yetkisinden gelen Masonik yasa yapma, yaptığı yasayı değiştirme ve yerine yenisini koyma yetkisinin mutlak hakimi olarak da asırlık tarihi içinde önemli bir birikimin sahibidir.

Yasalarda, duyulan gereksinimler yönünde zaman içinde değişiklikler yapılması doğaldır. Ancak, bu değişikliklerin gerçek bir gereksinimden doğması ve bir faydayı karşılaması gerekir. Masonik hukuku oluşturan mevzuatta da zaman içinde değişikliklerin yapılması kaçınılmaz hale gelmişse, şüphesiz bu değişikliklerin yapılması gerekecektir. Ancak bu gereksinim ve değişiklik, elbette, Büyük Locamızın, Kardeşliğimizin ve Kardeşlerimizin yararını çoğaltmalıdır.

Bugün yürürlükte bulunan Büyük Loca Tüzüğü'nün kökeni, 1 Eylül 1974 tarihinde kabul edilerek yürürlüğe giren Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Tüzüğü'ne uzanır. 1974 Tüzüğü'nde 24 Nisan 1982, 30 Ekim 1992, 22 Nisan 2000, 9 Aralık 2006, 10 Mayıs 2008 ve 23 Mayıs 2009 tarihlerinde muhtelif değişiklikler yapılmıştır.

Bugün Localar Genel Tüzüğü adıyla kullandığımız Localara ilişkin Masonik yasa ise 30 Nisan 1972 tarihinde kabul edilerek 1 Eylül 1972 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 1972 Tüzüğü'nde 24 Nisan 1982, 27 Nisan 1985, 24 Ekim 1992, 22 Nisan 2000, 11 Aralık 2004, 17 Aralık 2005, 9 Aralık 2006, 10 Mayıs 2008, 23 Mayıs 2009 ve 7 Mayıs 2011 tarihlerinde birçok değişiklikler yapılmıştır.


Gerek Büyük Loca Tüzüğü'nde yapılan, gerekse de Localar Genel Tüzüğü'nde yapılan sayısız değişiklikler, duyulan güncel ihtiyaçları karşılamak gibi olumlu etkilerinin yanı sıra, tüzüklerimizdeki dil birliğinin ve kavramsal bütünlüğün bozulması gibi olumsuzluklara, hattâ çelişik hükümlerin oluşmasına neden olmuştur. Ayrıca, Büyük Loca Tüzüğü ve Localar Genel Tüzüğü'ndeki birçok düzenlemenin gereksiz yinelemeler içerdiği de hepimizin bilgisindedir.

Nihayet ve belki de hepsinden önemlisi, kökeni aslında 1950'li yıllara giden Masonik yasa yapma ve yenileme sürecimizin bizi getirdiği noktada, temel Masonik kavramlarımızın tüzüksel tarifi, dünya normlarının dışına çıkmıştır.

Büyük Loca kavramına yüklediğimiz anlam bunun en çarpıcı örneğidir. O kadar ki, ilk Büyük Loca'nın kurulduğu 1717 yılından bugüne dünyanın her yerinde, istisnasız herkesin "Büyük Loca" adını verdiği yapıya biz "Büyük Loca" demiyoruz; bizim "Büyük Loca" dediğimiz yapıya ise kimse "Büyük Loca" demiyor. Bunun basit bir terminoloji meselesi olmadığı aşikardır. Masonik sistemin bu en önemli kavramının tarifinin evrensel normların dışına çıkması, diğer temel kavramlarımıza da sirayet etmiş; bunun neticesinde sistemimiz içerisindeki Masonik ve idari yetki dağılımı kendimize özel bir hale gelmiştir. Son yıllarda yaşadığımız acı idari süreç, bu kendimize özel Masonik yönetim anlayışının bir neticesidir.

Dünya standartlarında büyük bir Masonik entelektüel birikime sahip olan Büyük Locamızın, Masonik yönetim süreçlerinde de evrensel normları yakalaması gerekmektedir Bunu, mevcut tüzüklerimizi tadil ederek düzeltmenin mümkün olmadığı ortadadır. Yarım yüzyıla yaklaşan hizmet süreleriyle görevlerini fazlasıyla yapmış olan tüzüklerimizin artık tarihteki onurlu yerlerini almalarının ve Masonluk tarihçilerinin hizmetine sunulmalarının zamanı gelmiştir. İhtiyacımız olan, evrensel norm ve tariflere uygun, kendi içinde kavram bütünlüğüne sahip yeni bir tüzüktür. 19 Kasım 2011 tarihli Konvanımıza arz edilen Büyük Loca Tüzüğü, mevcut mevzuatımıza göre, bu yönde büyük bir ilerlemeyi teşkil etmektedir.

Önerilen tüzükteki en önemli değişiklik, Büyük Loca kavramının evrensel normlara uygun olarak -yani halihazırdaki Konvanımızın tarif edildiği şekilde- tarif edilmesidir. Buna bağlı olarak,


1- Masonik sistemimiz içerisindeki çeşitli organ ve kurulların yetkilerinin tarifi evrensel normlara uygun hale gelmiştir. Şöyle ki:

- Önerilen evrensel tarifiyle Büyük Loca (Konvan), Locaların ortak iradesini yansıtan heyet olarak, Masonik yasa ve ritüellerin tespitinde herhangi bir belirsizliğe yer bırakmayacak şekilde, tek yetkili hale gelmiştir. Buna bağlı olarak Locaların Masonik faaliyetlerinin Büyük Loca (Konvan) kararı olmadan kısıtlanmasının önü kapanmıştır.

- Büyük Loca (Konvan) toplantılarına Localar tarafından gündem maddesi önerilmesi kolaylaştırılmıştır.

- Üstad-ı Muhteremler Danışma Kurulları daha etkin hale getirilmiş; bu kurulların senede en az iki defa Büyük Üstadın hazırladığı gündemle genişletilmiş olarak toplanmaları tüzüksel teminat altına alınmış; ayrıca bu kurullara Büyük Loca (Konvan) ve Büyük Görevliler Kurulu toplantılarına gündem maddesi önerme imkanı tanınmıştır.

- Büyük Üstad'ın, "Masonluğun yüksek menfaatleri bahis konusu olduğu vakit uygun gördüğü tedbirleri alma ve uygulama" yetkisinin, bu tasarrufun Büyük Loca (Konvan) onayına sunulma keyfiyetini de beraberinde getirmesi tüzüksel teminat altına alınmıştır.

- Büyük Üstadın, kardeşleri Büyük Loca (Konvan) onayına sunmadan harici aleme iade yetkisi kaldırılmıştır.

- Büyük Görevliler Kumlumun tüzük yorumlama yetkisinin Büyük Loca (Konvan) onayına sunulma keyfiyetini de beraberinde getirmesi tüzüksel teminat altına alınmıştır.


2- Demek Genel Kurul toplantısı ile Büyük Loca (Konvan) toplantısı arasındaki kavram kargaşası giderilmiştir. Böylece, Derneğe ait meselelerle Masonluğa ait meseleleri birbirinden ayırabilmenin kavramsal zemini hazırlanmıştır. Şöyle ki

- Büyük Loca (Konvan) evrensel Masonik yetkilerine kavuşturulurken, Demek Genel Kurulu'nun mali ve idari yetkileri Büyük Loca'nın (Konvan'ın) yetkileri arasında zikredilmemiştir.

- Büyük Görevliler Kurulu'nun Masonik yürütme organı sıfatıyla sahip olduğu yetkilerle, Dernek Yönetim Kumlu sıfatıyla sahip olduğu yetkiler, bu ayırım gözetilerek kaleme alınmıştır.

- Büyük Üstad'm geleneksel Masonik yetkileri korunurken, tek başına Demek Yönetim Kumlu yetkilerini (daha sonra Büyük Görevliler Kurulu'nun onayına sunmak kaydıyla dahi olsa) kullanma yetkisi kaldırılmıştır.

- Komisyonlar da Masonik ve idari karakterlerine göre ayrılmış, Masonik komisyonlar (Yasalar Komisyonu, Ritüel Komisyonu, Dış Obediyanslarla İlişkiler Komisyonu), Büyük Üstat eliyle doğrudan Büyük Loca'ya (Konvan'a); idari komisyonlar ise Büyük Görevliler Kurulu'na bağlanmıştır. Ayrıca, başkanları tüzük tarafından belirlenen birkaç istisnai komisyon haricinde, komisyon başkanlığı yapmak için Büyük Görevli ya da Önceki Büyük Görevli olma şartı kaldırılmıştır.

- Mali hükümler (aidat muafiyetleri, Mason çocuk ve torunlarına indirimli giriş bağışı hakkı, Localara senede bir hariciyi giriş bağışı olmaksızın tekris etme hakkı) Dernek tüzüğüne dahil edilmiştir.


3- Büyük Loca Tüzüğü'ndeki Localara ait hükümlerle Localar Genel Tüzüğü hükümleri arasında var olan tekrarlar ve çelişkiler ortadan kaldırılmış, böylece hem bu durumun yarattığı kavram ve uygulama karmaşaları giderilmiş, hem de dünya normlarına uygun tekil bir temel Masonik yasaya kavuşulmuştur.

Sevgili Kardeşlerim,

Masonik mevzuatımızdaki bu temel kavramsal ve yapısal değişikliklere rağmen, geçmişten bugüne süzülerek gelen birçok uygulamamız muhafaza edilmiştir. Ancak, Localarımızdan gelen yoğun taleplere bağlı olarak

- Büyük Görevliler Kurulu üyeliği süresi üst üste üç dönemle kısıtlanmış;

- Büyük Görevliler Kurulu'na aday adayı olmak için Büyük Loca (Konvan) üyesi olma şartı kaldırılmış;

- "Büyük Loca Müfettişi" ifadesi "Büyük Loca Gözlemcisi" olarak değiştirilmiş ve Büyük Loca gözlemcilerinin Üstad-ı Muhtereme ve Loca çalışmalarına müdahil olamayacakları hususu güçlendirilmiş;

- Yeni Locaların daha güçlü olmalarını sağlayabilmek amacıyla birçok Büyük Loca'da var olan "Geçici Loca" kavramı sistemimize dahil edilmiş ve yeni kurulan Locaların beratlarını almadan evvel bir müddet Geçici Loca olarak faaliyet göstermeleri şartı getirilmiş; ayrıca Loca kuruluşunda yetki Büyük Üstat ve Büyük Loca'ya (Konvan'a) verilmiş;

- Locaların belirli bir Kardeş sayısı altında düştüklerinde kapanma şartları kolaylaştırılmış ancak Localara, kendi arzularıyla birleşme imkanı tanınmış;

- Loca Görevlisi seçimlerine yumuşak bir kademelendirme sistemi getirilmiş;

- Katılmış üyelik kavramı kaldırılmış;

- Eğitim Localarının işlevleri açıklığa kavuşturulmuş;

- Büyük Hasenat Emini'ne Büyük Loca'ya (Konvan'a) Hasenat raporu sunma görevi ve yetkisi verilmiş, böylece Hasenat kavramının Büyük Loca bünyesinde güçlendirilmesinin kavramsal zemini oluşturulmuştur.

Ayrıca, uygulamada zorluk ya da belirsizlik yaratan yahut Büyük Görevliler Kurulu toplantılarının gündemini anlamsız yere işgal eden birçok husus giderilmiştir. Bunlar arasında,

- Büyük Görevliler Kurulu seçimlerinde her seferinde tartışma yaratan oy verme usullerindeki belirsizlik giderilerek, her Vadide, Vadinin kontenjan sayısı kadar adaya oy verme şartı getirilmiştir.

- Büyük Loca Tüzüğü hükümleri bağlayıcı olduklarından ve Localar her halükarda Büyük Loca Tüzüğü'ne aykırı faaliyet gösteremeyeceklerinden, Loca iç tüzüklerinin Büyük Görevliler Kurulu tarafından onaylanma şartı kaldırılmış; iç tüzüklerin yürütülmesi, Üstad-ı Muhteremlere bırakılmıştır. Böylece, Büyük Görevliler Kurulu'nun önemli mesaisini alan bir konunun halline çalışılmıştır.

- Locaların ortak çalışma yapma esaslarındaki belirsizlik giderilmiştir.

- Açık toplantılara dair temel hükümler tüzük hükmü haline getirilmiştir.

- Af kavramının tanımı gereği, Büyük Üstadın af yetkisinin, cezayı sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldıracağı hükmü getirilmiştir.

- Kınama cezasının yedi yıl sonra ortadan kalkacağı hükmü getirilmiştir.

- Haysiyet kurulu üyelerinin Locaların belirleyeceği adaylar arasından seçilme şartı kaldırılmış, böylece çok daha geniş bir Kardeş grubuna bu görevleri yapabilme imkanı tanınmıştır.

- İhdas edildiğinden bu yana bir işlev göremediği tespit edilen Vadi Şikayeti Uzlaştırma Kurulları kaldırılmıştır.

- Merkezi özelliğe sahip alanlarda (Dış Obediyanslarla İlişkiler, Ritüel, Yasalar) Vadi komiteleri; yerel özelliğe sahip alanlarda (lokal, sağlık) Büyük Loca komisyonları kaldırılmıştır.

- Araştırma Localarının üzerindeki Masonik araştırma komisyonu kaldırılmış; Araştırma Locaları'nın faaliyet esasları dünya normlarına uygun olarak tarif edilmiştir.

- Komisyon ve komitelerin çalışma usulleri genel esaslara bağlanmış ve böylece Büyük Görevliler Kurulu'nun yıllardır süregelen komisyon/komite yönetmeliği hazırlama/güncelleme mesaisi sonlandırılmıştır.

- Büyük Sekreterliğin üyelik hükümlerine dair yıllardır süregelen ihtiyaçları (Localar arası dosya devri hükümlerinin belirlenmesi; geri çekilen harici tekliflerine dair daha sonra yapılacak işlemlerin belirlenmesi; üyelik işlemlerinde Büyük Sekreter'e -itiraza açık- yorum yetkisi tanınması) giderilmiştir.

- Kardeşliğimize önemli hasarlar veren LGT 99A maddesinin hükümleri kaldırılmış, buna mukabil 35 yılını doldurmuş Kardeşlere talepleri üzerine mali mükellefiyetlerden muafiyet getirilmiş; ayrıca Dernek Yönetim Kurulu'na zaruret içinde bulunan Kardeşlerin (Masonik ve harici yaşları ne olursa olsun) mali mükellefiyetlerini kaldırma/azaltma yetkisi verilmiştir.

- Kardeşlere, genel hukukun bir gereği olarak, aidat borçlarını ödememiş olsalar dahi (geri dönüşte borçlarını ödemek kaydıyla) istifa hakkı tanınmıştır.

- Aidat borcu dolayısıyla üyelikten ayrılan Kardeşlere getirilen ve dünyanın hiçbir yerinde bu durumdaki Kardeşler için kullanılmayan "gayrımuntazam" nitelemesi kaldırılmış, bu Kardeşler (geri dönmek için borçlarını ödeme şartı farkıyla) istifa etmiş Kardeşlerle aynı statüye getirilmişlerdir.

- İstifaen ayrılmış kardeşlerin geri dönüşteki bekleme süreleri kısaltılmış; borçlu Kardeşlerin üyeliğe geri dönüşlerindeki borç tahsil esaslarındaki belirsizlik giderilmiştir.

- Üstad-ı Muhterem'e, devamsız görevliyi (devamsızlığı objektif şartlarla tarif ederek) görevden alma yetkisi tanınmıştır.

- Görevdeyken ceza alan kardeşlerin durumları açıklığa kavuşturulmuştur.

- Mevcut mevzuatımızın bazı yerlerinde "Hürmason" bazı yerlerinde "Mason" olarak kullanılan ifadede birliğe gidilmiş, Türkçe'de -Batı dillerinin aksine- bu iki kavram arasında fark olmadığı ve halihazırda daha yaygın kullanıldığı için "Mason" tabiri tercih edilmiştir.

- Tüzüğün imlasında, ritüellerimizde kısaltılarak kullanılan bize özel kelimelerin büyük harfle yazılması; bunun haricinde Türk Dil Kurumumun imla kurallarının benimsenmesi yolu seçilmiştir.

Nihayet, Dernek tüzüğümüz, Büyük Loca yasalarında yapılması önerilen bu değişikliklere paralel şekilde gözden geçirilmiş ve uzun yıllardır sürdürdüğümüz Masonik kavramlarımız ile harici mevzuatı uyumlandırma çabalarımız yeni ve önemli bir aşama kat etmiştir.

Sevgili Kardeşlerim,

Gelenekleri olan bir Kardeşlik kurumunun temel mevzuatında yapılacak köklü değişiklikler, genel bir mutabakat aranmasını gerektirir. Danışma Kurallarından gelen görüşleri hassasiyetle değerlendirerek ve Büyük Görevliler Kurulumun ittifakıyla oluşturulan metin, doğal olarak, hiçbir kardeşin ideali değildir. Diğer yandan, mevcut mevzuatımıza göre çok büyük ilerlemeler kaydetmekte ve Türk Masonluğumu yirmi birinci yüzyıla taşıyacak bir sürecin temel taşlarını yerleştirmektedir. Her halükarda, bu tespitim, Kardeşlerime vicdani bir baskı oluşturmamalıdır. Büyük Üstad'ın vazifesi doğru bildiğini söylemektir. Nihai karar ise kardeşlerimizin olacaktır.

Kardeş sevgi ve saygılarımla

M. Remzi Sanver
Büyük Üstat"

Doğal olarak, benim ilk hazırladığım metinden Büyük Loca'ya sunduğumuz metne ulaştıran süreçte, gitgide belirginleşen bir muhalefet ortaya çıktı. Bunu bekliyordum. Zira, gerçekleştirmeye çalıştığımız tüzük yenilemesi, görev süremin ilk yılındaki mesajlarımla ortaya koyduğum anlayışın temel yasalarımıza dahil edilmesi anlamına geliyordu ki bu da statükonun sarsılması demekti. Statüko da haklı olarak sesini yükseltti. Tüzüklerin ilk versiyonlarını görüştüğümüz esnada mırıltı halinde başlayan itiraz, Danışma Kurulları ve Büyük Loca Toplantısı'nda açık bir karşı koyuşa dönüştü.

Bu karşı koyuşa Localardan destek gelmeyeceğini biliyordum. Üstelik Büyük Görevliler Kurulu da tek vücuttu. Yine de, değişikliğin nitelikli çoğunluk gerektirmesi beni endişelendiriyordu. Bu noktada oylama usulü kritik önem kazandı. Devrim mahiyetindeki bu değişikliğin, tüzük maddelerini tek tek görüşmek suretiyle gerçekleşemeyeceği ortadaydı. Zira, yüzlerce maddelik bir metni bu usulle görüşmek, günlerce sürecek bir toplantıyı gerektirirdi. Yapüması gereken, bütün paketi bir seferde oylayıp kabul etmekti. Değişikliğe muhalefet eden Kardeşlerim böyle yapmamam için bana haber gönderiyorlardı. Niyetlerinin metni madde madde görüştürüp, sonu gelmeyecek görüşmelerle süreci bloke etmek olduğunu hissediyordum. Ayrıca, belli ki, her şeyin bir seferde oylanması halinde, büyük bir devrimin beş dakikada gerçekleşebileceğinden korkuyorlardı. Ne var ki bu korkunun paralelini ben de yaşıyordum. Paketi bir seferde oylayıp üçte iki çoğunluğu bulamamam halinde, bütün emekler beş dakikada heba olacaktı. Üstelik paketi görüştürmeden oylamak, yönetimimiz açısından tepeden inmeci bir hava yaratırdı ki bu da pakete desteği azaltabilirdi. Bu endişelerle, paketi bir seferde oylatma kararını almaya cesaret edemedim. Ancak, tüzüklerimizi madde madde görüşerek bir yere varamayacağımız da ortadaydı. Oylama usulüne dair bir strateji geliştirmem elzem hale gelmişti. Büyük Loca Görevlisi Kardeşlerimle yaptığım istişareler neticesinde, şu stratejiyi benimsemeye karar verdim. Tüzükleri madde madde görüşmeye başlayacaktık. Büyük Loca tarifinin yapıldığı birinci madde bütün değişikliğin kalbiydi. Bununla Büyük Loca'nın temayülünü daha en başta yoklamış olacaktık. Eğer birinci madde benimsenmezse, zaten yapacak bir şey yoktu; benimsenirse de bu ana fikrin kabul gördüğü anlamına gelirdi ki o zaman da, belirli bir safhadan sonra, takip eden maddeleri konularına göre gruplandırarak oylamaya sunabilir ve böylece süreci hızlandırabilirdim.

19 Kasım 2011 günü gerçekleşen Büyük Loca Toplantısı'na bu stratejiyi benimseyerek girdim. Büyük Loca tarifini içeren birinci maddeyi görüşmeye açtım. Muhalif Kardeşlerim, uzun uzun ve sert ifadelerle söz aldılar. Maddeyi oylamaya sundum; sütunların yani Loca temsilcilerinin neredeyse tümünün desteğiyle ve üçte ikiyi çok aşan bir çoğunlukla kabul edildi. Türkiye Büyük Locası'nın, kendi eseri olan devrimin arkasında olduğunu görmüştüm. Bu iradeyi tecelli ettirmek de artık benim vazifemdi.

İkinci maddeye geçtik. Bu madde, sanırım imla hatalarının düzeltilmesi haricinde, eski tüzüklerdeki ilgili maddenin aynıydı. Muhalif Kardeşlerim burada da uzun uzun söz aldılar. Bunun bir blokaj taktiği olduğu açıktı. Zamana oynayıp, görüşmelerin bitirilmemesini sağlamaya çalışıyorlardı. Ne var ki onların göremedikleri ama benim gördüğüm, uzun uzun konuştukça, sütunlardaki Kardeşlerin yüzlerinin karardığıydı. Strateji değiştirmeye karar verdim. Muhalif Kardeşleri uzun uzun konuşturup, sütunlardaki bıkkınlık ve ümitsizliğin zirveye çıktığı anda, "Kardeşlerim, görüyorsunuz bu böyle olmuyor; madde madde görüşürsek Büyük Loca'nın birinci maddeyi kabulle ortaya koyduğu irade tecelli edemeyecek; onun için paketin bütününü oylamak zorundayız" diyerek birinci maddede ortaya konan iradeyi paketin bütününe teşmil etmeliydim. Öyle de yaptım. İki küsur saat sonra, öğle yemeği arasına çok az kala, henüz daha dördüncü maddedeyken ve daha görüşülecek yüz küsur madde varken, sütunlardaki ümitsizlik, hayal kırıklığı ve kızgınlık zirvesine çıktığında, epik bir konuşmayla, muhalefet eden Kardeşlerin bazı sözlerinden de yararlanarak, eski tüzüklerin tümünün ortadan kaldırılmasını ve yenilerinin olduğu gibi kabulünü oya sundum. Beş saniye içinde kalkıp inen eller, Türk Masonluğunda bir devrimi gerçekleştirdi. Bunu destekleyen desteklemeyen herkes şaşkındı. Doğrusu ben de.

Büyük Loca Toplantısının peşinden Localarımıza yolladığım aşağıdaki mesajın, 19 Kasım'ın anlam ve önemini iyi ortaya koyduğunu düşünüyorum:

"Sevgili Kardeşlerim,

Türkiye Büyük Locası'nın 19 Kasım 2011 tarihli toplantısında ortaya koyduğu güçlü irade, sadece Masonik yasalarımızı yenilemekle kalmamış, aynı zamanda, Türk Masonluğunda, Masonik iktidarın Locaların ortak iradesine devredildiği yeni bir dönemi de başlatmıştır. Büyük Locamızın yönetim anlayışında, tarihe altın harflerle geçecek bir dönüşümü cesaret ve kararlılıkla gerçekleştiren Büyük Loca üyesi Kardeşlerimi tebrik ediyorum. Bu yeni yönetim anlayışının temel özelliği, hukukun üstünlüğüdür. 19 Kasım 2011 tarihinden itibaren, Türk Masonluğunda ritüel ve yasa yapma yetkisine sahip tek heyet, Locaların ortak iradesini temsil eden Türkiye Büyük Locası'dır. Büyük Üstat da dahil olmak üzere hiçbir Kardeş, kaynağını yasalarımızdan almayan bir hak ya da yetkiye sahip değildir. Buna bağlı olarak her Kardeş, hiçbir baskıyla karşılaşmadan, yasalarımızdan kaynaklanan hak ve yetkilerini kullanabilir.

Tüzüksel teminat altına alınan bu ilkelerin kurum kültürümüzün bir parçası haline gelmeleri elbette ki zaman alacaktır. Bu süreçte en büyük sorumluluk, Masonik sistemin belkemiği olan Üstad-ı Muhteremlerimize düşmektedir. Süleyman Kürsüsü'nde oturan Kardeşlerimden, bir yandan Localarının Masonik yasalarımızdan kaynaklanan haklarına sahip çıkarken, diğer yandan Loca Kardeşlerini kendi haklarına sahip çıkmaya teşvik etmelerini; böylece Büyük Loca toplantımızdan yükselen ışığı Localarımıza taşımalarını rica ediyorum.

Büyük Locamız bünyesindeki saygınlıkların, Masonik unvan ve sıfatlarımızla değil ama Masonluğun inisiyatik kimliğinin ifadesini bulduğu tek zemin olan Localarımızın ortak iradesine gösterilen saygıyla ölçüleceği bu yeni dönemde, bütün Kardeşlerimin bu ışığın anlamını değerlendireceklerinden eminim.

Kardeş sevgi ve saygılarımla

M. Remzi Sanver
Büyük Üstat"

20 Kasım günü bir zafer havasında toplanan Büyük Görevliler Kurulu'nun gündeminde, ertelediğimiz konulara dair tüzük değişikliklerinin görüşülmesi vardı. Böylesine zor ve psikolojik açıdan yıpratıcı bir süreci başarıyla yönetmiş olan heyetimizde, hemen ertesi gün ikinci bir tüzük değişikliği sürecini başlatma heyecanının olmadığını hemen hissettim. Doğrusu, ben hepsinden daha yorgundum. Takip eden günler içerisinde Vadi Danışma Kurullarında yokladığımız nabız da çok heyecanlı atmayınca, Büyük Görevliler Kurulu'nun takip eden toplantısında, 2012 Mayıs ayında gerçekleşecek olağan Büyük Loca toplantısına tüzük değişikliği önerisi getirmeme kararını aldık. Aslında böylece, görev sürem içerisindeki tüzük değişikliği defterini de kapatmış olduk.

Tabii ki ulaştığımız nokta idealim değildi. Tabii ki tüzüksel uygulamalara dair daha yapacak çok işimiz var. Bilhassa, Büyük Loca'nın kompozisyonu ve toplantı sıklığı, Büyük Üstat ve Büyük Görevliler Kurulu'nun seçim usulleri, Vadi - Şube ilişkilerinin kavramsal alt yapısı, haysiyet kurullarının çalışma esasları gibi önemli konuları ele alamadığımıza üzgünüm. Buna rağmen, bu bölümün başında, tüzüklerimizi bize yanlış yol gösterir hale getirdiğini söylediğim üç sebebin üçünü de ortadan kaldırdık. Büyük Loca'dan Loca'ya değil Loca'dan Büyük Loca'ya giden Loca merkezli bir yönetim anlayışını temel mevzuatımıza dahil ettik. Üstelik bu kadar köklü bir değişimi, camiayı kırmadan, dökmeden gerçekleştirdik. 19 Kasım 2011, 1909'daki kuruluşumuz ve 1960'lardaki geleneksel Masonluk ilkelerine uyum sağlama sürecimizden sonra, tarihimizdeki üçüncü önemli dönüm noktasıdır. Sanıyorum ki Büyük Locamızın kuruluşundan bu yana ilk defa, temel Masonik kavramların istisnasız doğru tarif edildiği; Dernek işleriyle Masonluk işlerini ayrı zeminlerde halletmeye müsaade eden; Locaların hürriyetini ön plana çıkartan tüzüklere sahip olduk.(1) Yeni tüzüklerimizin, kendi Masonluk anlayışı ve yönetim kültürlerini yaratmaları elbette ki biraz vakit alacak. Onun için, her zaman söylediğim gibi, 19 Kasım'da ne yapıldığının ve bunun nasıl yapıldığının önemi yirmi yıl sonra daha çok anlaşılacak.


DİPNOTLAR

(1) Yeni tüzüklerimizin kabulünden sonra yapılan İçişleri Bakanlığı denetiminin raporuna bakıldığında, Dernek Tüzüğü ile Masonik yasalarımızın ayrı ayrı ama ahenkle ifadesinde sorun olmadığı görülmektedir.

Ritüellerimizin Onaylanması

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,



Ritüellerimiz güzeldir ama aynı zamanda sorunludur da. Güzelliklerinin de, sorunlarının da kaynağı aynıdır. Büyük Locamız, 1960'larda, dünyada var olan belli başlı ritüel sistemlerinden birini benimsemektense, farklı ritüel sistemlerini bir araya getirmek suretiyle kendi ritüelini oluşturma yolunu seçmiştir. Ritüellerimizin bu manada "bizim" olmaları, onlara ayrı bir güzellik katmıştır. Diğer yandan, ritüellerimizi oluşturmakta benimsediğimiz eklektik yöntem, çeşitli kavramsal çelişkilere yol açmıştır. Buna bağlı olarak, Büyük Locamız, uzun yıllar boyunca, dünyanın muhtemelen hiçbir Büyük Locasında görülmeyen sıklıkta bir ritüel tartışmaları iklimi ve ritüel değişiklikleri sürecine girmiştir. Bu süreç, bazı çelişkileri gidermiş ve ritüellerimizi büyük ölçüde olgunlaştırmıştır. Bununla birlikte kırk yıl boyunca sık sık ve parça parça ritüel değiştirmenin, üstelik bunu sanki tüzük değiştirircesine uzlaşı arayarak yapmanın sonucu olarak da, bazı kavram karmaşaları, ritüellerimiz de köklü biçimde yer etmiştir.

Büyük Üstatlık görevine başladığımda, bir şeyi iyi biliyordum. Mevcut ritüellerimizdeki yerleşmiş bazı sorunları ritüel tadilatı suretiyle düzeltmek mümkün değildi. Önümde iki seçenek vardı. Ya sil baştan yeni bir ritüel benimseyecektik, ya da mevcut ritüellerimizi (belki bazı açık maddi hataları düzelterek) olduğu gibi muhafaza edecektik. Bu noktada, muhafazakar bir anlayışı benimsedim. Doğru, tüzüklerimize cüretkar bir şekilde yaklaşmaya kararlıydım çünkü bunlar hukuki metinlerdir ve değiştirilmeleri, son tahlilde, sadece aklın konusudur. Ritüel ise, her şeyden evvel, gönlümüze, duygularımıza, ruhumuza hitap eder. Burada yapılacak köklü değişikliklerin ölçülemeyen bir doğası vardır ve asla öngörülemeyecek olumsuz sonuçlara yol açabilirler. Dolayısıyla, kapsamlı bir ritüel değişikliğini hiçbir surette gündemime almadım.

Diğer yandan ritüellerimizin, içerikleri dışında, mutlaka halledilmesi gereken bir başka sorunu da vardı. Masonik hukuk açısından meşruiyetleri. Tüzüklerimize göre, ritüelleri kabule yetkili tek heyet Büyük Loca olmasına rağmen, birçok ritüelimiz Büyük Görevliler Kurulu kararıyla kabul edilmiş ya da değiştirilmişti. Bu, tam manasıyla, Locaların karşı karşıya bnakıldıkları bir emr-i vakiydi. Öyle bir noktaya gelmiştik ki bazı ritüellerimizin, ne zaman, hangi heyet tarafından kabul edilmiş olduğunu bile tespit edemiyorduk. Ayrıca, Büyük Görevliler Kurulu'nun ritüel yapıyor olmasının kanıksanması, ritüellerin daha kolay ve sık değiştirilmesine yol açıyordu. Yapmamız gereken, bütün ritüelleri Büyük Loca'nın onayına sunmaktı. Böylece hem hukuki meşruiyet kazanırlar, hem de konjonktürel kararlarla değiştirilmelerinin önüne geçilirdi. Diğer yandan, bu adımı atmayı anlamlı bulmam için, Localarımızın kendi haklarına sahip çıkma iradesini görmem gerekiyordu. Bu irade olmadan, ritüellere hukuki temel kazandırmak için uğraşmaya değmezdi. Onun için, ritüellerimizi ele almadan evvel, tüzük değişikliği sürecinin sonucunu bekledim.

19 Kasım'ın hemen ertesinde, yeni tüzüklerimiz gereği artık Büyük Üstat eliyle doğrudan Büyük Loca'ya bağlanmış olan Ritüel Komisyonunu, mevcut bütün ritüellerimizi,

1. Yeni tüzüklerimizin getirdiği kavramların ve anlayışın yansıtılması;

2. Açık Türkçe hataları ve mantıksal çelişkilerin düzeltilmesi;

3. Yıllar içerisinde parça parça yapılan değişiklikler neticesinde ritüellerimize dahil olan ancak Masonluğumuzun genel kimliğiyle çelişen unsurların ortadan kaldırılması

ile sınırlı kalacak şekilde gözden geçirmekle görevlendirdim. Ritüelleri Mayıs ayındaki Büyük Loca Toplantısı'na sunmayı hedeflediğimden, Komisyon, gece gündüz, büyük bir ciddiyet ve titizlikle çalıştı. Büyük Görevliler Kurulu, Komisyon tarafından gözden geçirilen ritüelleri, hiçbir değişiklik yapmadan ve bir saatten az bir görüşmeyle, 5 Mayıs 2012 tarihinde toplanacak Büyük Loca'ya sunma kararını aldı. Kurulumuz, Ritüel Komisyonuna güvenmişti. Ritüelleri Büyük Loca'ya benim imzaladığım aşağıdaki takdim yazısıyla sunduk:

"Sevgili Kardeşlerim,

Tüzüklerimiz, ritüel yapma yetkisinin Büyük Locada olduğunu ve devredilemeyeceğini açık biçimde ifade etmektedir. Oysa kullanmakta olduğumuz ritüeller, kimi kısmen kimi de tamamen, Büyük Loca tarafından onaylanmamış metinlerdir. Bu durumun doğurduğu hukuki boşluğu gidermek üzere, ekte takdim edilen:

1. Çırak Derecesi Ritüeli
2. Kalfa Derecesi Ritüeli
3. Üstat Derecesi Ritüeli
4. Büyük Loca Toplantısı Ritüeli
5. Üstad-ı Muhterem İsad Ritüeli
6. Loca Görevlileri İsad Ritüeli
7. Matem Ritüeli
8. Yeni Bir Mabedin Tahsisi Ritüeli
9. Yeni Bir Locanın Kuruluşu Ritüeli
10. Kardeşlik Beratı Teati Ritüeli
11. Agap Ritüeli
12. Mezar Başı Ritüeli
13. Temel Taşı Koyma Ritüeli
14. Masonik Protokol
15. Regalyalar, Önlükler ve Bijular
16. Masonik Kısaltmalar Dizini


Büyük Locamızın onayına sunulmaktadır. Onaya sunulan ritüeller, Büyük Loca Ritüel Komisyonu tarafından "mevcudu mümkün olduğunca muhafaza etme" ilkesi ışığında hazırlanmış ve halihazırda kullanmakta olduğumuz ritüellerde,

1. 19 Kasım 2011 tarihinde gerçekleştirdiğimiz tüzük değişikliğinin getirdiği kavramların ve anlayışın yansıtılması;

2. Açık Türkçe hataları ve mantıksal çehşkilerin düzeltilmesi;

3. Yıllar içerisinde parça parça yapılan değişiklikler neticesinde ritüellerimize dahil olan ancak Masonluğumuzun genel kimliğiyle çelişen unsurların ortadan kaldırılması haricinde değişiklik yapılmamıştır.

Dolayısıyla, bu gündem maddesinin amacı ritüellerimizi değiştirmek değil, kullanmakta olduğumuz ritüellere ve sistemimiz içerisindeki her türlü ritüelik unsura tüzüksel bağlayıcılık kazandırmaktır.

Büyük Loca Tüzüğü'nün 12. maddesinin kendisine yüklediği "gerekli gördüğü Masonik tedbir ve kararların almmasını Büyük Locaya teklif etme" sorumluluğunu taşıyan Büyük Görevliler Kurulumuz, 24 Mart 2012 tarihli toplantısında, konuyu Büyük Locamızın takdirine sunmaya oybirliği ile karar vermiştir.

Kardeş sevgi ve saygılarımla

M. Remzi Sanver
Büyük Üstat"

Teklifimize neredeyse hiçbir olumsuz tepki gelmedi. 5 Mayıs 2012 tarihindeki Büyük Loca toplantısına çok sakin bir iklimde gittik. Ritüellerin parça parça kabulü söz konusu olamayacağından, herhangi bir oylama usulü sorunu da yoktu. Büyük Loca, ritüelleri, 1 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmek üzere oybirliği ile kabul etti. Bana da kapsamlı bir redaksiyon yetkisini tanıdı.

Bu kararın ritüellerimizin tarihinde bir dönüm noktası olduğunu düşünüyorum. Yakın tarihimizde, belki de bütün tarihimizde ilk defa bütün ritüellerimiz Locaların ortak iradesini temsil eden Büyük Loca'nın onayından geçmiş oldu. Yaklaşık 500 Kardeşin bulunduğu bir toplantıda bunun oybirliğiyle gerçekleşmiş olması ise, bu satırları yazarken dahi içimi titretiyor.

Kabul ettiğimiz ritüeller ne benim idealim ne de muhtemelen hiçbir Kardeşimin. Hepimizin üzerinde uzlaşacağı bir idealin olup olmadığından da emin değilim. Varsa bile, bu ideale ritüelleri sürekli tadil ederek ulaşmanın mümkün olduğunu düşünmüyorum. Sil baştan yeni bir ritüel yapmak konusundaki çekincelerimi de zaten paylaşmıştım. Ritüellerimiz, mükemmel olmasalar da, yılların emeğiyle belirli bir olgunluğa ulaştılar. Üzerlerinde tarihimizin izleri var ve doğrusuyla eğrisiyle bizimler. Yeni tüzüklerimiz altında değiştirilmeleri daha da zorlaştı. Tahminim ve ümidim, bundan böyle, Büyük Locamız bünyesindeki ritüel tartışmalarının sona ereceği ve kırk yılı aşkın bir emeğin neticesinde nihayet, Türk Ritüellerini oluşturmuş olmamızdır.

Sanırım bu sürece dair görüşlerimi en iyi özetleyen, Büyük Loca'nın 5 Mayıs tarihindeki toplantısının akabinde Localarımıza yolladığım aşağıdaki mesajdır:

"Üstad-ı Muhterem,
Sevgili Kardeşlerim,

Türkiye Büyük Locası, 5 Mayıs 2012 tarihli toplantısında, bütün ritüellerimizi (Büyük Loca ve Loca Görevlilerinin regalya ve bijularını da içerecek şekilde) oybirliğiyle onaylamış ve bunların 1 Eylül 2012 tarihinden itibaren yürürlüğe girmelerini karara bağlamıştır. Onaylanan ritüellerle, bu tarihe kadar kullanmakta olduğumuz ritüeller arasındaki fark çok azdır. Esasen kullanmakta olduğumuz ritüeller neredeyse tamamen korunmuş; sadece, yeni tüzüklerimizin kavramsal gerekleri yerine getirilmiş; açık mantık ve dil hataları düzeltilmiş; ve Masonluğumuzun genel kimliğiyle çelişen unsurlar ortadan kaldırılmıştır.

Farkların azlığına rağmen, Büyük Locamızın bu kararı büyük önem taşımaktadır. Zira, 5 Mayıs 2012 tarihine kadar kullanmakta olduğumuz ritüeller, kimi kısmen kimi tamamen, Büyük Loca tarafından onaylanmamış metinlerdi. Ritüelleri tespit yetkisi sadece Büyük Loca'da olduğuna göre, Büyük Loca tarafından onaylanmamış ritüellerin Localarımız açısından herhangi bir bağlayıcılığı da yoktu. Dolayısıyla, Büyük Locamız, 5 Mayıs 2012 tarihli kararıyla, Localarımızın çok uzun zaman boyunca karşı karşıya bırakılmış oldukları bir fiili durumu ortadan kaldırmış ve ritüellerimize Masonik meşruiyet kazandırmıştır.

Bu tarihi gelişme, 19 Kasım 2011 tarihindeki tüzük değişiklikleriyle açılan ve Locaların yeniden Masonik sistemin merkezine yerleştikleri devrin doğal bir sonucudur. Bundan böyle, Localarımızın ortak iradesini temsil eden heyet olan Türkiye Büyük Locası'nın onayından geçmemiş ritüeller ihtiyari metinler olmaktan öteye gitmeyeceklerdir.

Yeri gelmişken, dünyada var olan ritüel sistemlerinden birini olduğu gibi benimsemektense, kendi ritüellerini oluşturma yolunu seçmiş bir Büyük Loca olduğumuzu hatırlatmak isterim. Bundan neredeyse yarım asır evvel kullanmış olduğumuz bu cesur ve onurlu tercih, doğaldır ki, bünyemizde uzun yıllar süren ritüel tartışmalarına yol açmıştır. 5 Mayıs 2012 tarihinde oybirliğiyle onaylanan ritüellerimiz, bu tartışmalar ve değişiklikler sürecinin yarattığı birikimin bir ürünüdür. Dolayısıyla, 5 Mayıs 2012 tarihi itibarıyla ulaştığımız noktayı, ritüellerimizin tarihi evrimi içerisinde bir olgunlaşma ve durağanlaşma noktası olarak görebileceğimizi de ümit ediyorum.

Yeni ritüellerimizin Masonluğumuz için hayırlı olmalarını Evrenin Ulu Mimarından diler, Localarımızı ve Büyük Loca üyesi Kardeşlerimi sergiledikleri güçlü duruştan dolayı tebrik ederim.

Kardeş sevgi ve saygılarımla.

M. Remzi Sanver
Büyük Üstat"


İfade Hürriyetinin Teminat Altına Alınması

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,



Masonik sistemimize hakim olan yukarıdan aşağıya yönetim anlayışının verdiği büyük zararlardan bir tanesi de, Büyük Locamız bünyesindeki ifade hürriyetinin kısıtlanmasıydı. Localarda neyin konuşulup neyin konuşulamayacağının denetlenmesi; Masonik yayınların ön izne tabi tutulması gibi artık geride bıraktığımız hususlar, camia içerisinde normal addedilir hale gelmişti. İnanılır gibi değildi ama insanlık aydınlanmasının temsilcisi olan bu kurumda düpedüz sansür uygulanıyordu ve işin en acı tarafı bu durum kanıksanmıştı.

Bu meseleye ne pahasına olursa olsun neşter vuracaktım. Yıllardır mücadelesini verdiğim ama başarısız olduğum ve doğrusu ya biraz da hınçlandığım bu konuda, Büyük Üstat yetkilerine sahipken, radikal adımlar atmamam söz konusu değildi. Yine de işe sükunetle başladım. Sistemimizde her şey Büyük Üstadın iki dudağı arasında görüldüğünden, yayınların ve Loca gündemlerinin denetlenmesini göreve gelir gelmez de kaldırabilirdim ama yapmadım. Zira önemli olan, buna yol açan zihniyetin tasfiyesiydi. Yoksa benim kaldırdığımı yarın başka bir Büyük Üstat ihya edebilirdi. Bu konuyu, yapacağımız tüzük değişiklikleri içerisinde sonuçlandırmak ve ifade hürriyetini tüzüksel teminat altına almamız lazımdı.

İlk adımım, bu konuyu mesajlarım ve konuşmalarımla gündeme getirmek oldu. Umduğum gibi, büyük destek buldum. Kardeşlerim, Voltaire'le aynı şıralarda oturduklarını hemen hatırlayıverdiler. İklim çok müsait olunca, yeniden göreve seçildiğim 7 Mayıs 2011 tarihindeki Büyük Loca toplantısında, yayınların ve Loca gündemlerinin denetlenmesini ortadan kaldırdığımı ilan ettim. Bu, biraz önce söylediğim "iki dudak arası" yaklaşımıydı. Bunun kalıcı bu çözüm olmadığını biliyordum ama içine gireceğimiz tüzük değişikliği sürecinin başında, bu yolla güçlü bü mesaj vermiş olmayı diledim. Bir de, ola ki tüzük değişiklikleri kabul görmezse, bari bu kadarını halletmiş oluruz diye düşünmüştüm.

Ne mutlu ki çok daha fazlasını hallettik. 19 Kasım 2011 tarihinde kabul ettiğimiz tüzüklerimiz, Localarımızın çalışma; Kardeşlerimizin de kendilerini ifade hürriyetini teminat altına almaktadır. Kardeşlerin yayınlarını yahut Locaların gündemlerini denetlemek artık tüzüklerimize aykırı bir davranış biçimidir.

Bu süreçte önemli bir desteği, fikir iklimimize uygulanan baskıdan büyük rahatsızlık duyan Araştırma Localarımızdan aldım. Bu Localarımız zaman içerisinde Loca kimliklerini iyiden iyiye kaybetmişler, Büyük Görevliler Kurulu'na bağlı komiteler haline dönüşmüşlerdi. Üyesi olduğum Mimar Sinan Araştırma Locası içine düşürüldüğü duruma yıllardır isyan ediyor ama sesini duyuramıyordu. Mimar Sinan, Araştırma Localarımızın (dünyanın her yerinde olduğu gibi) Loca haline gelmeleri; Locaların da hür kılınmaları gerektiğini söyleyen Büyük Üstadı hemen ve heyecanla destekledi. Bu desteği entelektüel açıdan çok önemsiyordum. Zira, Araştırma Locası üyesi Kardeşler Masonluğumuzun kanaat önderleriydi. 15 Ocak 2011 tarihinde Mimar Sinan Araştırma Locası'nda yaptığım "Dünya'da ve Türkiye'de Araştırma Locaları" başlıklı konuşma vesilesiyle, bu Kardeşlerime güçlü bir mesaj vermeye çalıştım. Büyük Locamız bünyesindeki Masonik araştırma vizyonu açısından önem taşıdığını düşündüğüm bu konuşmanın özetini burada paylaşmak istiyorum:

"Türkiye Büyük Locası bünyesinde Araştırrma Localarımız, sorunlu alanlarımızdan bir tanesidir. Aslında, Araştırma Localarımızın karşılaştıkları sorunlar, sistemimiz içerisindeki genel sorunların bir parçasıdır. Bu genel sorunlarımızın kaynağında, birçok temel Masonik kavrama atfettiğimiz manaların, bu kavramların evrensel normlarından uzaklaşmış olması yatmaktadır. Bu yanlışımızın, Araştırma Localarına da doğrudan bir yansıması mevcuttur: Bugün, bizdeki Araştırma Locası algısı Masonluğun evrensel normlarının dışındadır. Ancak Araştırma Locası Masonluk'ta öyle itici bir güçtür ki, eğer biz Araştırma Localarımızın sorunlarını halledebilirsek, bunlar Türk Masonluğu'nun genel sorunlarının çözümünün bir parçası, hattâ dinamosu olabilirler.

Eğer Masonik araştırma üzerine konuşuyorsak, evvela sormamız ve cevaplandırmamız gereken bir soru var: "Masonik araştırma" ifadesindeki "Masonik" sıfatı, araştırmanın yöntemine mi karşılık gelir yoksa nesnesine mi? Başka bir deyişle, "Masonik araştırma" dediğimiz zaman, Masonca usullerle yapılan bir araştırmadan mı bahsediyoruz yoksa Masonluğun, normal akademik araştırma yöntemleriyle araştırılmasını mı kastediyoruz? Bugünkü dünya normları bu soruyu ikinci şekilde cevaplandırmaktadır. Yani, bugün dünyada "Masonik araştırma" denince kastedilen "biz Masonuz, Masonluğun kendisine has usulleri vardır, o usullerle araştırma yapalım" demek değildir. Bugün dünyada "Masonik araştırma" ifadesinden anlaşılan, Masonluğun normal akademik yöntemlerle araştırılmasıdır. Nitekim, insanlık tarihinin en önemli kurumlarından bir tanesi olan Masonluk, bugün tarihten sosyolojiye; siyaset biliminden psikolojiye, birçok akademik disiplinin araştırma konusudur. Bu araştırmalar, Masonlar tarafından yapıldığı gibi, Mason olmayanlar tarafından da yapılmaktadır. Sözün özü, Mason olma ve Masonluğu yaşamak ile Masonluğu bilimsel yöntemlerle araştırmak birbirinden doğası itibarıyla farklı çabalardır. Birincisinin doğası inisiyatik, ikincisinin ise bilimseldir.

Bu tespitin doğal bir sonucu vardır. Masonik araştırmadan kasıt Masonluğun akademik araştırılması ise, burada bir şablonsuzluk ve önyargısızlık esastır. Bilimsel araştırma nasıl yapılıyorsa, Masonluğun bilimsel araştırması da o şekilde yapılmalıdır. Masonluğun bilimsel araştırmasında kullanılacak tek şablon, bilim denen yöntemin kendi olmazsa olmazlarıdır. Mesela, biz muntazam bir Büyük Loca olarak kadınları tekris etmiyoruz ama Mimar Sinan Locamız Masonluk'ta kadın konusunu araştıramaz dersek, bu anlayışın akademik bir araştırmayla alakası kalmaz. Söz konusu olan bir bilimsel araştırma ise, şablonsuzluk, kısıtsızlık, önyargısızlık ve bilhassa da dışarıdan müdahalesizlik, bunun gerçekleştirilebilmesi için esastır.

Masonlar tarafından yapılan Masonik araştırmanın tarihine baktığımızda, en önemli gelişmenin 1884 yılında İngiltere Birleşik Büyük Locası'nın bünyesinde Quatuor Coronati Araştırma Locasının kurulması olduğunu görüyoruz. O yıl, dokuz Kardeşimiz, Masonluğu araştırma gayesine yönelik bir Loca kurmuşlar ve Locanın kuruluş gayesinin, Masonluğa dair "hayalci yazıların" dışında bir araştırma anlayışını geliştirmek olduğunu açıkça ifade etmişlerdir. Quatuor Coronati Locası'nın kurulması, Masonluğun akademik bir anlayışla araştırılması ihtiyacının kurumsallaşmasında çok önemli bir adımdır. Bu Loca, ilk kurulduğu gün olduğu gibi bugün de çok net bir biçimde, başta sorduğum soruya verilecek cevabın ikinci cevap olduğunu söylemekte yani Masonik araştırmadaki "Masonik" sıfatının, araştırmanın yöntemine değil nesnesine tekabül ettiğini kabul etmektedir.

Bu noktada, akla şu soru gelebilir. "Acaba bu Kardeşlerimiz, Masonik araştırma yapmak için niye bir enstitü ya da benzer bir yapılanma değil de bir Loca kurdular?" Sorunun cevabını bilmiyorum ama bir spekülasyon yapabilirim. "Neden Operatif Masonluktan, Spekülatif Masonluğa geçiş sırasında Kabul Edilmiş Masonlar Localara girmişlerdi?" Çünkü Masonluk geleneğinde Loca, insanların fikirlerini hiçbir baskı altında kalmadan, hiçbir dış etken olmadan ifade edebilecekleri bir zemindir. Dolayısıyla, eğer hür bir zeminde bilimsel araştırma yapacaksanız, bunu gerçekleştirebilmek için bir Locada toplanmak gayet sağlıklı bir çözüm olabilir.

Böyle ya da değil, Quatuor Coronati ile başlayan model beğenilmiş ve yaygınlaşmıştır. Bugün bütün dünyada, Masonik araştırma, Araştırma Locaları'nın bünyesinde gerçekleşmektedir. Yalnız, "Araştırma Locası" dediğimiz zaman, bizdeki yapılanmayı anlamamalıyız. Dünyadaki Araştırma Locaları, aynı bizim Ülkü Locamız ya da Akasya Locamız gibi Localardır. Beratları vardır; bazen bazı istisnalarla da olsa, normal Loca faaliyetlerini gösterme haklarına sahiplerdir. Başka bir deyişle, Araştırma Locaları, doğaları itibarıyla, Büyük Locanın matrikülünde kayıtlı diğer Localardan farklı  değillerdir.  Elbette  ki işlevsel farklılıkları vardır. Araştırma Locaları tekris ya da terfi yapmazlar; var oluş gayelerine uygun olarak, Masonik araştırma yaparlar. Peki tekris yapamazlar mı? Burada uygulama farklılıkları vardır. Bazı Büyük Localar, Araştırma Localarına tekris yetkisini vermezler; bazılarına da (Quatuor Coronati örneğinde olduğu gibi) tekris yapma hakkı da vardır ama gelenekleri dolayısıyla tekris yapmazlar.

Sözün özü, Araştırma Localarının bir Büyük Locanın bünyesindeki diğer Localardan hukuki statü farkı yoktur ve o Büyük Locanın anayasasına uygun çalıştıkları müddetçe hiç kimse işlerine karışamaz. Maalesef, bizde "Araştırma Locaları", Loca değildir. Mimar Sinan, Anadolu Güneşi veya İVAL, Büyük Görevliler Kuruluna bağlı komiteler haline getirilmişlerdir. Komite olduğunuz zaman işinize karışan çok olur. Çok üzülerek ifade edeceğim ki bugün, Araştırma Locasında sunulan bir tebliğin içeriğine dışarıdan müdahale edildiği bir noktadayız. Gelinen bu noktayı sistemin bütününden ayrı değerlendirmek mümkün değil elbette. Yani, "Araştırma, Localarda yapılır çünkü Locaların işine karışılmaz" diyorum da, Türkiye Büyük Locasında, Locaların işine karışılmama durumunun da evrensel normların neresinde olduğunu sorgulamak zorundayız. Maalesef, "Büyük Loca anayasasının çerçevesinde çalıştığı müddetçe hiç kimse Locanın işine karışamaz" ana ilkesi de sistemimiz içerisinde ağır biçimde zedelenmiştir."

Bu konuşmamda, Araştırma Localarımıza dair paylaştığım vizyonu yeni tüzüklerimizle hayata geçirmiş olmamızın mutluluğunu yaşıyorum. Artık her üç Vadimizde, Loca hüviyetine sahip birer Araştırma Locamız var ve her biri de yeni tüzüklerimizin Localarımıza tanıdığı entelektüel dokunulmazlık içerisinde Masonluğa dair bilimsel araştırmalarını yapabilme imkanına sahipler. Bunun olumlu sonuçlarını, son üç yıl içerisinde gerçekleşen yayın sayısında yaşanan önemli artışla almaya başladık bile.

Bu durumu, sadece Büyük Locamız bünyesinde Masonik araştırmanın geliştirilmesi değil, Kardeşlerin ifade hürriyetlerinin korunması açısından da önemsiyorum. Zira, her ne kadar bu hürriyet yeni tüzüklerimizle yasal teminat altındaysa da, bu yasal durumun kurum kültürümüzün bir parçası olması için zamana ihtiyacımız olacak. Bu zamanın mümkün olduğunca kısa olmasında; hele ki 19 Kasım'daki kazanımlarımızdan geri adım atılmamasında, Araştırma Localarımıza önemli bir rol ve sorumluluk düşmektedir.

Büyük Locamız bünyesinde Loca gündemlerinin, Kardeşlerin Masonik yayınlarının hattâ konuşmalarının, Araştırma Localarının çalışmalarının merkezi yönetim tarafından denetlenmesi anakronik bir durum, büyük bir sistem arızasıydı, giderildi. Kardeşlerimin, uzun yıllar içerisinde büyük mücadelelerle ulaştığımız bu sağlıklı ve Masonluğun değerleriyle uyumlu anlayışa sahip çıkacaklarından eminim.

Dernek Yönetiminin Kurumsallaşması

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,



Masonluğumuz, ne mutlu ki, sürekli büyüyor. Bugün bütçemizle, gayrimenkullerimizle, çalışan sayımızla, muazzam bir örgütüz. Böyle bir yapının, göreve seçtiğimiz yönetim kurullarının amatör mesaileriyle yönetilmesinin artık mümkün olmadığı ortadır. Dolayısıyla, Dernek yönetiminin kurumsallaşması önemli bir ihtiyacımız olarak karşımızdadır. Kurumsallaşmadan kastım, Derneğe ait yani Masonik olmayan mali ve idari konuların profesyonel bir anlayışla, hattâ profesyoneller tarafından yönetilmesi, seçilmiş Dernek yöneticileri tarafından ise denetlenmesidir.

Aslında bu, uzun zamandır gündemimizdeki bir konudur. Yönetimler tarafından çok konuşulmuş, bu yönde iyi niyetli çabalar sarf edilmiş ancak kayda değer adımlar atılamamıştır. Bu söylediğim benim Büyük Üstatlık dönemim için de geçerlidir. Peki neden böyle olmuştur? Şimdi bunu ele almak istiyorum.

Kurumsallaşma, Masonlukla ve Büyük Loca'yla hiç alakası olmayan, tamamen Derneğin haricî karakterli idari işlerine ait bir konudur. Dolayısıyla, bizim Derneğimizin kurumsallaşması ile herhangi bir başka derneğin ya da şirketin kurumsallaşması arasında hiçbir fark yoktur. Tam da bu sebepten, Büyük Loca ile Derneğin birbirine karıştığı bir ortamda, kurumsallaşma çabalarının başarıya ulaşması mümkün değildir. Zira, bu karışıklık içerisinde Derneği kurumsallaştıracağım derken isteseniz de istemeseniz de Masonluğa dokunursunuz ve profesyonel dünyaya ait kurumsallaşma kavramını Masonluğa dokundurduğunuz anda da Masonik reflekslerimiz (ne mutlu ki) sert tepki verir.

Daha açık ifade edecek olursam, mevzuatımızda temel kavramları yanlış tarif etmiş olmamız yüzünden, Masonluğumuzun üst düzey yönetimindeki Kardeşlerimizin gözünde bile Dernek ve Büyük Loca denk hale geldiğinden, nerenin kurumsallaştırılacağına dair kafalar karışıktı. Öyle olunca, kavramı Masonluğa temas ettiren teşebbüslerde bulunuldu. Mesela, kurumsallaşmanın "toplam kalite" adı altında sürdürüldüğü dönemde, her Loca'ya toplam kalite konuşması yapılması yönünde talimat gitmişti! Benim de idari sorumluluk taşıdığım daha sonraki bir dönemde, kurumsallaşmanın bir parçası olarak Loca sancaklarının bir örnekleştirilmesini konuşmuştuk! Daha nicelerini verebileceğim bu örneklerin, yıllardır yaşadığımız kavram karmaşasını ortaya koymaya yettiğini düşünüyorum. Neyi kurumsallaştıracağımızı iyi anlamadan, kurumsallaşmada mesafe alamamış olmamız ise son derece doğaldır.

19 Kasım 2011, kurumsallaşma çabalarımız açısından da tarihi bir gündür. Yeni tüzüklerimizle Dernek Genel Kurulu ile Büyük Loca Toplantısının birbirinden kati surette ayrılması; Büyük Loca Tüzüğü'nün Derneğe ait konulardan arınması; Dernek Tüzüğü'nün işlev kazanması, Dernek ve Büyük Loca'yı kavramsal düzeyde ayırmak açısından çok önemli gelişmelerdir. Artık kurumsallaşmanın kavramsal çerçevesi çok daha belirgindir. Bundan sonra yapmamız gereken, bunun içinin doldurulmasıdır. Görev süremin bu konuda ilerleme kaydetmeye yetmediğine üzgünüm. Bütün adımlarımı belirli bir mantık sırasına göre atmaya çalıştım. Tüzükleri düzeltmeden kurumsallaşmaya çabalamanın beyhude olduğunu görüyordum. Yeni tüzüklerimizin kabulünden sonra önceliği ya ritüellere ya kurumsallaşmaya verecektim; ilkini tercih ettim. Ritüellerin kabulünden sonra sıra kurumsallaşmaya geldiğinde ise dönemimin sonuna yaklaşmıştım.

Nasihat etmek yapmaktan kolaydır. Bu bölümü, bundan sonra kurumsallaşma için çaba sarf edecek yönetimlerimizin önüne çıkabilecek bazı psikolojik engellere değinerek tamamlayacağım.

Kurumsallaşmanın, Masonluğa değil Derneğe ait bir konu olduğu asla unutulmamalıdır. Masonik reflekslerimiz, bu kavramı Masonluğumuza dokunduracak her adımı geri püskürtecektir. Bugün ulaştığımız bilinç düzeyinde böyle bir hata yapılması ihtimalini az görüyorum ama yine de söylemeden edemedim.

Kurumsallaşmanın önemli unsurlarından bir tanesi şubelerin mali özerkliğidir. Bütün şubelerimizi merkezden yönetemeyecek kadar büyüdük. Hele ki yarın Türkiye'nin başka noktalarında da şube açacaksak, mevcut merkezi yönetim anlayışının kilitlenmesi kaçınılmazdır. Masonluğumuzu Türkiye'de geliştirmek istiyorsak, şubelerin kendi kendilerini yönettikleri ve merkez tarafından denetlendikleri bir modele geçmemiz şarttır. Bu model, Masonik yönetimde değil, Dernek yönetiminde adem-i merkeziyetçilik içermektedir. Dernek şubelerini merkezden yönetmedikçe Masonik yönetimin zaafiyete uğrayacağı görüşü ise, Masonik yönetimin saygınlığının paranın gücünden kaynaklandığı fikrini içerir ki bunu Masonluğumuza ve Kardeşliğimize hakaret addederim. Açık söyleyeceğim, şubelere mali özerklik verilmesi fikrine gelen itirazları çok dinledim; hepsi de hükmetmeye meraklı zihniyetin yansımasıdır. Bu zihniyeti 19 Kasım 2011'de yıktık. Yeniden ayağa kalkmasına izin vermeyeceğimizden eminim.

Yeri gelmişken, şubelerin mali ve idari özerkliği konusu her açıldığında gündeme gelen bölge büyük locaları kavramına dair görüşlerimi de paylaşmak isterim. Aslında, sırf bu durum dahi, Büyük Loca ve Dernek arasında yaşamış olduğumuz kavram kargaşasının bir yansımasıdır. Bölge büyük locaları, Derneğe değil Masonik örgütlenmeye ait bir kavramdır. İhtiyacımız olan şube özerkliği ise Büyük Loca'yla değil Dernekle alakalı bir meseledir. Bölge büyük locaları kurulmasıyla şubelerin özerkliği arasında hiçbir ilişki yoktur.

Mali ve idari örgütlenmemiz açısından ihtiyacımız olan bölge büyük locaları değil, şube özerkliğidir. (1)

Kurumsallaşmamızın önündeki psikolojik engellerden bir tanesi de yıllardır çalışanlarımızla kurmuş olduğumuz "aile" ilişkisidir. Kurumsallaşmanın yol açacağı personel politikası, çalışanlarımızın iş tanımları, maaş skalası, sayısı ve profilinde ciddi değişiklikleri beraberinde getirecektir. Bu değişiklikleri, çalışma ortamının aile iklimini koruyarak hayata geçirmenin ciddi bir zorluk teşkil ettiğini söyleyebilirim.

Nihayet kurumsallaşma, Büyük Görevliler Kurulu'nun günlük icraattan çekilmesi anlamına geleceğinden bunun (gerçek olmasa da) Büyük Görevliler Kurulu'nun yetkilerinin kısılması gibi algılanma riski vardır. Bu da Büyük Görevliler Kurulu'nun bu yönde adım atmasının önündeki psikolojik bir engeldir.

Kurumsallaşma konusunda dilediğim güçte bir liderlik yapamamış ve zorlanmış olsam da istikbale iyimser bakıyorum. Yılların tecrübelerinden çıkarttığımız dersler ve oluşturduğumuz birikimle, gelecek dönemin Büyük Görevliler Kurulu'nun kurumsallaşma yönünde büyük adımlar atabileceğine inanıyorum.


DİPNOTLAR

(1) Bölge büyük locaları konusunu, Masonik örgütlenme modeli tartışmalarının içerisinde ele almak mümkündür elbette. Bence, bölge büyük locaları modeline geçmeye ihtiyacımız yok. Açıkçası, bunun bize nasıl bir fayda getirebileceğini hiç göremiyorum. Hattâ, bölge büyük locaları eliyle Locaların üzerine bir de yerel otorite getirme ihtimalini endişe verici buluyorum. Diğer yandan, bölge büyük locaları kurmamız halinde Masonluğumuzun "bölüneceği" yönündeki görüşün bir vehimden ibaret olduğunu düşündüğümü de söylemek isterim. Tarihimizde, baştan aşağı yanlış tariflerle yola çıkılmış ve ayırıcı etkiler yaratmış bir bölge büyük locaları tecrübesi vardır ancak bu modelin doğru tariflerle uygulanması halinde illa ki ayırıcı olacağını söylemek mümkün değildir.

Gayrimenkul Stratejimiz

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,



Gayrimenkul konusunun sürekli gündemimizde olmasının ana sebebi sevindiricidir. Büyüyen ve gelişen bir Masonluğuz; Kardeş sayımız, Loca sayımız ve Türkiye'deki şube sayımızın gösterdiği artış eğilimi, gayrimenkul ihtiyaçlarımızı da arttırıyor ve bu konu neredeyse daimi bir gündem maddemizi oluşturuyor.

Aslında, Büyük Locamızın bir gayrimenkul sorunu olduğunu söylemek yanlış olur. Kuruluşumuzdan bu yana Kardeşlerimizin büyük emek ve fedakarlıklarıyla yaptığımız çok önemli yatırımlar var. Kendimizi dünyayla karşılaştndığımızda, gayrimenkullerimizin hem niceliği hem de niteliği açısından, imrenilecek bir konumda olduğumuzu görürüz. Bizim imreneceğimiz gayrimenkullere sahip Büyük Localarsa o devasa binalarının içinde çalışacak Mason bulmakta zorlanıyorlar çoğu zaman.

Bizim sorunumuz gayrimenkul değil planlamadır. "İhtiyaç duydukça karşılama" yöntemi bir zamanlar geçerli olsa da bugün eriştiğimiz örgütsel büyüklükte, konuya daha planlı yaklaşmamız gerektiği aşikârdır. Bunun yapabilmenin temelinde de kurumsallaşma yatar.

Kurumsallaşma konusunda büyük adım atamamış olmamıza rağmen, gayrimenkul planlaması konusunu gündemimize getirdim. Zira Derneğin artarak biriken parasının vadiler arası paylaşımının ileride bizi üzecek gerginlikler yaratmasından endişe ediyordum. Vadiler üstü kimliğim ve görev dönemimdeki yumuşak iklim sayesinde, önümüzdeki on yılın ihtiyaç tespiti ve kaynak paylaşımını her Vadinin mutabık kalacağı şekilde yapabileceğimizi ve bu sayede Büyük Locamızın geleceğinde bizi çok rahatsız edebilecek bir meseleyi büyümeden halletmiş olacağımızı umuyordum.

Bu konuyu gündeme aldığım andan itibaren yaşadıklarım, endişemin yersiz olmadığını ortaya koydu. Gayrimenkul planlaması, Büyük Görevliler Kurulu'nun en çok zorlandığı konu oldu. Aslında yapmaya çalıştığımız basitti. Önümüzdeki on yıl içerisinde üretebileceğimiz kaynakları belirleyip, bu kaynaklara uygun gayrimenkul ihtiyacımızı tespit etmek ve ihtiyaçlarımızla kaynaklarımızı on yıllık perspektif içerisinde eşleştirmek. Kaynakları ve ihtiyacı tespit ettik, ancak bunları eşleştirmeyi başarmamız bir yılımızı aldı. İnsanın doğasındaki bencillik ne kadar güçlüymüş meğer!

Bu satırları yazdığım anda, Büyük Görevliler Kurulu'nun oybirliğiyle kabul ettiği ve Genel Kurul'a sunmayı kararlaştırdığı bir plana erişmiş durumdayız. Normalde, Büyük Görevliler Kurulu'nun bu mutabakatının Genel Kurul'a da yansıması beklenir. Ancak bu süreç boyunca yaşadıklarımın içimde uyandırdığı karamsarlık hissi bana son anda bir aksilik çıkabileceğini düşündürüyor.

Ayrı bir bölüm ayırmaya değecek kadar önemli gördüğüm bu konunun akıbeti, bu kitap yayınlandığında belli olmuş olacak. Her ne olursa olsun, dilerim camiamız için hayırlısı olsun. Ancak bu konuya verdiğim mesai sayesinde bir kere daha anladım ki bizi ana konumuz gayrimenkul planlaması değil, birbirimize Tenue Blanche ritüelindeki iki Kardeş gibi bakmayı bilmek; ritüellerimizdeki değerleri hayatımızın doğal bir parçası haline getirebilmek. Bunu yapamadıkça, sarayda çalışsak boş; bunu yaptığımızda ise viraneler bile bize saray gibi gelecek zaten.

Hasenat Stratejimiz

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,



Türkiye'de Masonluğun bir asrı aşkın zamandır örgütlü bir hasenat yapılanması üretememiş olması Kardeşler arasında yaygın bir üzüntü kaynağıdır. Bu üzüntüyü ben de paylaşıyorum. Bu bölümde, görev sürem boyunca daima dile getirdiğim ama kayda değer bir adım atamadığım bu çok önemli konunun önündeki engelleri tahlil edeceğim.

Temel bir zorluğumuz, kurumsallaşma ve profesyonelleşme sorunlarımızdır. Derneğin mevcut işleyişinde, hasenat konusunun Dernek bünyesinde halli mümkün değildir. Dernek kendi temel faaliyetlerini amatörce sürdürürken, bir de kapsamlı bir hasenat organizasyonunu üstlenmesi imkansızdır. "Büyük Locamız bir hastane kursa, her hekim Kardeşim haftada bir saatini verse..." iyi niyetiyle hiçbir yere varamayacağımız mutlaktır. Dolayısıyla, hasenat örgütlenmesinde mesafe kat etmek için, Derneği kurumsallaştırma yolunda ilerleme sağlamamız ön şarttır. Diğer yandan, Derneğimiz kurumsallaşsa dahi, hasenat işlerini doğrudan Dernek eliyle sürdürmek olacak iş değildir. Bugün (üstelik kurumsallaşmadan) bunu yapmaya çalışıyoruz ve karşımıza tuhaf bir tablo çıkıyor. Bir yandan Büyük Locamızın bir Hasenat Emini var ve bu Kardeşimiz kurumsal hasenatımızdan sorumlu; diğer yandan hasenat Dernek bütçesinde bir kalem olduğu için, kullanımı Dernek yönetim kurulunun ve sayman üyenin yani Büyük Görevliler Kurulu ve Büyük Hazine Emini'nin yetkisinde. Böyle bir yetki ve sorumluluk paylaşım modelinin çözüm üretmesi beklenemeyeceği gibi, hasenat kurulu gibi çalışmak da Büyük Görevliler Kurulu'nun doğasına aykırıdır. O halde, eğer hasenat meselemizi Dernek bünyesinde halletmek istiyorsak, yapılması gereken bellidir. Bir yandan Derneğin kurumsallaşmasında yol alırken, diğer yandan hasenat işlerini üstlenmek üzere, Derneğe bağlı ama idari ve mali açıdan özerk bir yapı (bir Dernek sandığı ya da Derneğin kontrolünde bir vakıf) oluşturmak.

Bunu söylerken malumu ilan ediyorum aslında, çünkü benim görev dönemim dahil, bu hususu tespit etmemiş Türkiye Büyük Locası yönetimi hatırlamıyorum; çözebilmiş olanı da yok. Neden çözülemediğini söyledim. Önce Derneği kurumsallaştırmak lazım. Ama sadece bu mu? Emin değilim. Kurumsallaşmak mutlaka gerekli ama yeterli olmayabilir. Bunca yılın idari tecrübesinin bana bahşettiği sezgiler, Derneği kurumsallaştırsak dahi, Derneğe bağlı bir hasenat örgütüyle (bugünkünden daha iyi bir performans sergilesek bile) çok tatmin edici bir sonuca ulaşamayacağımızı söylüyor.

O halde? Galiba ciddi bir paradigma değişikliğine ihtiyacımız var. Türkiye'de var olan "her şeyi devletten bekleme" kültürü Masonluğumuza da "her şeyi Büyük Loca'dan bekleme" olarak yansımıştır. Kardeşlerin kurdukları bazı bağımsız vakıflar bile Büyük Loca'dan destek beklemişlerdir. Esasen, buraya kadar yaptığım bütün tahliller de hasenat meselemizi Dernek bünyesinde (yani aslında Dernekten bir şeyler bekleyerek) çözme anlayışı etrafındadır. Belki de meseleye başka türlü bakmak lazım. Mesela, şöyle bir model düşünsek: "Sadece temel Masonik faaliyetlerin sürdürülmesi için gereken operasyonları üstlenmiş bir Dernek; etrafında da Masonlarca kurulmuş, bağımsız, Dernek'ten bir şey beklemeyen sivil toplum örgütleri." Böyle bir model, hasenatın Dernek bünyesi ve yönetimi dışında, tabandan örgütlenmesi anlamına gelir ki gereken liderlik ve motivasyonun sağlanması şartıyla çok olumlu sonuçlar verebilir. Bu modele geçmek, Dernek yönetim kurulu kararı ya da tüzük değişikliği değil kültür değişikliği gerektirir. Kültür değiştirmenin tüzük değiştirmekten daha zor olduğunu biliyorum ve bunun Büyük Üstatlık görevimi tamamladıktan soma da mesai vereceğim konulardan biri olacağını umuyorum. (1)

Zaten unutmamalıyız ki hasenat, para ve örgütlenme gerektirir elbette ama, her şeyden evvel bir kültürdür (Masonun önce Mason Kardeşine, sonra da bütün insanlara sahip çıkma kültürü. Bu kültür de Masonluğun bütün temel kavramlarında olduğu gibi) Loca'da yerleşir. Kurumsal hasenat projemizin başarıya ulaşması için Localarımızın bu konuya eğilmeleri gerekir. Bundan kastım, Localarımızda hasenat üzerine konferans verilmesi değil, hasenat kültürünün Loca ikliminin bir parçası haline gelmesi. Bu her zaman para da gerektirmez. Ebedi Maşrık'a göçmüş bir Kardeşimizin eşi ya da evladıyla düzenli olarak ilgilenmek; hasta Kardeşin hatırını sormak; dertli Kardeşin derdinin farkına varmak; kötü gününde Kardeşin yanında olmak; ve bütün bunları hem bireysel hem de Loca refleksimizin bir parçası haline getirmek. Soruyorum, Kaç Locamızın Hasenat Emini görevini bütün bu sorumlulukları üstlenmiş olduğunun bilinciyle yerine getiriyordur? Bu soruya gönül rahatlığıyla "bütün Localarımızın" cevabını verdiğimiz anda, hasenat meselemizin yarıdan fazlasını çözmüş oluruz.

Bu bölümün başında, hasenat konusunda kayda değer bir adım atamadığımı söyledim ve hüzünlendim. Gerçekten de, bu kadar önemsememe rağmen, örgütlü hasenat bilançom pek parlak değil.(2) Diğer yandan, camiamızda hasenat kültürünün güçlenmesi için çok çaba sarf ettim. Ebedi Maşrık'a intikal eden Kardeşlerimizin ardından verdiğimiz kurumsal vefat ilanları; Üstad-ı Muhteremlere, hiçbir Kardeşimin aidatını ödeyemediğinden dolayı Dernek üyeliğinden çıkartılmayacağı taahhüdünü vermem; aidat muafiyeti için Büyük Görevliler Kuruluna başvuran Kardeşlerin buna gerçekten ihtiyaçları olup olmadığını anlamaya yönelik ağır prosedürleri kaldırmamız, hep, parayı Kardeşlik ruhunun yanında küçümseyen bir anlayışı vurgulamaya yönelik adımlardı. Bunun manasının anlaşılmış olmasını diliyorum çünkü Masonluğumuzun örgütlü ve güçlü hasenatı ancak bu mana üzerinde yükselebilir.


DİPNOTLAR

(1) 25 Aralık 2012 tarihinde, on yıl önce Kardeşlerimizin kurmuş oldukları ve Derneğimizle hiçbir hukuki bağı bulunmayan Kardeşlik Vakfı'nın (KARVAK) başkanlığını üstlendim. Önümüzdeki yıllarda, KARVAK'ın dünyadaki emsal vakıflar gibi güçlü ve bağımsız bir hasenat örgütlenmesi haline gelmesi için elimden gelen emeği sarf edeceğim.

(2) Yine de, 19 Kasım 2011 tarihinde kabul ettiğimiz tüzüklerimizin, kurumsal hasenatımız açısından da bir ilerleme teşkil ettiklerini söylemek isterim. Eski tüzüklerimizde görevinden hiç bahsedilmeyen Büyük Hasenat Emini, Büyük Loca'nın sandık ve vakıflarının başkanı olarak belirlenmiş; ayrıca, her sene, Büyük Loca'ya kurumsal hasenatımızın durumunu anlatan bir rapor sunmakla görevlendirilmiştir. Eski tüzüklerimizde biraz göz arkasında duran sandıklara dair hükümler ise bu defa göz önüne çıkartılmıştır. Bu değişikliğin yarattığı enerjiyle, kurumsal hasenatımızı idare edecek özerk sandıklar kurulması bu dönem Büyük Görevliler Kurulu'nun gündemine epey detaylı olarak geldi ancak gündemde öncelik alan başka konulardan dolayı dönem içerisinde neticelendirilmesi mümkün olmadı.

Masonluğun Türkiye'ye Yayılması

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,



Masonluğu yurt sathına yaymak, görev sürem boyunca dilimden düşürmediğim konulardan biri oldu. Aslında bu fikre kimsenin itiraz ettiği yoktu ama ben sanki varmışçasına ısrarla altını çizdim bu konunun. Zira sistem içerisinde, bu konunun önünü kesen bazı direnç noktalarının bulunduğunu hissediyordum.

Bu direnç noktalarının tahlilini birazdan yapacağım ancak evvela bir tespiti paylaşmak isterim. Masonluğumuzun uyku döneminin öncesiyle sonrası arasında neredeyse bütün temel konularda bir anlayış sürekliliği olmakla birlikte, Masonluğun Türkiye'ye yayılması meselesinde bir kırılma yaşanmıştır. 1935'te girdiğimiz uyku dönemi öncesinde Gaziantep'te, Samsun'da Localara sahip olan Büyük Locamız, 1948'deki uyanıştan sonra 30 yıl sadece İstanbul, Ankara ve İzmir'de var olmuştur. Bu üç şehrimizin dışına ilk çıkışımız 1977'de Bursa'da Nilüfer Locasının kuruluşuyladır. Bunu 1982'de Adana'da çalışan Çukurova Locası takip etmiş, bundan sonraki adımların atılması 1990'lı yılların başını bulmuştur.

Oysa Masonluğun vatan sathına yayılması, Büyük Locamızın ülkemizdeki geleceği açısından merkezi öneme sahiptir. Türkiye'nin hızlı sosyolojik dönüşümü içerisinde, Masonluğun metropollerle ve aslında belirli bir sosyal sınıfla sınırlı kalması, yarının Türkiyesi'ndeki toplumsal konumumuzu marjinalleştirir, işlevsiz hale getirir. Ülkemizin geleceğinde anlamlı bir yere sahip olmak istiyorsak, kapımızın, üyelik şart ve standartlarımızı sağlayan her insana, hangi sosyal sınıftan ve Türkiye'nin neresinde olursa olsun, açık olması gerekir. Bunun adı, Masonluğun Türkiye'ye yayılmasıdır.

Yanlış bir mesaj vermek istemem. Camiamızda metropoller dışına çıkmak yönünde bir heyecan olmadığını yahut bu konuda yıllar içerisinde hiçbir şey yapılmadığını elbette ki düşünmüyorum. Tersine, Masonik hayatım boyunca, Masonluğu Türkiye'ye yayma projesinin, açıldığı her zeminde coşkuyla karşılandığını gördüm. Ayrıca, yıllar içerisinde çok sayıda Kardeşimizin büyük emekleriyle bu konuda önemli mesafeler kaydedilmiştir. Nitekim bu sayede bugün Türkiye'nin 17 noktasında varız.(1) Görev sürem boyunca bu konuya özel önem vermemin sebebi, ilerlememizi yavaşlattığını tespit ettiğim bazı direnç noktalarını kırabilmek içindi. Bu direnç noktalarını, beş ana başlık altında toplayabilirim:

1. Masonluğun Türkiye'ye yayılması fikri camia içerisinde genel bir destek bulmakla birlikte, bu projenin esas manasının çok iyi anlaşıldığından emin değilim. Proje, bu bölümde kısaca anlattığım gerekçelerle, Masonluğun Türkiye'ye yayılması vizyonudur. Oysa, 1990'lardan itibaren Ege Bölgesi'nin muhtelif şehirlerinde Localarımız kurulduğunda, bunların amacının "yaz tatilini buralarda geçiren yabancı Kardeşlerimize çalışmalara katılma imkanı sağlamak ve bu suretle Türk Masonluğunu dünyaya daha iyi tanıtmak" olarak tarif edildiğini kulağımla duymuşumdur. Tatilini Ege Bölgemizde geçiren İngiliz Kardeşlerimize çalışmalarımızın kapısı sevinçle açıktır elbette ancak sırf bunun için Loca kurmak lüzumsuz bir lükstür. Eskişehir Locamız neyi temsil ediyorsa, Kuşadası Locamız da onu temsil etmektedir. Bütün bu Localarımız, Masonluğun Türkiye'ye yayılması vizyonunun temsilcileridir. Görev sürem boyunca, ısrarla, bu projenin bu şekilde görülmesi gerektiğinin mesajını vermeye çalıştım. Ne kadar etkili oldu bilemiyorum.

2. İdari yapılanmamız, Masonluğu Türkiye'ye yaymamızı kolaylaştıracak mahiyette değildir. Halihazırdaki yapılanmamız, İstanbul, Ankara ve İzmir metropollerinden ibaret bir Masonluğa göredir. Dernek şubelerinin yetkilerini arttırmadan; Vadi kavramından ne anladığımızı yeniden tarif etmeden, Türkiye'de yeni şubeler kurmak hem pahalı hem de zor yönetilir bir operasyon olmaya mahkumdur. Metropoller dışındaki Localarımızı desteklemek ve şubelerimizin işleyişini kolaylaştırmak için elimden gelen desteği vermeme rağmen, 10. bölümde anlattığım sebeplerden, bu yönde dilediğim kadar radikal bir reformu gerçekleştiremedim. Her şeye rağmen, 2014 yılı bütçemizi, bu yönde ciddi bir anlayış değişikliğiyle hazırladık. Bunun önemli bir adım olduğunu düşünüyor ve bu anlayışın geliştirilerek sürdürülmesini bütün kalbimle diliyorum.

3. Toplumdaki Masonluk algısı, metropoller dışına çıkışı kolaylaştırıcı mahiyette değildir. 17. bölümde ele aldığım üzere, bunun çözümü uzun vadelidir ve profesyonel bir halkla ilişkiler stratejisini gerektirir. Yaptığım tek bir televizyon programı, Kayseri'den tekrisler yapabilmemize yol açmış ve Erciyes Locası'nın kurulmasını sağlamıştır. Yeri gelmişken söylemek isterim ki şube binalarımızın şehrin içinde, görünür ve halka dokunmamızı sağlayacak yerlerde seçilmeleri faydalıdır. Masonların toplumun saygıdeğer kimselerinden olmaları ilkesi ise bu durumlarda ayrı bir önem kazanmaktadır.

4. Masonluğu Türkiye'ye yaymak, tesadüfi gelişmelerin ya da iyi niyetli teşebbüslerin ötesinde, merkezi bir kurum stratejisini gerektirmektedir. Bu strateji, halihazırda bulunduğumuz şehirlerden yola çıkarak nerede yeni şubeler kurulabileceğini planlamalı ve buna göre mevcut şubelerimize misyonlar yüklemelidir. Bu planlama belirli bir takvimi de içermelidir. Böyle bir stratejimiz hiç olmadı; halâ da yok. Her ne kadar görev sürem boyunca bu konuyu belirli bir vizyon içerisinde ve sürekli gündemde tuttuysam da, konuya dair paylaşımlarımız bir kurum stratejisine dönüşecek kadar gelişmedi. Ancak hiç karamsar değilim çünkü bu konudaki birikimimizin yakın zamanda böyle bir stratejiyi oluşturacak olgunluğa eriştiğini hissediyorum.

5. Tarihi sebepleri ayrı bir inceleme konusu olmakla birlikte, Türkiye'de Masonluk, sınıfsal bir kimliği de temsil etmektedir. Masonluğun Türkiye'ye yayılması, bu kimlikte kaçınılmaz bir çeşitlenmeyi getirecektir. Bu, dikkatle yönetilmesi gereken bir süreçtir. Zira, sınıfsal kimlik nazik bir konudur ve buradaki kontrolsüz gelişmeler, bünyemizde ciddi rahatsızlıklara yol açabilir.

Bahsettiğim bu direnç noktalarının bir çırpıda ortadan kalkması mümkün değil elbette. Zaten Masonluğun Türkiye'ye yayılması da uzun soluklu bir misyondur. Bunu gerçekleştirmek için yapmamız gereken, Türkiye'de yeni şubeler kurmaya dair birikim ve heyecanımızı, "Masonluğu Türkiye'ye yayma" vizyonuyla camiamızın gündeminde tutmaktır. Görev sürem boyunca bunu yapmaya çalıştım. Çabalarımın faydalı olup olmayacağını ise zaman gösterecek. Her halükârda, görev dönemimde, Masonluğun nurunu Çorlu, İzmit, Kayseri ve Mersin'e taşıyabilmiş olmamızdan son derece mutluyum. Bu konuya verdiğimiz emek ve önemin devam etmesi halinde, kısa bir zaman zarfında Erciyes Locası'nın Kayseri'de, Nikomedia Locası'nın İzmit'te kök salmaları; Trakya'nın birçok şehrinde yeni Locaların açılması; Masonluk nurunun Çanakkale, Antakya/İskenderun ve Gaziantep'e taşınması rahatlıkla mümkündür. Bunu gerçekleştirmek Türk Masonluğu için önemli bir gelişme olur; bu gelişmeyi yenileri takip eder ve gün gelir vatan sathı Masonluk nuruyla aydınlanır. O günün Türkiyesi de çok daha aydınlık, çok daha gelişmiş, çok daha müreffeh bir Türkiye olur.


DİPNOTLAR

(1) Adana, Ankara, Antalya, Bodrum, Bursa, Çeşme, Çorlu, Denizli, Eskişehir, Fethiye, İstanbul, İzmir, İzmit, Kayseri, Kuşadası, Marmaris ve Mersin. Erciyes Locamız, sadece Kayseri ya da civar şehirlerden tekris yapmakla birlikte, henüz Kayseri'ye taşınmadı.

Reklam