Paralel Yapı'nın Kökeni

Posted by Bornocu Ersan | 11 Kasım 2015 Çarşamba | Posted in , , , ,



İslam Düşüncesi içerisinde siyaset her zaman bulunmakla birlikte “Modern Siyasal İslam Düşüncesi” 19.Yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkmıştır. Modern Siyasal İslam Düşüncesi’nin ortaya çıkışında, gerek teorik gerekse pratik temelde en önemli etkenlerden biri Birleşik Krallığın, Ortadoğu coğrafyasında ki menfaatleridir. Şöyle ki;

19.Yüzyılın ilk yarısında İngiltere adası ile Viktorya dönemi İngiliz ekonomisinin şah damarı olan Hindistan (Bugünkü Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve Afganistan’ın bir bölümü) ve Uzakdoğu Müstemlekeleri ile Çin arasında ki deniz ve karayollarının İslam tehdidinden bir şekilde açık tutulması, Birleşik Krallığın hayati önemi haiz bir menfaatidir.

Yine aynı şekilde, bir başka hayati ekonomik menfaat ise 19.Yüzyılın ilk yarısında önemli ölçüde endüstriyel üretim fazlası veren İngiliz ekonomisine yeni pazarlar kazandırılmasıdır. Yine bu menfaati tehdit eden, Ortadoğu coğrafyasında ki İslam anlayışıdır.

Bütün bu mülahazalar ile Oxford Üniversitesi’nde ilk Orientalizm araştırmaları yapılmaya başlanır. İleride “Oxford Hareketi” olarak anılacak küçük bir grubun öncülüğünde akademik alanda başlayan araştırmalar, Ortadoğu ve özellikle Osmanlı Coğrafyası’na giderek artan ve süreklilik arzeden keşif seyahatleri ile devam eder.

İlk önce entelektüel bir merak olarak başlayan bu araştırmalar, Ortadoğu petrollerinin öneminin anlaşılması ve Mısır üzerinde ki İngiliz - Fransız rekabetinin artması, özellikle Ferdinand de Lesseps’e, Hidiv Sait Paşa tarafından Süveyş’de bir kanal açma izninin verilmesi ile Birleşik Krallık Hükümeti tarafından maddi ve siyasi anlamda desteklenmeye başlanır. Sonuçta Oxford Hareketi, hepsi İslami ve İslam Felsefesi ile Tarihini en ince ayrıntısına kadar bilen, bölge dillerini aksanlarına varıncaya kadar konuşabilen, o bölgede yaşayamaya gönüllü bir düzine kadar adam yetiştirir. Bunlardan üç tanesi Modern Ortadoğu tarihinin yazılmasında pay sahibi olacak kadar önemlidir; Edward Blunt, Edward Brown ve ileride, arkasında bir enkaz bırakarak Sovyetlere iltica eden meşhur Kim Philby’nin babası, Harry Abdullah John Philby. Diğerleri gibi her üçüde Kraliçenin istihbarat servisine uzun yıllar sadakatle hizmet ederler.

Bunlardan John Philby (Ya da Hicaz’da bilinen ismi ile Şeyh Abdullah) İngiliz menfaatlerinin önünde en büyük engel olan duran Osmanlı İdaresi’ne karşı Vahhabizm akımını teorize eden ve Osmanlı’yı uzun yıllar uğraştıracak olan Vahhabi ayaklanmasını başlatan kişi olarak bilinir. Dolayısı ile aslında bugünkü Suudi Arabistan’ın babası denilebilir. Philby, dahiyane ve büyük bir entelektüel yetkinlikle İbn-Teymiyye’nin Mardin Fetvasını bulan ve Osmanlı’ya karşı kullanan ilk kişi olarak aynı zamanda Modern Siyasal İslam’ın da öncüsüdür.

“İki Edward”lar Blunt ve Brown ise, kendi servislerinde işe aldıkları ve yetiştirdikleri Cemalettin Afgani ve ardından Muhammed Abduh ile Sünni dünyasında “Selefilik” hareketinin, Şii dünyasında ise Mirza Hüseyin Ali (Daha sonra kendine verdiği isimle Bahaullah) “Bahailik” dininin teorisyeni ve perde arkasında ki kurucuları olarak ülkerine büyük hizmetler vermişlerdir.

20.Yüzyılın ilk çeyreğine gelindiğinde ise, Siyasal İslam Düşüncesi’ne yön veren iki büyük düşünür görüyoruz; Seyyid Kutub ve Hasan El-Benna. Bilahare günümüze kadar devam eden Mısır’da "Müslüman Kardeşler" (El İhvan-el Müslimin) hareketi’nin kurucusu olan bu iki büyük düşünürün yolu daha sonra ayrılmış, Modern İhvan, Hasan El-Benna’nın doktrinini takip etmiştir. Bununla birlikte İhvan içerisinde “Kutbiyyun” denen bir akım her zaman mevcudiyetini sürdürmüştür.

20.Yüzyılın, ikinci yarısının Siyasal İslam Düşüncesi’nin en büyük düşünürü Ali Şeriati ise, pratisyeni Abdüsselam Faraç’dir.

Günümüzün Ortadoğusunu anlamak için düşünürlerden özellikle El-Benna üzerinde hassasiyetle durulmalıdır. Benna'yı en çok etkileyen düşünür Muhammed Abduh'dur. "İki Edward" lar tarafından yetiştirilen Abduh'un, temel öğretisi bir yanda dinde sadeleşme (Yerleşik Geleneklere Başkaldırı - Dolayısı ile Yerleşik Düzene Başkaldırı/Yani Osmanlı İdaresi'ne Başkaldırı ancak başkaldırının siyasal muhalefet yolu ile ifadesi) diğer yandan ise diğer hak dinler ile müzakere. Örneğin Abduh'a göre hayır işleyen gayr-i Müslim'de, Cennete girebilir. Diyalog, size bir şey hatırlatıyor mu ? Yani İngiliz mallarının Osmanlı pazarına serbestçe girebilmesi esasına dayanmaktadır. Benna'da, İhvan'ın kuruluşunda aynı esasları temel almıştır.

Benna, İhvan'ı şöyle tasvir eder; "Selefi davet, sünni tarikat, sufi hakikat, siyasi heyet, sportif kulüp, kültürel ve ilmi akademi ve ekonomik bir şirket.”

Benna, İslam akaid ve inancı ile günlük ekonomik ve sosyal hayatı birleştirmiş, Kutub'un aksine (O cihadcıdır) bu birlikteliğin ancak siyasal yollarla elde edilebleceğini savunmuştur.

Hasan El-Benna ve düşüncesi, Türkiye'de ki "Nur Hareketi" ni de derinden etkilemiştir. Said-i Nursi bunu bizzat "Benim üstadlarım; Muhammed Abduh, Cemalettin Afgani ve Ali Suavi'dir." şeklinde ifade etmektedir. Ne kadar enteresandır ki her üçü de hayatlarının çeşitli dönemlerinde Majesteleri Kraliçe'nin istihbarat servisine hizmet etmişlerdir. Sonuncusu ise (Edward Blunt tarafından Londra'da hizmete alınmıştır) hizmetin de ötesinde İngiliz istihbaratında çalışan bir hanımla evlenmiştir.

Ali Şeriati, 1990'lardan itibaren Türk - İslam entelektüelleri üzerinde ki etki ve popülaritesini kaybetmiştir. Öte yandan Şia akımı, İslam Dairesi içerisinde bir azınlıktır. Her azınlık grubu gibi (Birbirleri ile dayanışma, Milli, etnik ve dini motifler üzerinde aşırı hassasiyet gibi) bir takım refleksler göstermeleri gayet doğaldır. Bir başka unutulmaması gereken nokta; Şia'nın varlık sebebinin pratikte, Sünni karşıtlığı (Teoride Emevi karşıtlığı) olmasıdır. Yani özetle Şia'nın Sünnilere, Sünnilerin Şia'ya baktığı gibi bakmaz. Bu özellikle Fars'lar için böyledir. Mesela İran'da Sünnilik aynı zamanda "Arabizm" ve giderek "Arap Boyunduruğu" anlamına da gelir bir anlamda. Bu yüzden Şia, Fars'lar için aynı zamanda milli bir uyanışı da ifade eder.

Siyasal İslam; ilk ortaya çıkışı itibarıyla, büyük bir entelektüel vukufla hazırlanıp, bir dantel gibi ince ince işlenen, bir İngiliz projesidir. Siyasal İslam akımının şampiyonları olan Muhammed Abduh ve Cemaleddin Afgani, İngiliz istihbaratının Philby ve "İki Edward"lar gibi adamları tarafından yetiştirilerek kullanılmıştır. Amaç;

1- 19.Yüzyılın başında elinde müthiş bir endüstriyel üretim fazlası olan İngiliz Sanayisine yeni pazarlar bulmak. (Ki, o kapı 1838 ticaret anlaşması ile ardına kadar açılmıştır)

2- Gerek Hammadde temini, gerek pazar açısından İngiliz Ekonomisinin atardamarı olan Hindistan yolunun istikrarlı bir şekilde açık tutulmasını temin etmek.

3- 19.Yüzyılın ikinci yarısından itibaren ise, Petrol üretim sahalarına el koymak şeklinde özetlenebilir.



1. Dünya savaşının yüklediği mali külfetlerin etkisini henüz üzerinden atamadan;

2- 1929 Büyük ekonomik krizine yakalanan ve bu krizin etkisini tüm 1930'lar boyunca yaşayan İngiliz ekonomisi,

3- 2. Dünya Savaşı'nın bitimi ile birlikte "İngiliz Global Vizyon"unu destekleyecek güç ve potansiyelini kaybetmiştir.

Bu nedenle Birleşik Krallık, dünyanın önde gelen global gücü olma pozisyonunu 2. Dünya Savaşı'nın bitiminden itibaren ABD'ye devretmiştir. ABD, Birleşik Krallık'dan dünyanın önde gücü olma yarışında liderlikle birlikte, birçok başka proje gibi (Hala daha İngilizler kadar entelektüel derinliği olan adamlar yetiştiremeselerde) Siyasal İslam Projesi'ni de devralmıştır.

Bugün aradan yaklaşık 150 yıl geçtikten sonra, "Oyun"da değişen hiçbir şey yoktur. Detaylarda ki değişimleri şöyle ortaya koyabiliriz;

1- Birleşik Krallık'ın yerini, başka bir Anglo-sakson güç olan ABD almıştır.

2- Endüstriyel ekonomilerin yerini, Finansal ekonomiler almıştır. O gün nasıl endüstriyel fazla (İndustrial Surplus) veriliyorsa, bugün Sermaye fazlası (Capital Surplus) verilmekte, Bu sermaye gidebileceği istikrarlı ve kendisine en yüksek faizi ödeyecek pazarlar aramaktadır. 1. Dünya Savaşı ve öncesi döneminin Vickers vb. şirketlerin yerini bugün, "Çokuluslu" denen ama aslında sahipliği her zaman derin bir sis perdesinin arkasına gizlenen fonlar almıştır.

3- İngiliz İstihbaratı'nın, yukarıda sayılan amaçlarla teorize ettiği Selefizm (Vahhabizm onun bir koludur) akımının bugünkü adı, Anglo-sakson toplum mühendisliği jargonunda "Moderate İslam (Ilımlı İslam) dır ve Selefizm (Hristiyanlıkta tam karşılığı "Püritenizm"dir) hareketinin bugün ABD istihbaratınca modifiye edilmiş versiyonudur.


2000'li yılların başından itibaren Doğu Avrupa'da, Kafkasya'da ve Orta Asya'da "Renkli Devrimler" denen bir takım yönetim değişiklikleri oldu. İslam unsurunun, büyük ağırlık teşkil ettiği toplumlar ve Ortadoğu coğrafyasında ise 2010'dan itibaren "Arap Baharı" denen yönetim değişikliklerine şahit oluyoruz. Her iki hareket de (Hem renkli devrimler, hem Arap baharı) aynı global vizyonun aynı aktörlerin sahneye koyduğu ve fakat başka yöntem ve kavramlarla oynanan oyunlardır. Sahneleyenler için, bu oyunun temel amacı (Main Output) yukarıda ifade edildiği gibi çok daha büyük bir global vizyona hizmet ettiği gibi bir takım yan çıktıları (Side output)da olacaktır. Böylece, Soğuk savaş sonrasının dünyası şekillenmiş olacaktır.

Türkiye'de ki Nurculuk (Çeşitli kolları ile birlikte) akımı da Püriten - Selefi akımlardan bir tanesidir.

Mısır ve diğer Arap ülkelerinde ki Muhammed Abduh - Cemalettin Afgani çizgisindeki selefi hareketlerle ortak noktalarını şu şekilde özetleyebilirim;

1- Mezhep ve Tarikatlara karşıdırlar bu yüzden kendilerini tarikat olarak değil, cemaat olarak vasıflandırırlar. (Mezhep ve tarikatların kuvvetli, köklü, yerleşmiş olduğu ortamlarda selefiliğin pek bir şansı yoktur)

2- Toplumu "İslami" yönde dönüştürme iddiasındadırlar ve bu iddialarının gerçekleştirilmesinde "Cihad"çılardan farklı olarak en önemli aparat olarak eğitimi görürler. Bu tipik br Abduh görüşüdür. Said-i Nursi'nin, "Medresetül Zehra" fikri buradan kaynaklanır. Fethullah cemaatinin de eğitim konularında ki çabalarının temelinde aynı ideoloji vardır.

3- Her iki grupta, Kur'anı Kerim'de ki bazı ayetleri ve İslamın yerleşik uygulamasını yok sayarak, Gayr-i Müslimlerle diyaloğu savunur. (Philby etkisi !)

Teolojik tartışmalara çok fazla girmeksizin;

- Abduh'un, "Nar-ı daim" - "Nar-ı Yakın" görüşünü (Yani, Cehennemin geçici olduğu, Hristiyan ve Yahudilerin cehennemde cezalarını çektikten sonra, onların da cennete gireceği görüşünü) aynen, Hem Selefilerde hem Fethullah ve diğer Nur cemaatlerinde görüyoruz.

- Aynı şekilde Abduh'un, Müslüman bir hanımla, Gayr-i Müslim bir adamın evlenmesine ilişkin ruhsatını Hem Selefilerde, Hem Türkiye'de ki özellikle Fethullah Cemaatinde görüyoruz.

- Afgani'nin, Bugünkü Tevrat ve İncil'in de belirli bölümlerinin Müslümanlar tarafından hak olarak kabul edilip, onlarla amel edilebileceği, ayrılıklara değil benzerliklere bakılması gerektiği yolunda ki görüşleri (Philby ve Edward etkisi !) Bugün karşımıza Fethullah Cemaatinin propagandasını yaptığı "İbrahimi dinler" kavramı şeklinde çıkıyor.

Ezcümle belirtmek gerekir ki, Türkiye'de ki "Nur Akımı" Selefi bir harekettir ve Fethullah Cemaati de, bu Nur akımının bir şubesidir.

Bu hareketin, günümüzde ABD tarafından yürütülüp, kontrol edildiğine ilişkin bir çok kanıt bulabilirsiniz. Ben size hemen en bariz olanlarından birisini sunmak istiyorum. Toplam 183 sayfalık, CIA'in think-tank'ı olan Rand Corporation'ın müthiş bir incelemesi (Tabii dünyaya CIA gözlüğünden baktığınızda müthiş !) Adı: "Building Moderate Müslim Networks" Yani Ilımlı İslam Örgütleri Kurmak. Raporda, Fethullah Cemaatine'de övgüler düzülüyor. Raporun orijinali, Rand'ın www.rand.org adresinde mevcuttur.

Raporda, "Ilımlı İslam" anlayışının özellikleri sayılırken vaaz edilen (ortaya konan) özelliklerin Abduh - Afgani çizgisinde ki Selefizm hareketinin ayırd edici özelliklerinin günümüze yansımaları olduğunu hemen fark edeceksiniz. Yalnız iki şeyi birbirine karıştırmayalım. Selefi hareketinin tarihçesi, İngiliz müdahalesinden önceye gider. Selefilik kelime anlamı itibariyle, Hz. Peygamber ve sonraki dönemde yaşayan üç kuşağın (Sahabe, Tabiin, tabi-i tebain) hayat tarzlarının taklidi ve bu kuşaklar sonrasında, İslam'a yerleşmiş olan gelenek ve usullerin İslam'dan dışlanması anlamına gelir. Daha evvel basit ve genellikle Necid coğrafyasına bu görüşün çeşitli nüansları halinde yayılmış iken, bunu teorize eden ve siyasi bir içerik kazanmasına yol açan kişi Philby'dir. Şimdi size Philby'nin bu akıma vurduğu "Velvet touch"lardan bir kaç örnek vereyim.

1- Halife'nin Kureyş kabilesinden geliyor olması gerekir. O halde Osmanlı Halifesi, gayrimeşrudur. Hilafet sona ermiştir.

2- Halife'nin egemenliğinin kökeni gayrimeşru ise, O halifeye Müslüman olsa bile karşı koymak vaciptir. Burada en büyük engel olarak ortada duran, "Ulul-u emre İtaat" kaidesini aşmak için ise İbn-i Teymiyye'nin Mardin Fetvası'nı tarihin tozlu raflarından bularak ortaya atan Philby'dir. En az bir 500 yıl, hiçbir kaynakta adı bile anılmayan "Mardin Fetvası", 19.Yüzyılın ikinci çeyreğinde birdenbire üzerinde en çok konuşulan konulardan biri haline gelir.

3- İngiliz Emperyalizminin önünde aşılmaz bir kale gibi duran "Onlara benzemeyiniz !" (Bakara, 145 : Casiye 18) "Onlardan size dost olmaz" (Nisa, 144 : Al-i İmran 28). "Kafirlere karşı Cihad edin !" (Tevbe 73) emirlerini bulduğu dahiyane bir çözümle, bir anda "Boşa düşüren" de yine Philby'dir. Formül şudur; Kur'an'ın bahsettiği bu emirlerin muhatabı, günümüzün Hristiyan ve Yahudileri değil, Kur'an'ın nazil olduğu zamanda ki Hristiyan ve Yahudi toplumudur. Bu nedenle;

a) Hristiyan ve Yahudilerden salih amel işleyenler Cehennemde temelli değil, geçici süre kalacaklardır.

b) İncil ve Tevrat'ın bozulmamış bölümleri de vardır, dolayısı ile o bölümler vasıtası ile bunlar da Hak kitaplardır ve Hristiyan ve Yahudilerin bu kitaplara göre amel etmesi hakdır. Farklılıklara değil benzerliklere bakmalıyız. Dolayısı ile onlardan salih amel işleyen dost edinilebilir. (Bu anlayışın neticesinde Kuveyt'e, Necid'e, Mısır'a çıkan İngiliz askerleri, Kur'an'ın açık emrine rağmen Araplar tarafından düşmanlıkla değil, dostluk gösterileri ile karşılanmıştır)

c) Hristiyan ve Yahudilerin, salih (Pratikde güzel ve hoşa giden) amel ve adetlerinin taklit edilmesinde sakınca yoktur. (Bu anlayışın ilk pratik neticesi, Bursa ipekli kumaş endüstrisinin, Ankara Sof üretiminin, 1838 ticaret anlaşması ile ardına kadar açılan Osmanlı pazarına giren ucuz makina üretimi kumaşlar neticesinde çökmesi olmuştur. Öyle ya, eğer Gavurlara benzemekte bir beis yoksa, biz de onların giydiği gibi ucuz İngiliz kumaşı giyebiliriz. Artık Müslüman - Gavur malı ayrımı yoktur, Ucuz - Pahalı mal ayrımı vardır)

d) Cihad, (Cihad-ı Kebir) Kafirlere karşı savaşmayı değil, Kişinin nefsine karşı verdiği Savaşı ifade eder. (Bu anlayışın pratik sonucu: Halife'nin 1.Dünya Savaşı'nda açtığı "Cihad", Hicaz ve Necid coğrafyasında pek az yankı bulmuştur)

Bunun gibi size daha birçok örnek verebilirim. Ancak gördüğünüz gibi Philby - Abduh - Afgani Selefizminin amacı, dini hurafalerden ayıklamak değil İngiliz Emperyalizminin önünü açmaktır.

Bir "Tüccar Terzi" Olarak IŞİD

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in , , , , , ,



Yukarıda da vurgulandığı gibi, IŞİD'i anlamak için yapılan değerlendirmelerde en sık düşülen yanlışlardan biri de, konuya sırf  "Güvenlikçi" bir bakış açısı ile yaklaşmaktır. Bizler, sadece bizler değil, bizim kurum ve kuruluşlarımız da, daha en başından beri bir savunma refleksi içinde, konulara güvenlikçi gözlüklerle bakmak üzere kodlandığımız için, konunun dini, sosyolojik, kültürel ve özellikle ekonomik boyutu atlanmaktadır.

IŞİD'i aktive eden efendileri, bu yapıyı her biri kendi ekonomik çıkarlarını şekillendirmek üzere kullanmaktadır. Ancak, efendilerin her birinin ekonomik çıkarları farklı olduğundan, örgüte hakimiyetleri ölçüsünde, değişik hedeflere odaklandıklarından, IŞİD tarafından dikilen elbisenin, bir kolu diğerinden uzun olabilmekte, bazen düğme sayısı ile ilik sayısı birbirini tutmamaktadır. Bunun sebebi, örgütün çelişkiler içinde olması, konjonktürel değişimler değil, kendisine nüfuz edebilmesi ölçüsünde, her bir efendinin talebine, beklentisine uygun dikiş dikebilme gayretidir.

Zbigniew Brzezinski'nin, ABD'de, Duke Üniversitesi'nde sadece doktora öğrencilerine verdiği kapalı bir seminer sırasında söylediği, "ABD'nin, 21. YY. da dünya hegemonluğunu devam ettirebilmesinin ön şartı, Hazar ve Hazar ötesi hidrokarbon kaynaklarına vaziyet etmesidir. Bunun içinde, Rusya, Türkiye ve İran'ın beraber hareket etmesinin önüne geçmesi, ABD için hayati öneme haizdir. !" ifadesi iyi değerlendirilmelidir. Burada, yüzeysel bir bakışla, ilk görünüşte hedefin, Rusya, Türkiye ve İran olduğu zannedilse de, Brzezinski'nin kastettiği asıl tehlike Çin'dir. Çin'in muazzam, insan gücü ve üretim kapasitesi ile bütün projeksiyonlarda, çok yakın bir gelecekte, ABD'den dünyanın en büyük ekonomisi unvanını devralacağı öngörülmektedir. Hattızatında bu projeksiyonlar, yeni de değildir ancak bundan 20 yıl önce, Çin'in üretim gücünün, emek yoğun, zayıf teknoloji ürünlere yoğunlaşması nedeniyle, ABD ile rekabet edemeyeceği öngörülürken, bugün Çin'in, teknolojik kritik eşiği aşmasına ramak kaldığı, bütün batılı sinologlar tarafından kabul edilmektedir. Özellikle, kritik yüksek teknolojiler konusunda, ABD'de, bir literatür taraması yapıldığında, hemen her iki makaleden birinde, bir Çinli'nin ismini görmek artık şaşırtıcı gelmemektedir. Bununla birlikte Çin, son 10 yıldaki süper hızlı büyümesi, Çin'in devasa enerji açığı vermesine yol açmıştır. Bu yüksek büyüme hızının sürdürülebilmesi ise ancak Malakka boğazının istikrarının korunması, yabancı yatırımların sürmesi gibi faktörlerin yanısıra aslen, Çin'in devasa enerji açığını, istikrarlı bir şekilde doyurmasına bağlıdır. ABD açısından ise Çin'in, kendi dünya hegemonluğuna tehdit oluşturmasının önüne geçmesi ise Çin'in enerji arzını sınırlayabilmesine bağlıdır.

ABD'nin bu yüzden, tüccar terziye verdiği siparişin hedefi, Ortadoğu'da Sykes-Picot düzeni değişirken, Çin'in Ortadoğu hidrokarbon kaynaklarına sızmasını temin edecek bir boşluğun kalmamasıdır. ABD yönetimi, İran'la nükleer müzakerelere oturması manevrası da, bu açıdan değerlendirilmelidir. ABD'nin bölgede, altında petrol denizi kaynayan ikinci bir Pakistan'a ve Gwadar limanına tahammülü yoktur. Konunun bir başka boyutu ise şudur; IŞİD, birgün bütün siparişleri dikip, teslim ettiğinde, aynı ortaya çıktığı gibi, birdenbire buharlaşıp, ortadan kaybolacaktır. Bugün Irak ve Suriye'de ki kadrolarında yer alan 300 USD maaşlı yabancı savaşçıları da, evlerine dönecektir. Tabii, bir berber dükkanı açmak üzere veya kendilerine bir çiftlik hayatı kurup, emeklilik yaşamak üzere değil ! Bu bordrolu yabancı savaşçıların içerisinde, külliyetli miktarda Uygur, Özbek ve Türkmen bulunmaktadır. Ne kadar gariptir ki, ekonomileri çok daha kötü vaziyette olmasına rağmen, bu bordrolu savaşçıların içerisinde örneğin Kırgız, Tacik vs. yok denecek kadar azdır. Bu durum akla, Özbek ve Türkmen yönetimlerinin ileride, Çin ile enerji konusunda, özel anlaşmalar yapması ihtimaline binaen, bordrolu  savaşçıların, o imzayı atan yönetimi devirmek üzere, yedekte tutulabileceği ihtimalini getirmektedir. Bu savaşçıları malzeme, ekipman, silah ve mühimmat olarak 1 gecede donatabilecek, bir Türkmen veya Özbek General Abud Kanber bulmak ABD için zor olmasa gerek...

Nitekim Çin, ABD'nin bu hamlesini görerek, bir yandan Doğu Türkistan'da, geniş ölçüde tutuklamalarla, tehlikeyi göğüslemeye çalışırken, çok geç kalmış olmakla birlikte Suriye'de, oyuna müdahil olmaya hazırlanmaktadır. Bu hamlesinde ne kadar başarılı olabileceğini ileride göreceğiz.

Viktorya döneminde, dünyanın 1 numaralı ekonomisi olan Birleşik Krallık, bu gücünü, dominyonlarından gelen hammaddelerin, İngiltere'de işlenerek, yine dominyolarında ki pazarlara satmasına borçluydu. 1. Dünya Savaşı'nın getirdiği ekonomik yük, 1920 sonrasında İngiliz ekonomisinde, büyük bir durgunluğa yol açarken, iki dünya savaşı arası dönemde, Endüstriye dayalı İngiliz ekonomisi, Amerikan ve Alman endüstriyel gücü karşısında giderek kan kaybetmekteydi. 2. Dünya savaşını ancak ABD'den borç alarak sürdürebilen İngiliz ekonomisi müflis haldeydi. Savaşın hemen ertesinde, Dominyonlarının (Hammadde gücünü ve pazarlarını) da çoğunu kaybeden Birleşik Krallık'ın endüstriye dayanan ekonomisi, bir yandan ABD'den alınan borçla ayakta durabilirken, diğer yandan önce Amerikan, ardından bugünün Avrupa Birliği'nin atası, Avrupa Kömür ve Çelik Birliği'nin kuruluşundan itibaren Alman endüstriyel gücü ile rakabet edemez hale geldiğinden, endüstriyel gücünün belkemiğini oluşturan Vickers, British Steel, Bristol, Vauxhall gibi devasa şirketleri birer, birer kapanır, satılır veya devleştirilirken, bir zamanların Liverpool gibi parlak endüstriyel şehirleri, 60' ların başındaki devletleştirme rüzgarı ile nüfusunu ve ışıltısını kaybediyor, parlak geçmişinin hüznünü ancak Beatles şarkılarında yaşıyordu. 60'lar boyunca İngiliz ekonomisi, Birleşik Krallığın stratejik hedeflerini desteklemekten uzak, 2. sınıf bir ekonomi yapısına bürünmüştür.

Ancak, Birleşik Krallığın talihi, 1973 petrol krizi ile dönmüştür. 1973 petrol Krizi, dünya tarihi bakımından dönüm noktası olaylardan biri olmakla birlikte, bizim eko-siyasi entellijansıyasımız tarafından (Şayet bizim bir entellijansıyamız varsa !) yeteri kadar anlaşılamamış, değerlendirilememiş mihenk taşlarından biridir. 1973 petrol krizinin ilk ve global sonucu, Bretton-Woods düzeninin çökmesidir (Altın karşılık ile kağıt para arasındaki bağın kopması). Bunun anlamı ise dünyanın, endüstriyel ekonomiden, finansal ekonomiye geçişidir. 1973 petrol krizi ile petrol fiyatlarının bir anda, 4 katına çıkması, enerji bağımlı endüstriyel Amerikan ve Alman ekonomilerini tepe taklak ederken, Majestelerinin istihbarat servisinin, zamanında Suud ailesi ama özellikle Suud petrol bakanı ve OPEC başkanı Zeki Yamani ile geliştirmiş olduğu çok özel ilişkiler sayesinde, 73-74 krizi boyunca, Yamani'ye verdiği istihbarat desteğinin kaymağını, Körfez ülkelerine akmaya başlayan, petro-dolarları ucuz faizle ülkesine çekerek yiyordu, böylece Birleşik Krallık, bir yandan Süveyş Krizi'nde ABD'nin ona attığı kazığın rövanşını alırken, endüstri ekonomisini tamamen terkederek, dünyanın ilk "full scale" finans ekonomisi Londra'da, dünyanın finans merkezi haline geliyordu. Üzerinde güneş batmayan imparatorluk, Viktorya döneminin ardından bir kez daha ancak bu sefer, kömürlü donanması ile değil, bankaları, finans kuruluşları ile dünya hegemonyasına soyunuyordu.

SSF'den eski arkadaşlar hatırlayacaklardır, dünya petrol piyasasında ki türev işlemler ve oyuncular üzerine bir seri yazı yazmıştım. Bugün bütün hidrokarbon ekonomisinde dönen para dünyada 3 merkeze akmaktadır. New York, Londra ve Dubai (Hong Kong'un, Çinlilere iadesinden sonra) Bunlardan, New York finans piyasası Amerikan Yahudilerinin elindedir. Diğer ikisi ise, İngilizlerin. Bu anlamda İngilizler için, petro-finansı kontrol etmek, petrolün kendisini çıkarmaktan çok daha önemlidir. Çok basitçe, Körfezden % 3-5 gibi rakamlara gelen para (adı faiz veya sukuk olmuş önemli değil) bütün dünyaya İngiliz banka ve fonları tarafından % 6-7 gibi rakamlara bütün dünyaya servis edilmekte, İngiliz türev (İkincil) kağıtları, bütün dünya borsalarında güvenli liman olarak değerlendirilmektedir. Üzerinde güneş batmayan (Hakikaten öyle ! Hong Kong'da, Hang Şeng borsası kapanırken, New York'da Dow Jones açılmaktadır !) finans imparatorluğunun bu hegemonyasını sürdürmesi ise petro-dolarların, Londra ve Dubai'ye akmasına bağlıdır.

Dolayısı ile Sykes-Picot düzeni değişirken, Birleşik Krallığın tüccar terziye verdiği siparişler, bu petro-dolar akışının ve petro-finans sisteminin istikrarına yöneliktir. Bu yüzden Birleşik Krallık, tüccar terzinin ele geçirdiği hidrokarbon yataklarıyla ilgilenmekten çok, yeni düzen kurulurken, bu istikrarı temin etmeye yönelik olarak, tüccar terziyi, bu istikrarı tehdit etmeyi aklından geçirebilen, krallara, şeyhlere, prenslere karşı bir sopa olarak kullanmakta, IŞİD'in bordrolu savaşçılarının, bir gece ansızın kendi krallıklarında, emirliklerinde mantar gibi bitiverme tehlikesini gözlerine sokmaktadır. Bu petro-finansal düzen, Birleşik Krallık için, o kadar hayati önemdedir ki, bu uğurda masa altından, Atlantiğin diğer yanındaki büyük ortağı ile masa altından tekmeleşmekten bile kaçınmamaktadır. Tabii, biz bu tekmeleşmeyi, medyadan, Suud ailesinde ki veliaht prensler savaşı veya bir gece aniden kalp krizi geçiren gencecik prenslerin ölüm haberleri olarak takip ediyoruz.

Dolayısı ile Ortadoğuda sınırlar değişirken, Birleşik Krallık oradadır, orada olmak zorundadır. Ancak, onu ilgilendiren ne değişen sınırlar, ne de o sınırın içerisinde petrolü-gazı kimin çıkardığı değildir. Yeter ki, o petrolün-gazın parası, Londra veya Dubai'de, bir İngiliz Bankasında yatsın...


Kaynak: http://sadfor.savtera.org/d-meselesini-anlamak-t188.0.html

ÇOBANLAR VE KOYUNLAR

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in , , , , , , ,



koyunlar1

Yalnızca Türkiye’de değil dünyanın birçok ülkesindeki insanların giderek “koyunlaştığı”na ilişkin ciddiyet atfedilen birçok medya organında ardı ardına yazılar yayımlanıyor. Peki koyunlaşan insanlara kim ve/veya kimler çobanlık ediyor?



Bu soruya kimileri “İlluminati” kimileri “ABD” kimileri de “Bir grup bankacı”  hatta ve hatta kimileri de “Şeytan” diye yanıt verse de, çobanların kimler olduğuna ilişkin esrar perdesi henüz aralanmış değil.
Buna karşın insanların nasıl “koyunlaştırıldığı” konusunda ise “koyunlaşmaya” karşı çıkanların üzerinde hemfikir olduğu bazı tezler bulunuyor (ki birçoğunun etkisi kanıtlandı).
İşte kurgusal bir çobanın ağzından bu tezlerden bazıları:
“Çocukları,  yaptığımız aşılarda kullandığımız bazı kimyasallarla beyin yıkamaya uygun hale getiriyoruz.”
koyunlar7

“Bu sürecin devam etmesi için, televizyon ve cep telefonunu kullanıyoruz.”
koyunlar5

koyunlar2

“Böylece beyinleri bizim istediklerimizi yapacak ya da istediğimiz mesajları alabilecek duruma geliyor. Yani aptallaştırıyoruz.”
koyunlar3

“Tabii ki bunun için yine katkılı bazı vitaminleri,  ilaçları, bazı içecekleri kullanıyoruz.”
“Büyüklere gelince…”
koyunlar6

“Onları da abur cuburla, televizyonla, spor gösterileri ile evlerine hapsediyoruz. Kalabalıklar içinde yalnızlaşan ve evlerine kapanan insanlar da vermek istediğimiz mesajları almaya müsait hale geliyor.”
“Sürekli zihinlerini meşgul ediyoruz.”
koyunlar4

“Onlar için parayı en büyük hedef haline getirdik.”
koyunlar9

“Bu hedefe ulaşmak için yine televizyon, reklam, bilgisayar aracılığıyla onları teşvik ediyoruz.”
“..Ve sonuçta onlar ve çocukları sürekli borç içinde yaşıyorlar.”
koyunlar9f

“Tabii bunları yaparken de, korku salmayı ihmal etmiyoruz. Çatışmaları körüklüyoruz, dinleri, etnik ayrılıkları kullanıp birbirlerine düşman ediyoruz.”
koyunlar9bkoyunlar9c

“Bu tuzağa gelmem diyenler için ise kolluk kuvvetlerimiz her an alarmda…”
koyunlar9d

“Liderlere gelince…”
koyunlar9e

“Onların çoğu savundukları fikirlerin kendilerinin olduğunu sanıyor. Oysa savundukları bizim fikirlerimiz. Uymayan olursa da ortadan kaldırıyoruz.”
Evet, özetle tezler bunlar…
Çoğu hangi ülkeye uyarlanırsa uyarlansın “koyunlaştırmayı”  doğruluyor.
Tabii Türkiye’de de…



Beyonce illuminatiye üye mi?

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in , , , , ,



beyonce illuminati üyesi





  






Daha önce bu konuda sorulan sorulara cevap vermemeyi tercih eden 32 yaşındaki şarkıcı, içini yakın dostu olan programcı Oprah Winfrey’e döktü.


‘Onların desteği büyük’
Beyonce, ‘Onların desteğiyle şöhrete kavuştum’ dedi. Oprah’ın ‘Sence Illuminati bütün hükümetlerin ve ekonomilerin yıkılmasını sağlayabilecek mi’ sorusunu yönelttiği Beyonce, ‘Bekleyelim ve görelim’ cevabını verdi.
               beyonce illuminatii
TARİKAT BENİ ÇOK ETKİLEDİ
Dini hakkında ilk kez açıklama yapan Beyonce, tarikatın kendisini çok etkilediğini belirterek, “Onlar sayesinde yakışıksız tavırlarımdan arındım” dedi.

 Buna bakarsak artık illumınati gizlendıği yerden cıkmaya başladığını anlayabiliriz

                                                                                                    kaynak: Sözcü


Beyonce'nin bir kaç masonık fotorafı ;
  
beyonce   beyonce

beyonce   beyonce



SCİENTOLOGY TARİKATI

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in , , , , , , , , ,



tarikat

Farklı bir tarikatı tanıtacak bu sefer 
Bu yapının düşüncesi çok saçma ama nasıl inanıyorlar insanlar anlamak da güçlük çekiyorum.Müslümanlığı kabul etmıyorlar ama bu antin kuntin şeyleri ölümüne inanıyorlar.Bu tarikatta ünlü film yıldızları da vardır.
Başlayalım anlatmaya;

Kuruluş
Scientology, ABD'li bilim kurgu yazarı L. Ron Hubbard tarafından geliştirilen bir inanç ve buna bağlı uygulamaların bulunduğu bir inanç akımı. Başlarda Hubbard tarafından kişisel gelişim için hazırlanan bir felsefe iken daha sonra bir dini akıma dönüşmüştür. 

İnanç
Bundan 175 milyon yıl önce hüküm süren galaktik bir konfederasyonun lideri Xenu isimli varlık anlaşmazlık yaşadığı milyarlarca varlığı dünyamıza göndererek Hawaii yakınlarında bir yanardağa attırmıştır. Günümüzde insanları yaşadığı acı ve sıkıntıların kaynağı halen yeryüzünde olan o varlıkların ruhlarıdır.Bu ruhlara thetan denmektedir. Scientology'e göre insanlar bu ruhların manevi baskısından kurtulunca gerçek mutluluğa kavuşacaklardır. Scientology üyeleri insan ruhunu arındırmak ve vücudun bir köşesinde barındırmak için çeşitli yöntemler geliştirdiklerini iddia ederler. Bu yöntemlere dianetics adını verirler.Hollywood yıldızlarından Tom Cruise, ve John Travolta bu akımın içinde yer almaktadırlar.


tarikat


Günümüz
Scientology, ABD başta olmak üzere birçok ülkede ayrı bir din olarak kabul edilmiştir.Scientology 1990'lı yıllardan sonra daha da ünlenmeye başlamıştır. Scientology yetişkin çizgi komedi dizisi South Park'ın "Trapped in the Closet" adlı, 16 Kasım 2005 tarihli bölümüne konu olmuştur.O bölümü youtubeye yükledım ama tüm dünya çapında yasaklandığı için yayınlamadı ama burda yayınlıyorum buyrun izleyin.





Scientology 1950'li yıllardan sonra dünyayı saran UFO dinlerine benzetilebilir.ABD'de yaygın ve güçlü bir yapılanması bulunmasına karşın Avrupa'da özellikle Almanya'da tehlike olarak görülen Scientology'e karşı sert tedbirler alınmaktadır.
Bir kaç yıl içerisinde büyük bir tv kanalı kurmaya basladılar. Flim çekerek insanların beyinlerini yıkıyıp üye çekmeye çalışacaklar.

Scientology 'gerçekleri'

  • 1954'de temelleri atılan Scientology köklerini Budizm, Hinduizm, Hıristiyanlık gibi birçok dine dayandırıyor. Dünyayı ve galaksiyi kurtaracak bir doktrinin ve bunu uygulayacak yöntemlerin tekeli olduğunu iddia ediyor.
  • Kilise yetkilileri, Scientologistlerin son 5 yılda önceki 50 yıldan daha fazla arttığını öne sürüyor. Yani dünyanın en hızlı yayılan dini Scientology.
  • Scientology 1993'ten beri vergiden muaf tutuluyor. Dünyanın en zengin tarikatı olarak nitelendiriliyor. 
  •  Modern tıbbın piyasaya sürdüğü ilaçların kullanımına şiddetle karşı çıkıyor.
  • Sessiz doğuma inanılıyor.
  • Tom Cruise, Kirstie Alley gibi ünlü üyeler dini yaymak için elçi olarak kullanılıyor. Bu örgütlenmenin adı Project Celebrity (ünlü projesi).
  • Sadece parası olan aydınlanmaya ulaşabiliyor çünkü Scientology seanslarının her biri için yüklü miktarda para alınıyor.
  • Tarikatın Sea Org isimli üniformalı askerlerden oluşan bir deniz filosu var. Tarikatın liderleri bu organizasyona bağlı.
  • Hubbard'ın felç geçirerek ölmesi, ruhunun ölümsüzlüğe ulaştığı şeklinde örtbas edildiğinden beri tarikatın yeni lideri David Miscaviage.
BLOĞUMUZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN. TWİTER YOUTUBE VE DİĞER MECRALARDAN TAKİP EDEBİLİRSİNİZ.
                                                                       
                                                                   Kaynak; vikipedi


BOHEMİAN TARİKATI

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in , , , , , ,



bohemian tarikatı

Sembolleri; baykuş
Klubün anlamı; çağdaş firevunlar kulubü denilebilir.

Amerika’da ki cumhuriyetçi partinin üst kademesinde bulunanlar üye olduğu bir klüb. Klüb dediğime bakmayın kendileri öyle diyor ama satanist bir tarikatdır.
San Francisco, California şehrinda yerleşkileri vardır.

 1872 yılında kurulan gazeteciler, sanatçılar ve müzisyenler, yakında daimi üyeleri olarak işadamları ve girişimciler kabul yanı sıra San Francisco Bay Area hizmet veren üniversite başkanları ve askeri komutanlar geçici üyeliği teklif etmeye başladı. Bugün, kulüp sanatçılar ve müzisyenler gelen iş adamlarına kadar birçok yerel ve küresel liderler, çeşitli bir üyeliği bulunmaktadır. Bir erkek kulübüdür.
 
bohemian şeytan tapma
şeytana tapınması


Tarihi
Amerikan iç savaş yıllarında şavaş muhabirlerini, gazetecileri “bohem” olarak adlandırdılar ve sürgüne yolladılar.bu yüzden 1850 yılında New York'a gittiler.Genç ve kültürlü gazeteciler “bohemian” adında grup kurular ‘gazete yazarı’ anlamında dışlamak için bohem denmesine karşın bunu benimsediler ve grubun ismini böyle adlandırdılar.

Düşünce yapısı
Grubun amacı ihtidarı eleştırmek ve muhalif bir yapıydı. Avrupada ki özgürlük ve eşit bir akımına kapılmışlardı yanı iyi bir düşünceyle başladılar.
Daha sonra sanatçılarında katılmasıyla büyüdü ve büyük gelirler elde edilmeye başlandı.Elit bir yapı haline geldi o eski özgürlük ve barış düşünceleri azaldı.
Dünyaya hükmetme düşüncesi ortaya cıktı. Bir çok Amerikan tarikatı gibi bu düşünceler ön plana çıkardılar.

bohemian toplantı
ormanlık alandaki toplantıları

Üyelikleri daha zengin kesimlere vermeye başaladılar gazeteci sanatçıdan olay çıktı CEO’lara, ABD başkanlarına, petrol ofisi şirketleri, kabine yetkililerine, binbaşı ve askeri liderler, finansal şirketler üyelik veridi.

Yılda 2-3 kez toplanırlar amerikanın ormanlık alanda bir çiftlikde gerçekleştirler.O alanı Amerika da gizli bölge olarak korunur ve kimsenin girişine izin verilmez.

Tarikatın şeytana tapma ayin görüntüleri;







TWİTTER'A ERİŞİM ENGELİ

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in , , , , , ,



twitter erişim engeli


Twitter'a erişi yasağı geldi Suruç da ki patlama görüntülerini kaldırmak isteyen hükumet twitter kapattı.
halk öğrenmesin görmesin bilmesin diye elinden geleni yapıyor.zaten videoyu tv kanalarında internetde herkes izledi bundan sonra kapatsan ne olacak.
ben o görüntüleri yayınlamaya devam edeceğim bloğum kapanana kadar duracak o görüntüleri izlemek isteyen buraya tıklayın

Suruç olayını tv kanalarında konuşma yasağı getirildi yıl olmuş 2015 hala ülkemizde bir şeyler yasaklanmaya çalışılıyor.Bu zamana kadar gördüğüm tek şey yasaklananlar bir süre sonra serbest oluyor.
mesala ülkemizde kürtçe konuşmak yasaktı.Şimdi herkes rahatça konuşuluyor, devlet kürtçe kanal bile açtı.

twitter yasağı


Dünyadan örnek vermek gerekirse Amerika da 1965'e kadar zencilere köle olarak görülüyordu şimdi ise ülkenin başında Kenyalı zenci biri var.kim derdi Abd'yi zenci yönetecek diye.

Twiter görüntüleri kaldırınca açılacağı söylendi.zorla görüntüler kaldırılacak ve kullanıma açılacak ama bu dünyada ülkemizi küçük düşüren bir olaydır.Dünyaya yasakçı bir ülke olarak lansa edilmemize sebep oldu.

Suruç patlaması görüntüsü hakkında 107 varmış bunların yarısı silinmiş diğer yarısı da silindikten sonra açılacak büyük ihtimalle twitterdan takip etmeyi unutmayın :)


DÜNYA'YA BENZEYEN GEZEGEN BULUNDU

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in , , , , , , ,



dünyaya benzeyen gezegen

Yeni bir Dünya bulan NASA saat 19:00 açıklayacak 2009 yılından bu yana araştırmalara başlayan NASA dünyaya benzeyen gezegen bulunduğunu söyledi.Dünyadan daha küçük olan bu gezegen sıva halinde suyu bulundurabilme özelliğinde ve bu bir yaşam olabileceği anlamına gelebilir.

Samanyolunun dış kısmında bulun ve ayrı bir güneş sisteminde bulunuyor.
Kepler uzay aracı 2009 yılında bu yana yaşanabilir gezegen arıyordu ve 11 tane bulmuştu fakat bu yeni bulunan gezegen dünyaya çok benziyor.


yeni dünya



Dünya merakla NASA'nın açıklamasını bekliyor ama biz savaş içinde boğuşuyoruz şehit haberleri geliyor.
Bide bu yandan bakmak gerekirse NASA bu gezegeni buldu. Dünya'nın aynısı olsun ama bu ülkede kim yaşayacak tabi ki amerikan vatandaşları yeni gezegen bulundu bu bizi pek alakadar etmiyor gibi görünüyor.

Türkiyeyi savaş sokmanın derdine olan abd bir yandan da dünyadan kurtulmanın peşinde incirliği nasıl alabiliriz diye ortalığı karıştırmak da ALLAH Türkiyeyi korusun.  

SURUÇ KATLİAMINI ABD Mİ YAPTI ?

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in , , , , , , ,



suruç

Şimdi yazacaklarımı komple teorisi diyebilirsiniz ama olamaz bunu yapmaz diyemezsiniz.
Suruç da patlama olayına farklı bir gözden bakalım;
Suruç da olan patlamada 32 kişi öldü ve patlamanın sorumlusu işid olarak gösteriliyor o patlamayı yapan işid fakat paravan olarak o kullanıldı ama başındaki Amerika gibi görünüyor.

Bu nerden çıkardın derseniz uzun süredir amerika incirlik üstünü istiyordu ama Türkiye vermeye pek sıcak değildi. İncirlik de Amerikan askerleri var orada bulunuyorlardı, ama savaş uçaklarını kaldıramıyor.
Bu Suruç patlaması sonucu işidin Türkiye'ye saldırması olası bir Türkiye'nin savaş girmesi Amerika'nın da yardımına ihtiyaç duymaya sebep olacaktır.


incirlik amerika
incirlik üssü

Bunu çok iyi değerlendiren amerika işidi kullanarak Surucu patlattı ve hedefine ulaşmış görünüyor Amerika Türkiye'ye daha çok conilerini sokacak görünüyor.
Suriye politikasını nasıl yönettğimiz malum esaadı götürmek için işidle kol kola girdik ve terör örgütünü besledik büyüttük ve bu hale geldi suriyenin yarsını ele geçirdi  tabi kendi zekalarını da kullandılar.
Özgür suriye ordusuna da yardım edildi ama o bunu beceremedi birlik olamadılar ve esadı deviremediler.

Sonuca gelecek olursak incirlik için 32 vatandaşımız öldü. Amerika istediğini alacak gibi görünüyor incirliğe savaş uçaklarını yerleştirecek ve incirlikten ne zaman çıkacağı meçhul uzun bir süre orada kalacak.

suruç patlama anı;






BİG BROTHER YARIŞMASINDA İLLUMİNATİ

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in , , , , , , ,



big brother

Start tv'nin yakında başlayacağı Big Brother yarışması dikkatimi çekti.Tanıtımında göz sembolünü görünce araştırmak istedim ve düşündüğüm şey doğru çıktı.bu programda illuminatinin Türkiye'ye arada başlattığı yarışmalardan bir tanesi 2000'li yıllarda da Biri Bizi Gözetliyor(BBG) tarzında olan yarışma bir az daha şeyler eklenerek önümüze yeniden konuluyor.

120 ülkede yayınlanmış ve yayınlamaya devam eden yarışmada bu sefer yeni hedefi Türkiye görünüyor.Yarışmanın çıkış yeri İngiltere ve Amerika Avustralya ve bir çok ülkede gösteri girmiştir.
Amerika da 15 yıldır en çok izlenen yarışma olarak birinci olan Big Brother Türkiye de ne yapacak bakalım?
big brother erotık

Yarışmanın ismi Big Brother ismi George Orwell tarafından kaleme alınan Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı romanda yer alan kurgusal karakterlerden biridir. 

Yarışmanın sembolü göz kısmen de olsa olabilir diyebiliriz ama bağıra bağıra göz sembolünü göstermesi ve yarışmada cinselliğin ön planda tutulması illuminatinin etkin olduğunu gösteriyor. Ülkenize geldik hayırlı olsun şeklinde sembolü gözümüze çarpacak kadar büyük olması herşeyi ortaya koyuyor.

İnternet'te araştırmamın sonucunda namına yakışır bir yarışma yaptığını söyleyebilirim.Yarışmacılar yarı çıplak yada çıplak durumda sevişmeler hat safada ve eşcinsellik ön planda tutuluyor.Paylaştığım resimlerde göreceğiniz gibi bunlarda daha beterleri var koymadım.


big brother erotik


Tabi ülkemizde bunları nasıl uygulayacak bilmiyorum çıplaklık olmasada Rtük'ün kurallarını dele bilmenin yolları arayacak öpüşme ön planda tutulabilir ve eşçinsellik ilk kez bu yarışmada yansıtılabilir.Çok olaylı bir yarışma olacağını, gündemden kolay kolay düşmeyecek ve bende bu yarışma bitene kadar yazmaya devam edeceğim gibi görünüyor.
















Reklam