Matrikül Hareketleri ve Masonluk Fiyatı

Posted by Bornocu Ersan | 11 Kasım 2015 Çarşamba | Posted in , , , , , , , , , , ,



Tekris:

Yeniden Üyeliğe Dönüş:

Şeref Üyesi İlan Edilen Kardeşler:

Ebedi Maşrıka İntikal Edenler:

İstifa Edenler:

Harici Aleme İade Edilenler:

İstifa Etmiş Sayılanlar:

Ertelemeler:

Red Edilenler:

31 Mart 2012 tarihi itibarıyla üye sayısı 14.746 Kardeş iken,

Dağılım

İstanbul:  8441
Ankara:  3815
İzmir:      2490

31 Mart 2013 tarihi itibarıyla üye sayısı 15.113 Kardeş olmuştur.

Dağılım

İstanbul:  8653
Ankara:  3911
İzmir:      2549

Bu dönem içinde üye sayısındaki artış oranı % 2,49 olmuştur.

Vadilere göre

İstanbul:  % 2.51
Ankara:  % 2.52
İzmir    :  % 2.37

Aynı dönemde Büyük Sekreterliğimize Localar vasıtasıyla 1060 adet harici ile ilgili başvuru yapılmış ve 1060 adet Engelsizlik Levhası verilmiştir.

Bu arada, yeni tüzüklerimizin Büyük Sekretere verdiği yetki dahilinde, Loca Genel Tüzüğü Madde 52(8) uyarınca Engelsizlik Levhası veriliş tarihinin üzerinden bir yılı aşkın süre geçtiği halde işlem görmemiş 523, Loca Genel Tüzüğü Madde 57(2) uyarınca İşleme Devam Levhası veriliş tarihinin üzerinden iki yıl geçtiği halde dosyası neticelenmemiş 186, toplam 709 adet atıl dosya re'sen kapatılmıştır.

Büyük Locamıza bağlı olarak çalışan 220 Muhterem Locadan İstanbul Vadisinde 25, Ankara Vadisinde 9 ve İzmir Vadisinde 6 olmak üzere sadece 40 Locada bu şekilde bekleyen dosya görülmemiştir. Üyelik işlemlerini titizlikle sürdüren bu Muhterem Localarımıza teşekkürü bir borç biliriz.

2014 Yılı Gelir tahminine esas alınan Aidat ve Ödenti Miktarları:

Üye Aidatı:                        550,00 TL
Giriş Ödentisi:                 2.500,00 TL
Terfi Ödentisi:                    250,00 TL
Geçici Loca Ödentisi:    25.000,00 TL
Berat Ödentisi:              35.000,00 TL
Üye Burs Katkı:                 175,00 TL/Ay/Kişi

Araştırma Locaları ve İşlevleri

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in , ,



Genelde özel amaçlı localar dışında (1) üç çeşit Loca vardır: ritüellik çalışma yapan, Kardeşlerin eğitimini üstlenen ve Mason tarihini araştıran Localar. Ritüellik çalışma yapan Localar, mesleğimizi ilgilendiren konularda konferanslar da tertip ederler. Eğitim Locaları sanal Localardır. Amaçları Masonik merasimlerin kusursuz icra edilmelerini temin etmek, masonik etik ve erkânı, tüzük ve kuralları öğretmektir. Gerek görüldüğünde, merasimlerin provası da bu localarda yapılır. Ritüelimiz kutsal bir dramayı andırır, aktörler ve seyirciler bizleriz, merasimler de en iyi şekilde icra edilmelidir. 1823’den bu yana, Emulation Eğitim Locası, İngiltere’de Eskiler’le Modern’lerin birleşmesinden sonra ve yazılı ritüellerin kullanılmadığı dönemde, ritüelin doğru olarak ezberlenmesini temin etmek üzere kurulmuştu.

Bir araştırma Locasının yapısı herhangi bir Locanınkinden farksızdır; görevlileri vardır, ritüele uygun tarzda çalışmalarını açar ve kapar. Dünyada, araştırma localarının berat ve numaraları vardır. Ancak, tekris ve terfi işlemlerine zamanlarına harcamayarak, gayretlerinin tümünü masonik araştırmaya tahsis ederler. Bu bir seçimdir, zira, tüzüksel olarak, bir araştırma Locasının harici tekris etmesine engel yoktur. Yalnız Türkiye’de, Mimar Sinan Locası 2 Mayıs 1965’te 43 numarayla tahsis edilmiş olmakla beraber ancak kendisine berat verilmemiştir. Dolayısıyla, tüzüksel Loca hüviyeti yoktur ve tekris, terfi gibi faaliyetlerde, istese de, bulunamaz. Yakın tarihte kurulan Ankara Doğan Güneş Araştırma Locasına 43 B, İzmir Vadisi Araştırma Locasına (İZMAR) da 43 C numaraları verilmiş, Mimar Sinan Araştırma Locasının da numarası 43 A olarak değiştirilmiştir. Araştırma locaları belgeye dayalı akademik araştırmayı teşvik, konferans ve paneller tertip ederler, sunulan tebliğleri, Kardeşlerin yazılı katkılarıyla yayımlarlar. Bu yayımlar çalışmaları izleyen muhabir üyelerin ve genelde Kardeşlerin istifadesine sunulur.

Bir araştırma Locasının programı böylece tanımlandığında akla hemen bir soru gelir: Müzakerelerin izleyeceği konferansları herhangi bir Loca düzenleyebileceğine göre fark nerededir? Bir noktada, tüm Localar araştırma yapmıyor mu? Localar da bünyelerinde tertip edilen konferansları yayımlamıyorlar mı? Tabiidir ki her Kardeş araştırma yapabilir. Ancak Localarda genelde verilen konferansların amacı Kardeşlerin Masonik eğitimine, tarih bilgileriyle genel kültürlerine katkıda bulunmak, Masonik dünyada olup bitenden onları haberdar etmektir. Bu konferansların bir başka getirisi de akademisyen olmayan Kardeşlere topluluk karşısında konuşma rahatlığını kazandırmaktır.

Araştırma Locaları ise ilk önce arşiv çalışmaları yaparak kendi Masonik tarihimizle ilgili orijinal tebliğler hazırlar ve Mason tarihi ve sosyolojisi bağlamında üniversite kürsüleri ve benzer uluslararası araştırma gruplarında yayımlanan tebliğleri Türk okuyucularına tanıtırlar. Bir benzetme yaparsak, Araştırma Locaları Büyük Locaların laboratuarlarıdır.

Paris’te, Fransa Milli Büyük Locası’na bağlı İngilizce çalışan 30 Numaralı Phoenix Araştırma Locasının Üstad-ı Muhteremliğine 1974 yılında is’ad edilen tarihçi – Masonik yazar Alec Melor, is’ad törenini izleyen konuşmasında araştırma Localarının tarihini ve görevini şöyle anlatmıştı:

“Geçmişe baktığımızda, Regius şiirinin veya «Eski Mükellefiyetlerin» başındaki sözde tarihî kısmın dindar yazarları, Mesleğimizin kaynağını efsane ışığında gösterdiklerinde onları kınamamak gerekir. Onlar evliya tezkeresi muharrirleri (hagiographer) idi. Anayasa kitabının ilk kısmında, Anderson çok daha büyük bir günah işleyerek tarihçi olduğunu iddia eder. Bugün, değil tarihçi, inanılır bir şahit dahî olamadığı anlaşılmıştır. Masonluğun bilimsel tarihi, 18.Yüzyılda Preston veya Rahip George Oliver’la de başlayamamıştır; öncüsü Alman âlimi George Kloss (1787 - 1854) olmuş, onu da Findel (1828 -1905) izlemiştir. 1884 yılında bir grup gerçek bilim adamının Quatuor Coronati Locasını kurmasıyla, Masonluk ilk defa sabit fikirlerden, kökünü peri masallarında, hayal meyvelerinde, hattâ hezeyan içinde aramaktan, vazgeçmiştir. İngiltere’de Gould ve Hughan, Almanya’da W. Begemann gibi kişiler masonluk tarihînin genel tarih disiplini ve yöntemleriyle araştırılması gereğini kabul ettirmişlerdir. Bu ileriye dönük önemli bir adımdı ve Quatuor Coronati Locasının dünyada birinci araştırma Locası olarak tanımlanmasının nedeniydi. Ancak bu ileri adım kesin olamadı. Eski efsanevi kavramlar yok olma yerine sindiler ve yeni saldırılar için sürekli fırsat kolladılar. Araştırma Localarının görevi bu sayıklamaların karşısına sürekli bilim bayrağını sallamaktır. Bu onların başlıca görevidir.”

İlk bilinen Araştırma Locası

Bilinen en eski araştırma Locası, Hindistan’da, İngiltere Birleşik Büyük Locasının Madras Bölge Büyük Locasına bağlı Madras Sosyal Dostluk Locasıdır (Social Friendship Lodge of Madras) (1846 - 1855). Akademik araştırmayı kendine şiar edinen bu araştırma Locasının ömrü uzun olamamıştı. Masonik bir cemiyet olarak araştırma Locasına ilk defa tüm boyutlarını veren ise İngiltere Birleşik Büyük Locasına bağlı, 2076 No'lu Quatuor Coronati Locası olmuş ve bilimsel masonik tarih araştırmasının temelini oluşturmuştur.

Quatuor Coronati Araştırma Locası

Ana araştırma Locası, 2076 No'lu Quatuor Coronati’yi (QC) kendini tarif ettiği, yıllıklarının önsöz yazılarından tanıyalım: “Loca, 1884’de, aşağıda isimleri verilen 9 Kardeş tarafından kuruldu: Sir Charles Warren, W.H. Rylands, R.F. Gould, Rev. A.F.A. Woodford, W. Besant, J.P. Rylands, S.C. Pratt, W.J. Hughan ve G.W. Speth. Bunların hepsi bilim adamıydı ve aralarında zamanın en büyük mason tarihi araştırmacıları vardı. Amaçları her yöndeki Kardeşlere araştırma sevgisini aşılamak; Hürmasonluğun tüm veçhelerinin tetkik edilmesini, Localarda konferanslar tertip ederek eleştiri ve müzakereyi teşvik etmek ve dünyada dağılmış araştırmacı masonların dikkatini çekerek katılımlarını sağlamaktı.

“Bu yaklaşım, geçmiş Mason tarihçilerinin hayalci yazılarına dayanan temelsiz inançları bir kenara iterek, Hürmasonluk tarihi araştırmasında yeni bir tarz yarattı ve böylece bu Loca Masonik araştırmanın gerçek okulu oldu. Üyelerinin gayretiyle 19. yüzyıl masonik tarih araştırmacılarının çalışmaları yakından tetkik edilerek, mason folklorunda gözü kapalı kabul edilmiş çok şey ayıklandı.

“Kurucular kapsamlı bir kütüphane kurmayı planladılar. Araştırmacıların istifadesi için bu kütüphane, genel kontrol QC’de kalmak üzere, Büyük Loca kütüphanesiyle birleştirildi. Az bulunan kitaplar, el yazmaları ve diğer evrak faksimile yöntemi ile veya yeniden basılarak tüm Kardeşlerin istifadesine sunuldu.

“8 Kasım 302’de inançları uğruna işkence ile idam edilen dört taşçı ustası Quatuor Coronati (4 Taçlılar) ismiyle, yaklaşık 400-1600 yılları arasında, tüm Avrupa operatif masonları için koruyucu aziz mertebesine getirilmişlerdi; Loca da, ismini bu dörtlü aziz grubundan aldı.

“Dört Azizin ölüm tarihine en yakın gün olan Kasım ayının ikinci perşembe gününde Locanın Üstad-ı Muhterem is’ad töreni yapılır.

“Başından itibaren Locaya üyelik davetle olmuştur. Yalnızca masonik araştırmalarında önemli çalışmalar yapmış veya sanat, edebiyat ve bilimde tebarüz etmiş Kardeşler davet edilirler. Locanın yıllıklarında Loca üyelerinin ve Muhabere Çemberinin ülke sekreterlerinin isimleri yazılır.

“Locanın yıllığı Ars Quatour Coronatorum yılda bir yayımlanır ve bir önceki yıla ait Loca çalışmaları ile masonik araştırmacıyı ilgilendirebilecek sair malzemeyi içerir”.


Bu yıllıkların komple serisi günümüzde çok değerlidir ve temini de çok zordur. Sadi Aral Kardeşimizin tavassutu ile Türkiye Büyük Locası kütüphanesinde bir komple seri mevcuttur. Loca yayımlarının yalnızca Loca âmil azaları ile Muhabere Çemberi üyelerine verilebildiği dikkate alınmalıdır. Yeni olarak, tüm yıllıkların fihristli bir DVD dizisi şeklinde satışa sunulduğunu öğrendik.

Muhabere Çemberi (Correspondence Circle) : QC Locasının beratı İngiltere Birleşik Büyük Locası tarafından 28 Kasım 1884’de verildi, ancak kurucu Üstadı Muhterem Sir Charles Warren diplomatik ve askeri görevle Afrika’ya gittiğinden, Locanın tahsis töreni 12 Ocak 1886’da yapılabildi. Aynı yılın Aralık ayında her yöndeki masonik araştırmacılara erişebilme yöntemleri saptanarak, üç ay sonra Muhabere Çemberi kuruldu. Bu Muhabere Çemberi Quatuor Coronati Ltd. tarafından iktisadi işletme olarak yönetilmektedir.

Muhabere Çemberi üyeleri QC toplantılarına davet edilirler ve QC’nin yayımlarından faydalanırlar.

Yasha Beresiner’in Kaleminden QC

Mason tarihçisi, koleksiyoncu, yazar, QC Locasının Önceki Üstadı Muhteremlerinden, İstanbul doğumlu Yasha Beresiner’in Ars Quatuor Coronatorum’un 2007 tarihli 120. cildinde akademik Masonik tarih araştırması hakkındaki çalışması yayımlanmıştır. Yazı üç bölümdür. Beresiner İlk bölümde tarihi araştırmada kullanılabilecek değişik bilgi kaynaklarını açıklıyor. İkinci bölümde ilk defa ortaya çıkan yeni bir tarih bilgisiyle, üçüncü bölümde de, eski bir bilgiye yeni yorum getirecek bilgiyle karşılaşan tarihçinin tepkisini inceliyor.

Beresiner’e göre, bazı akademisyen olmayan, popüler Mason yazarlar, tekris edilmiş olmanın onları otomatik olarak akl-ı hikmet ve bilgi sahibi yapmış olduğu hayaline kapılırlar. 19.Yüzyılın ünlü Masonik yazarları, rahip Dr. George Oliver Kardeş (1782–1867) ve William Preston Kardeş (1742–1818) dahi, mitle gerçeği harman etmişler, Anderson’un tarihsel hezeyanlarından kurtulamamışlardır. Yakın tarihlere kadar, birçok tarihçi, işlerine gelmeyen, geliştirdikleri teorilerle çelişen bilgiyi dikkate almamayı yeğlemişlerdir.

Beresiner’in yukarıda sözünü ettiğim makalesinden “Gerçekçi Okul”, “Akademik Tarihçiler” ve “Araştırma Localarının Tersimatları” ara başlıklı bölümlerin özet tercümelerini aktarıyorum:

Gerçekçi Okul

Bilimsel ve gerçekçi Mason tarihini araştırma okulunun kurulması amacıyla 1889 yılında Quatuor Coronati Locası tahsis edildi. Kuruluş bildirgesinin altında imzası bulunan üyelerin tümü tanınmış masonik tarih araştırmacılarıydı. Günümüzde tüm dünyada aynı amaçla çalışan Locaların sayısı çoğalmıştır. Bir araştırma Locasının işlevi üyelerine ve genelde Kardeşliğe yapmış olduğu hizmeti aşar. Araştırma Locaları yeni teoriler ve buluşları yayımlar ve başka araştırma veya yazıları eleştirerek gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet ederler.

Akademik Araştırmacılar yakın tarihlere kadar, Loca tersimatlarında sunulan bildirilerde yazarlara iltimas uygulanmıştır. Kolaylık açısından, Hürmasonluk tecrit edilerek medeniyetin geniş yapısının dışında tutulmuştur. Brent Moris Kardeş, özel muhaberatında, bu durumu doğal ortamından çıkarılmış bir böceğin şeffaf cam kavanoz içinde incelenmesine benzetmiştir.Bu durum son zamanlarda köklü bir değişime uğramıştır ve “inter alia” (bu arada) Sheffield Üniversitesinde Hürmasonluğu Araştırma Merkezinin kurulmasına vesile olmuştur. Mart 2007’ye kadar Merkezin başkanlığını Prof. Andrew Prescott (2) yürütmüştür. Prof. Prescott, Sheffield Üniversitesinde Hürmasonluk Tarihi Konferansını 25–27 Mayıs 2006 tarihinde organize etmiştir. Aralarında Andrew Prescott olmak üzere, bu başarılı konferansta tebliğlerini sunan akademisyenlerin çoğu Mason değildi... Hatta bazıları, kardeşliğimize dahil olmamanın kendilerine daha objektif bir görüş açısı sağladığını ifade ediyor.

Araştırma Localarının Tersimatları

Araştırma Localarının yayımlanan tersimatları masonik araştırmaların olduğu kadar, masonluğun da gelişmesini yansıtır. İngiltere’de tersimatları ile öne çıkan başlıca üç araştırma locası vardır: Londra’da, 2076 numaralı Quatuor Coronati Locasının Ars Quatuor Coronatorum (AQC) yıllıkları, Leicester’de 2429 numaralı ve Manchester’de 5502 numaralı (MAMR) araştırma localarının tersimatları. Bunların arasında AQC, Loca dahilinde sunulan tebliğlerin, ilgili mütalaalarla birlikte, yayımlandığından ileri çıkmaktadır. Bu ikincil kaynak (mütalaalar) olabilecek hataların düzeltilmesini sağladığı gibi, bazen de değişik bir yoruma yol açabiliyor. AQC’un tüm yayımları, indeksleri ile birlikte DVD ortamına alınmış olup arama motorları ile teçhiz edilmiştir. Bazı araştırma teşkilâtları çalışmalarını İnternet üzerinden de halka açmışlardır, ancak genelde girişi sağlayan bir ön kayıt gerekli olabilir.

Değişik bir Araştırma Locası Modeli: 81 numaralı Villard de Honnecourt

Villard de Honnecourt, XII. yüzyılın sonlarında Cambrai bölgesinde, Honnecourt’da doğan bir mimarın adıdır. Meslek yaşamının zirvesini 1250 yılı olarak saptayabiliriz. Picard diyalektinde yazılı ve resimlerle süslü «Albüm»ü Fransızca yazılan ilk mimari tezdir. Albüm şu sözlerle başlar: «V. de Honnnecourt sizi selâmlar ve bu satırları okuyacak ve onlardan istifade edecek her kişinin ruhu için dua etmesini rica eder. Okuyucu, bu ‘kitapta, Masonluğun büyük gücünde, kendine rehber bulacaktır.» Villard, planlarını «Geometri» kurallarına göre düzenlediğini yazar. Operatif Masonlarda geometri, mimari ve masonluk terimleri eşanlamlı kullanılırdı ve Üstat burada, Regius şiirini yazan İngiliz Masonun dilini kullanmıştır.

Üstadın adı GLNF’e bağlı araştırma Locasına verilmiştir. Locanın tüzüğü QC’nin tüzüğünün aynıdır, başlığının grafik dizaynı Villard’ın kendi el yazısıdır, amblemi de Chartres Katedrali için çizdiği labirenttir. Locanın bijusu beş köşeli bir yıldızdan çıkan, İncil yazarı Aziz Yuhanna’nın kartalıdır.

Loca 29 Ekim 1964’de tahsis edildi, ilk Üstadı Muhteremi tarihçi Jean Baylot oldu. Loca arşiv araştırmalarının dışında, konferanslar, seminerler, entelektüel haricilerin de ilgi gösterdiği açık toplantılar, münazaralar tertip eder. Villard de Honnecourt Araştırma Locası Masonluğun tarihsel ve spiritüel konularını tartışmak üzere yılda 4 kez toplanır. Loca ayrıca yılda 4 kez de, haricilere açık yemekli paneller düzenler. Bu panellere konularında en önde olan mason ve harici düşünürleri davet eder. Bir keresinde, “Masonluk ve Din” konulu bir panelde, Katolik (Père Riquet), Protestan, Musevi ve İslam din alimlerini bir araya getirmişti. Panel ve araştırma konuları yılda iki kez, 250-300 sayfalık, mütevazı bir şekilde «Defter» tabir ettikleri şık kitaplarda yayımlanır.

Locanın tertip ettiği ilginç panellerden bir örnek:

Kızılderililerin insan olmadıklarına karar veren Valladolid Kongresi

30 Mart 1999 tarihinde Villard de Honnecourt Araştırma Locası, Büyük Sekreter Yves Trestournel’in vönettiği yemekli panelinde konu Kilisenin 1550 yılında tertip ettiği “Valladolid Kongresi” oldu. Panel “tiyatro-yemek-münazara” gecesi şeklinde cereyan etti. Konu, Theâtre de l’Atelier’de sahneye konan Valladolid Kongresi adlı Jean Claude Carrière’in oyunuydu. Hürmasonların gönül verdikleri tolerans, özgürlük, insan hakları gibi konuları içerdiğinden Villard de Honnecourt’un paneli için bu oyun seçilmişti. Panele Masonlar, yazarla sahne oyuncuları, tarihçiler, basın mensupları katıldı.

1550 yılında Orta ve Güney Amerikayı fetheden Konkistadorların (İspanyol fetih şövalyeleri) kara ünü İspanya’yı aşmış, Vatikan üzerine de gölge düşürmeye başlamıştı. Valladolid’de bir manastırda (Madrid’den önceki, İspanya’nın başkenti ve üniversite şehri) Papa III. Jülius’un temsilcisinin de iştirak ettiği ve Kilisenin köleliğe bakışını tayin edecek bir kongre tertip edildi. Kilise metinleri insanların köle yapılmasını yasaklıyordu, oysa Orta ve Güney Amerika’da köle işgücüne ihtiyaç vardı ve bir kulp bulunmalıydı.

Kongrenin tartışma konusu 3 soru etrafında toplanıyordu:

1. Yeni Dünya sakinleri Kızılderililer diğer insanlar gibi insan mıdır?

2. Kızılderililer İnsan soyundan mı geliyorlar?

3. Onları Tanrı mı yarattı?

Bu kongrede Kilisenin, Kızılderililerin insan olmadıklarına dair aldığı karar, köleliğin dinî ve felsefî ilkelerini ortaya koyarak etkilerini 19. yüzyılın ortalarına kadar sürdürmüştür.

Ruhun kurtuluşunun tartışılması gereken esas konu olduğunu ileri süren Aristo tefsircisi filozof Sepülveda ve tek başına İspanyol müstemlekecisine kafa tutan, yerlilerin koruyucusu, Meksika’nın Chiapas eyaleti başpiskoposu ünlü Dominiken rahip Bartholomé de Las Casas, oyunda başarıyla canlandırılmışlardı. Yemeğe katılan sahne sanatçıları, özellikle Las Casas’ı oynayan Jacques Weber ile manastırın baş rahibini oynayan Philippe Puymartin kendilerine yöneltilen soruları cevaplayarak münazaraya renk kattılar.

Villard de Honnecourt Locasının Diğer Faaliyetleri

Locanın Afrika ve Uzak Doğunun Frankofon bölgelerinde kurulan yeni Büyük Locaların tüzük taslaklarını hazırlamak, kuruluşa gerekli hukuki zemini sağlamak gibi faaliyetleri de olmuştur. Locanın üyeleri arasında ünlü tarihçi ve hukukçuların bulunması nedeniyle bu görev, doğal olarak kendisine verilmişti. Hukuki yardım konusunda en çarpıcı örnek Fas’la ilgilidir. Loca üyelerinin çabası ile Fas’da, Kraliyet Savcısının Hürmasonluğa karşı açmış olduğu kapatma davasına ret kararı 23 Mart 1973’de alındı. Karar metninin son satırlarında, Hürmasonluğun amaçları sıralandıktan sonra, İslâm dini ile uyum hakkında şöyle bir ibare vardır: «Bu amaçların içinde hiçbiri İslam dinimize aykırı olmayıp, 31 Temmuz 1970’de yayımlanan Kraliyet Anayasası maddeleri ile özellikle ‘İslam’ın Devlet dini olduğunu ve devletin ferde kendi dinini seçme özgürlüğünü tanıdığına dair 6. maddesiyle uyum içindedir. Dolayısıyla savcılık talebinin reddedilmesi gerekir. Bu nedenlerle, medeni kanun konularında karar vermeye yetkili mahkememiz alenen karşı tezi kabul ederek tereddütsüz Kral Savcısının açtığı kapatma davasını reddeder.»
23 Mart 1973 tarihli KAZABLANKA Mahkemesinin Hürmasonlukla ilgili kararı:

“2 Temmuz 1971 tarihinde Kraliyet Savcısının KAZABLANKA Mahkemesi nezdinde ESPERANCE Cemiyetini temsilen Bay KABBAJ Abdelkrim’e karşı açmış olduğu davada, ESPERANCE Cemiyetinin tasfiye edilmesini, lokallerinin kapatılmasını ve üyelerinin herhangibir şekilde toplanmalarının yasaklanmasının ve geçici olarak bir kayımın tayinine karar verilmesini talep etti. Gerekçede, 15 Kasım 1958 tarihli, Cemiyetlerle ilgili Dahir’in 3 ve 7 sayılı maddelerine aykırı olarak, Mason teşkilatının hedeflerinin İslam Dini ilkelerine ters düştüğü ve Masonluğun Müslümanları İslam Dinini yanlış tefsir edebilecekleri tarzda eğitmekte olduğu belirtilmektedir.

Cemiyet, vekili Sn. KABBAJ Abdelkrim vasıtasıyla verdiği cevapta, amaçlarının İslam Dini ilkelerine ters düşmediğini ve ayrıca Cemiyetin tüm ilkelerinin Krallık Anayasası ile tam uyum içinde olduklarını iddia etmiştir.

“ESPERANCE Cemiyeti tüzüğünün 2 sayılı maddesinde amaçları şöyle tarif edilir: «Üyelerine moral destek vermek ve insanlık prensiplerini uygulamak, üyelere aralarında mevcut dostluğu pekiştirecek bir formasyon vermek, üyelerine en iyi şartlarda ve imkânlarının elverdiği oranda sosyal hizmetlerde bulunabilmelerini ve yoksullara yardım etmelerini sağlamaktır.» 2 sayılı madde düşünme ve fikir özgürlüğü ile aklı başında tüm düşüncelere karşı saygı ilkelerini teyit ederek son bulur.

“Hürmasonluğun amaçları böylece sıralandığında, bu amaçların içinde hiçbiri İslam dinimize aykırı olmadığı, 31 Temmuz 1970’de yayınlanan Kraliyet Anayasası maddeleri ile, özellikle İslam’ın Devlet dini olduğunu ve devletin ferde kendi dinini seçme özgürlüğünü tanıdığına dair 6. maddesiyle uyum içinde olduğu görülmektedir. Bu nedenlerle savcılığın açtığı davanın reddedilmesi gerekir. Medeni kanun konularında karar vermeye yetkili mahkememiz alenen karşı tezdedir ve tereddütsüz olarak Kral Savcısının açmış olduğu davayı reddeder.”

Günümüzde Masonluk tarihinin araştırılmasının aldığı yeni objektif/akademik şekil:
Hürmasonluk ve benzeri kardeşlik cemiyetlerinin, Ortaçağdan bu yana, Batı dünyasında toplumların politik ve sosyal gelişmelerindeki rolünün önemi akademi çevreleri tarafından son yıllarda anlaşılmıştır. Büyük üniversitelerin tarih fakültelerinde Hürmasonluğu araştırma kürsüleri kuruldu, doktora tezleri kabul edildi, Büyük Localar da arşiv ve müzelerini akademik araştırmacılara açtı. Bu arada, uyanan yeni merak üzerine, popüler tarihçiler hayal ile gerçeği karıştırarak çok satan kitaplar yayımladılar. İskoçya Büyük Locası müze küratörü ve QC’nin Önceki Üstadı Muhteremlerinden Robert L. D. Cooper akademik tarihçinin görevini şöyle tarif ediyor:

“...Tarihçiler en geniş sağlam kaynak yelpazesini kritik gözle tetkik ederek, mitleri şüphe ile karşılamalı ve yanlışların tekrarlanmasını önlemek üzere yorumda bulunmalıdırlar.” Tarihçiler tezlerini hazırlarken, karşı tezlerin varlığını ve içeriğini de okuyucuların bilgisine sunmalıdırlar.

Akademik tarih araştırmalarının aldığı son şekli bir de tarihçi, yazar, Prof. Dr. Margaret Jacob’dan dinleyelim.

MASONLUĞUN AKADEMİK YÖNTEMLERLE ARAŞTIRILMASININ GEÇMİŞİ VE GELECEĞİ

1970’li yıllarda Hürmasonluğun tarihsel konusuna ilk yaklaştığımda, New York Halk Kütüphanesine gittim. Başvurabileceğim en mantıklı yer olarak orayı görmüştüm. Çekmeceleri 3’e 5 oranında kartların düzgünce dizildiği eski yöntem kart katalogu ile karşılaştım. Önemli bir koleksiyon olduğu belliydi. “Hürmasonluk” konusuna ayrılmış kartlar 10 kadem uzunluğunda ve 5 kadem yüksekliğinde göz korkutucu boyutta raflarda yer alıyordu. Kısa sürede farkına vardım ki, akademik açıdan bu koleksiyonun hiçbir değeri yoktur. Anlatayım.

O dönemde, kuşku duymayan araştırmacı, Avrupa Hürmasonluğu ile ilgili standart bir eser olan Bernard Fay’in 1935’de yazdığı “Devrim ve Hürmasonluk, 1680 – 1800” başlıklı kitabına başvurabilirdi. Avrupa tarihini ilgilendiren konuyu ilk ele alan velut tarihçi yazarın Fransızca kitabı hep mehaz olarak gösterilirdi. Doktora öğrencisi olarak on sekizinci yüzyılı tetkik ettiğimde, bana verilen okuma listesinde bu kitabın ismi vardı. Oysa, hiç kimse de Fay’ın sonradan bir Nazi işbirlikçisi olduğunu ve Fransız Devrimi’nin arkasında bir masonik komplonun var olduğu mitini de savunur olduğunu nazarı itibara almıyordu, hem de modern çağın ortasında! Tüm o koca kart koleksiyonunun içinde Fay’la ilgili ve yaklaşımındaki yanlışlara işaret edecek tek bir başlık yoktu. Yazılar genelde belirli olaylarla ilgili olup localarına ve localarının tarihine candan bağlı sadık kardeşler tarafından kaleme alınmıştı. Bu yazılanların doğru olduğu varsayımı ile saygı duyulacak bu çalışmalarda, tarihsel analiz bakımından hiçbir şey yoktu; bir kişinin neden mason olmayı istediğini veya Anglo-Amerikan geleneğinde kadınların masonluğa kabul edilmeyişlerinin neyi ifade ettiğini araştıran bir soru da yoktu. Bu olgular, erkeklerin mason olmayı istemeleri doğaldır, kadınlar zaten istemez gibi basmakalıp laflarla geçiştiriliyordu.

Önemli kütüphanelerin kart kataloglarında geçirdiğim günler masonik tarihin kordonla çevrili olduğunu, yazılanların da inançlı masonlar tarafından gene inançlı veya daha da kötüsü, çoğu kez aşırı sağa meyilli fanatik masonlar için yazıldığını tespit ettim. Kuruluşu izleyen ilk üç nesli kapsayan dönemde birer sosyal merkez olarak görülebilen locaların, onları teşkil eden binlerce Avro - Amerikan erkeğin, hatta kadının yaşamında nasıl bir etki yarattıklarını tetkik etmenin faydasız olacağını görmek zor olmadı. Bu kişiler çok değişik meslek ve sosyal sınıfa aittiler; 1717’de Londra’da ilk Büyük Loca’nın kuruluşunda gerçek taş işçilerinin var olmadıkları dikkat edilecek bir husustur. Ancak, Hürmasonluk gibi bir olgu söz konusu olunca, tarihçinin merakını tatmin etmek kolay değildir. Başladığında yeni bir olguydu, Britanya sosyal deneyimine doğrudan bağlıydı ve on sekizinci yüzyılın ortalarında büyük Avrupa kentlerinde inanılmayacak kadar popüler olmuştu. Tarihçi nasıl merak etmesin ki? Ancak genel akademik dünyada konu itibar yitirdiğinden, nasıl hareket etmeliydi? Yanlış olarak, hürmasonluk mistik veya akıldışı bir dünya ile veya koyu inanç ve fanatizmle özleştiriliyordu. Hiçbir zaman unutmamalıyız ki 2. Dünya Savaşından sonra Avrupa ve Latin Amerika’da, modernliğin kokuşmuş kalbinde, Yahudi-Mason komplosunun yattığı miti hala canlı tutuluyordu.

Hürmasonluk hakkında ilk akademik araştırmaları öğrencilerime anlattığım zaman, tahtanın üzerine, bazen alaycı bir tavırla, bir kart katalogunun neye benzediğini çiziyorum. Kütüphane kayıtlarına ulaşmak için veya konularında faydalı olabilecek internet sitelerini araştırmak üzere öğrencilerim yalnızca bilgisayarlarını kullanırlar. Google’a “freemason” diye yazın, 3 milyondan fazla kayıt bulursunuz. Ancak ilk on sırada Hürmasonluğu komplocu veya Satanik bir örgüt gibi gösteren sitelere rastlarsınız. Bir noktada, kart katalogundan bugüne fazla değişen bir şey olmadı. Sorun aynı: on sekizinci yüzyılın Boston’u veya on dokuzuncu yüzyıl başı Meksika’sı olsun, belirli bir tarihsel bağlam içinde hürmasonluk hakkında yazarken, gerçekle uydurmayı birbirinden nasıl ayırırız? Yanıt, üniversite düzeyinde rutin olarak öğretilen akademik tarih araştırma standartlarına sahip çıkarak, onları hürmasonluk tarihi ve bağlı olduğu tarihsel bağlama uygulamaktır.

Masonluk hakkında akademik araştırma düzeyinin profesyonelleşmesi başlamıştır. 1970’li günlerden bu yana masonik araştırmaların yöntemlerinde olağanüstü bir gelişme yaşanmıştır. Her şeyden önce itibar iade edilmiştir, ikinci ve en önemlisi, tarihsel delillerin değerlendirilmesinde standartlar ve akademik ciddiyet temel olmuştur. Bu değişiklikler Atlantik’in her iki yakasında olmuşsa da, Avrupa’nın saygın akademik sahnelerinde bu daha belirgindir. Sheffield, Leiden, Bordeaux ve İspanya’da Zaragosa üniversitelerinde, Hürmasonluğu araştırma merkezleri faaldir ve üniversitelerle özel sponsorlar tarafından desteklenmektedir. Avrupa Bilim Vakfı, yeni olarak, Hürmasonluk fenomeninin milli kontekstlerde araştırılması için önemli bir bağışta bulunmuştur.

Amerika’da genç akademisyenler mason tarihinin veçheleri üzerine tez veya kitap yazıyorlar. http://wwwlib.umi.com/dissertations/results?set_num=1 elektronik sitesine girdiğimizde, Amerikan üniversitelerinde son on yılda yazılan elliden fazla doktora (Ph.D.) tezinin Mason tarihi ile ilgili olduğunu görürüz. Araştırmalarını ve yazılışında tezini yönettiğim Jacob Dorman adında bir öğrencimin çalışması olduğundan yakinen bildiğim bir konuya değinmek istiyorum. Tezin başlığı: “Harlem’in Siyah Yahudileri ve 1920’lerde Doğu ve Afrika Mistik Bilimleri Profesörleri”, UCLA 2004. Siyah Amerika tarihi ile ilgili bu çalışma Harlem Rönesansı esnasında zenci entelektüellerin araştırmalarını kapsamaktadır. Özgürlüklerine kavuşmak için yeni hakikatlerin ve yeni kimliklerin arayışında, bazı dinlerle birlikte Hürmasonluğa da yöneldiler.

Dünya çapında masonik araştırmalar konusunda iyimser olmak için başka nedenler de vardır. İmparatorluk bağlamındaki mason localarının dışında, Batılı olmayan ülkelerde de, yerel kişilerin kendi kültürel ortamlarında masonluğa karşı gösterdikleri ilgi araştırılmaya başlanmıştır. Kadın Masonluğu ile ilgili yeni araştırmalar da yürütülmektedir. Son olarak, akademisyenlerin kısaca “Moskova Arşivleri” diye adlandırdıkları dokümanlar vardır.

Bu arşivler, Nazilerin işgal ettikleri ülkelerden alınan binlerce elyazması (sonradan daktilo edilen) evrak içermektedir. Naziler Yahudi–Masonluk komplo teorilerine inanıyor ve bu teorileri doğrulayacak ve hedeflerini açıklayacak evrak arıyorlardı. Bu maksada hizmet etmek üzere 1940’da işgal ettikleri ülkelerin Büyük Localarıyla münferit Localarını yağma ettiler. Tüm bu çalıntı evrak özel bir enstitü tarafından tetkik edilmek üzere Berlin’e yollandı. Sonra Rus ordusu geldi ve enstitüde bulunan evrak Moskova’ya yollandı. Ruslar muhtemelen Batı ülkeleriyle bu evrakı Almanların çekilirken çaldıkları Rus varlıklarının iadesi için pazarlık malzemesi olarak sakladılar. Olay beklenilen şekilde gelişmedi ve Fransa, Belçika ve Hollanda’dan yağmalanan masonik evrak 1990’a kadar Moskova’da kaldı. Amerikalı tarihçi Patricia Kennedy Grimsted (Trophies of War and Empire, Harvard University Press, 2001) bu evrakın varlığı ile ilgili olarak dünya kamu oyunu uyandırdı. Putin hükümetine finansal baskıdan sonra arşivlerin çoğu Paris, Brüksel ve Lahey’e iade edildi. Bunlar, 1930’lardan bu yana saklı kalmış, bazıları 1730’lardan kalma, olağanüstü binlerce sayfa elyazması koleksiyonunu oluşturmaktadır. Yakınlarda yayımladığım iki kitabımda onları kullandım ve şüphesizdir ki onlarca araştırmacı aynı şeyi yapacaktır.

Moskova arşivleri Avrupa tarihi ile ilgili masonik araştırma yapmanın önemini bir daha vurgulayıp arşivlerin dikkatlice ve kısa zamanda güvene alınmalarının önemine işaret etmektedir. Münferit Loca tarihlerinin tekrar yazılmalarına İhtiyaç duyulacağı gün gelecektir. Adanmış kardeşlerin eskiden yazmış oldukları evrak yol göstermeye devam edecektir, ama artık akademik yöntemleri her tarafta kullanacağız ve orijinal dokümanlara ihtiyaç duyulacaktır. Binlerce elyazması bir dünya savaşı ile iki kez zapt edilmenin ve soğuk Moskova mahzenlerinde bekletilmenin üstesinden gelebilmiştir. Tarihsel evraka sahip tüm locaların bunların doğru saklanmasına özen göstererek araştırmacı kardeşlerin veya akademisyenlerin ellerine ulaşabilmelerini temin edeceklerini ümit ediyoruz. Ona imkân tanırsak Masonik geçmişin geleceği olur.



(1) Askeri birliklere, gemilere bağlı sahra Locaları, sakatlara mahsus Localar, belirli bir amaç için kurulan ve amaç yerine getirildikten sonra dağılan Localar, İngiltere’de olduğu gibi, üyelerinin mutlaka bazı meslek gruplarına ait olmalarını gerektiren Localar.

(2) Prof Andrew Prescott Mason değildir. Halen Lampeter, University of Wales’de Kütüphane Müdürü ve Araştırmalar Bölümü Başkanı olmuştur.

Eski Bir Mektup

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,



Sevgili Kardeşlerim,

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasına üye iki kardeşin bir zamanlar yayımladığı, ilginç içerikli bir mason dergisi vardı. Adı "Şakul Gibi" idi. Bu dergiye ben de abone olmuştum ve çıkan yazılardan yararlanırdım.

Dergi, iki yayımcısının hayatta olduğu sürece yayımlanmasını sürdürdü. İki yayımcısı, az bir arayla Sonsuz Doğu'ya göçünce, yayım hayatı da sona erdi. Derginin iki yayımcısını, Ziya Umur ve Mişel Marguiles kardeşlerimizi anmayı masonik bir görev sayarım.

Mişel Marguiles kardeşimiz, bizim derneğimizin üyesi olan Uğur Dörtbudak kardeşimizin dış yaşamdan arkadaşıydı. Uğur kardeşimle birlikte olduğumuzda, dergiyle ilgilendiğimi bildiğinden, ikisinin ortak anıları zaman zaman konuşma konumuzu oluştururdu. Aynı biçimde, benden de Mişel Marguiles kardeşimize bahsettiğini söylemişti.

Uğur kardeşimiz, İstanbul'daki binamızın yapımında en zorlu görevleri üstlenmiş, binamızın tamamlanması için tüm sorumluluklarını kullanmış, görev bilincine örnek olan, anısı unutulmayacak bir kardeşimizdir.

Uğur Dörtbudak kardeşimiz en verimli çağında Sonsuz Doğu'ya göçtü. Anısı önünde saygı ile eğilirim.

Geçenlerde, İstanbul'daki binamızın en alt katında bulunan kütüphanemizin raflarındaki kitapları incelerken, elime "Şakul Gibi" dergisinin sayıları geçti. Birden, eskiden birgün bu dergiye bir yazı yolladığım, yolladığım yazının da "Okuyucu Mektupları" köşesinde yayımlandığı aklıma geldi.

Dergileri karıştırmaya başladım ve yolladığım yazının yayımlandığı sayıyı buldum.

Yayımlanan yazımı yeniden okuduktan ve aradan geçen onca zaman sonra, düşüncelerimin bugün de aynı olduğunu fark ettim.

Ulusal ve de yasal Türk Masonluğunun 100. yıldönümünü kutladığımız bu yıl, bu mektubun içeriğini kardeşlerime açıklamak, Türk Masonluğunun, dolayısıyla da evrensel masonluğun sorunlarını belirtmesi açısından bana ilginç geldi.

Aynen şöyle demişim (Şakul Gibi, Sayı 24, Mayıs 1990):


"Sayın Yayımcı kardeşim,

Geçenlerde "Şakul Gibi" dergisinin eski sayıları elime geçti. Okudum.

Masonlukla ilgili her olaya açık olduğum için, devamlı izlemeyi arzu ettiğimden hemen abone oldum. Bundan sonra beni, sürekli okurlarınızdan sayabilirsiniz.

Geçmiş dergilerinizi okurken, mensubu olduğum masonluğu temsil eden kardeşlerimizden "Bay" diye bahsetmeniz, bende şu mektubu yazmak ve biraz içimi dökmek isteğini uyandırdı. Kalemi elime onun için aldım.

Sevgili Kardeşim,

Yaşamımın değişik devrelerinde, üç kez Nur-u Ziya sokağı masonluğuna girmek için öneri aldım.

Fakat, beni öneren kişilerle yaptığım ilginç konuşmalarımda, benden ısrarla inançlarımın ve inanışlarımın açıklanmasının istenmesi dolayısıyla ve ben de, prensip olarak, bu gibi inanış ve davranışların yalnızca kişiyi ilgilendirdiğini düşündüğümden, önerilmeme karşı çıktım. Beni öneren kişiler, her ne kadar "Canım, bu bir formalitedir, sen gene inançlarında özgür ol", demiş olsalar da, onlara "Hayır, bir formalite için bile ödün vermem ve bu yüzden rahatsız olacağım bir yere girmem", dedim ve olay benim için kapanmış oldu. Taa ki, dördüncü kez, gene masonluğa önerilmem ve bu sefer önerildiğim yerin, sizlerin "Düzensiz" olarak adlandırdığınız ve yok saydığınız, ama sizinkiyle benzer olan masonluk olduğunu öğrenene kadar.

Şimdi mensubu olmakla övündüğüm masonluğa öneren kişi bu önerisini yapınca, beni önerdiği masonluk kuruluşunun anlayışında inançların kişiye özel olduğunun kabul edildiğini ve bununla ilgili hiçbir açıklama isteği ile karşılaşmayacağımı söyledi.

Çok olumlu karşıladım ve kendisine "Tamam, seninleyim, önerini yap, geliyorum" dedim. Ve böylelikle, ikinci bir masonluğun varlığını öğrenmiş oldum.

Hemen sonra, bu durumu, beni ilk önce sizin masonluğunuza öneren, bugün Sonsuz Doğu'ya göçmüş olan ve kuruluşunuzda çok yüksek bir yerde bulunduğunu öğrendiğim aile dostumuza bildirdim, benim bir kez daha masonluğa önerildiğimi ve bu defa öneriyi kabul ettiğimi söyledim. "Fakat galiba, dedim, beni başka bir yere önerdiler, çünkü aynı soruları sormadılar." "-Neresiymiş orası, yoksa Tepebaşı mı?" dedi. "Evet" dedim. İşte o zaman, o aile dostumuz açtı ağzını, yumdu gözünü, kıyamet koptu. Bana çok kırıldı. Ben bu hınca, bu kızgınlığa o zaman bir anlam veremedim. Yaşlılığın oluşturduğu bir davranış biçimi olarak nitelendirdim.

Kabul etmekte zorlandığım bu davranış biçiminin belirtilerine "Şakul Gibi" dergisinde de rastladığım için, içimden gelen bu mektubu yazmak istedim.

Aslında, sizi suçlama gibi bir arzum ve amacım yok. Olayın sizden kaynaklanmadığını gayet iyi biliyorum. Ve o yüzden size, "Yahu yapmayın, vazgeçin şu ayrıcalıktan," demiyorum. Biliyorum, olanaksız. Ben yalnızca, tanımadığım ama kardeş bildiğim size, bu davranışınızın bana ters gelen yanlarını belirtmek istiyorum.

Sevgili kardeşim,

Sizin de, bizim de yaptığımız ne?

İnsanlığın yetkinliğe, mükemmelliğe ulaşması.

Siz onların iyiliği, biz kötülüğü için mi uğraşıyoruz?

Yoo, benzer ritüelleri uyguluyoruz, aynı konularda konuşmalar yapıyoruz, aynı kültür birikimlerinin ürünleriyiz. Ama siz, "İnsanların mükemmelliğe ulaşması yalnız bizim çabamızla olur", diyorsunuz. Biz ise, "Hem sizin, hem de bizim çabamızla olur, gelin görüşelim, düşünce değiş tokuşunda bulunalım, tartışalım, ortak yanlarımızı görelim, birbirimizi anlayalım ve kuvvetlenelim", diyoruz. Siz, "Siz bizim için yoksunuz, bizim size ihtiyacımız yok", deyip var olanı inkar ediyorsunuz. Devamlı gerçeği aramak olan misyonunuza ters düşüp gerçeği (benim üyesi olduğum mason kuruluşu) görmek istemiyorsunuz. Daha doğrusu, sizin gerçeği görmenize engel olmak isteyen İngiltere Birleşik Büyük Locasının buyruğuna, düzensiz ilan edilmekten çekinmeniz nedeniyle, resmi olarak boyun eğiyor, ama resmi olmayan ilişkilerimizde, bu gerçeği bildiğinizi ve kabul ettiğinizi açıklıyorsunuz. Kendi kendinize ters düşmeniz ve davranışlarınızdaki bu ikilik sizi rahatsız etmiyor mu?

Geçenlerde, Türk Masonluğunun 80. yılını kutladınız.

Hangi Türk Masonluğunun?

80. yılını kutladığınız Türk Masonluğunun 55 yılı, sizin de bir zamanlar içinde bulunduğunuz ve bugün yok olarak kabul ettiğiniz "Düzensiz" masonluktu. İnsan geçmişini, kökenini nasıl bu kadar inançla inkâr edebilir?

Düzensiz olarak günümüzden 25 yıl öncesine kadar sürdürdüğünüz ve bugün vefasızlık örneği göstererek tanımadığınız bu masonluğun o zamanki bir üyesi olan Namık Kemal'e, gayet haklı ve doğru olarak, düzensiz bir mason olmasına rağmen, "Kardeş" demekte bir sakınca görmüyor, fakat sizin de 25 yıl önce içinde bulunduğunuz bu masonluğun o zamanlar bir üyesi ve benim masonluğumun bugünkü Büyük Üstadı olan Vedat Yeğinsü kardeşi veya derneğimiz üyesi Murat Özgen Ayfer kardeşi, dergilerinizdeki yazılarda yalnızca adlarıyla belirtmekten rahatsız olmuyorsunuz.

Masonluk niteliğinin Nur-u Ziya'ya kavuştuktan sonra geri alınamayacağını, artık o kişi mason derneğinden ayrılmış, uykuya yatmış olsa bile kendisinin mason ve kardeş olarak tanınacağını derginizde savunuyorsunuz. Hapse girmiş bir kardeşimize, adam öldürmüş bir masona (örnek olarak) yine "Kardeş" demekten çekinmiyor, ama sizin o zamanlar uyguladığınız masonlukta, 25 yıl önce Nur-u Ziya'ya birlikte kavuştuğunuz kardeşimize bugün K harfini çok görüyorsunuz. İnsan, kardeşini nasıl inkâr eder? Bunda bir terslik yok mu? Bu size normal geliyor mu? Ben kabul edemiyorum, bu tür davranışları içtensizlik olarak görüyor ve çok rahatsız oluyorum. Rahatsız olduğum en büyük nokta ise, özel yaşamınızda bu kardeşlere "Kardeşim " demekten çekinmemeniz.

Yazımın başında dediğim gibi, olayın sizden kaynaklanmadığını gayet iyi biliyorum ama, 20. yüzyılda, düşünen, fikir üreten, gerçeği arayan bir insan, nasıl olur da körü körüne, görünen bir gerçeğin aksine inanmaya mecbur tutulabilir? Bugünün insanı, bu kadar bilinçsizleştirilebilir mi, bu kadar -özür dilerim- Rabelais'deki Panurge'ün koyunu durumuna sokulabilir mi ?

Türkiye'deki masonların rakamını verirken, 6500 kişiden bahsediyor, ancak benim masonluğumun üyesi olan 2000 kişiyi yok olarak kabul ediyorsunuz. Ama öte yandan, "Yalnızca Masonlara Satılır" diye başlık altı koyduğunuz "Şakul Gibi" derginizi, düzensiz ve yok olarak ilan ettiğiniz, tanımadığınız bana ve başka masonlara göndermezlik etmiyorsunuz.

Bu çifte standart, hem beni, hem de sizin masonluğunuzdaki birçok kardeşimi rahatsız ediyor. Yanlış mı?

Mektubumu yayınlamayacağınızı biliyorum. Hem, bir dergi ölçüleri için, epeyi uzun, hem de sizin açınızdan sakıncalı. En azından bu yazılış biçimiyle...

Kardeş Sevgi ve Saygılarımla,

Metin Ansen"


Sevgili Kardeşlerim,

Eminim, birçok kardeşim, bu mektubum "Şakul Gibi" dergisinde yayımlandıktan sonra neler olduğunu bilmek isteyecekler.

Yazdığım yazının yayımlanmasını sağlamak için, yazımı bitirirken "Mektubumu yayımlamayacağınızı biliyorum" demiştim. Adresimi de belirterek yayımladılar, mutlu oldum. Ama aynı sayıda, ilk sayfada, Ziya Umur kardeşimin ağır eleştirilerini ve haksız saldırılarını içeren bir yanıt yazısı çıktı. Ben dergiye gönderdiğim yazımda, olaya kurumsal açıdan yaklaşmıştım. Ziya Umur kardeşim, dergide yayımlanan yanıtında, açıklamasını kişileştirdi ve beni azarlamak yolunu seçti. Ben o açıklamaya da, iddialarını çürüten bir yanıt verdim. Ancak verdiğim yanıtı yayımlamadılar. Olayın benim açımdan hoş ve hiç beklemediğim bir gelişimi oldu.

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasında üye olduklarını bilmediğim birçok okul arkadaşımdan bana bir "Merhaba" yazısı ile kutlama mesajları geldi. Ancak beni en çok mutlu eden mektup İsrail'den yazılmıştı. Yazıyı yazan kardeşim, İstanbul'dan İsrail'e göç etmiş bir Musevî vatandaşımız olduğunu açıklayıp masonluğa Türkiye'de kabul edildiğini belirtiyor ve Tel Aviv'de Türkçe çalışan Sayın Nur Locasının bir üyesi olduğunu bildiriyordu. Yazdığım yazıdan çok etkilendiğini, Türkiye'de kendi masonluğundan başka bir masonluğun olduğunu hiç kimsenin kendisine söylemediğini, benimle tanışmak istediğini, İstanbul'a geldiğinde beni ziyaret etmeyi arzuladığını açıklıyordu. Kendisine yanıt verip, İstanbul'a geldiğinde beni kesinlikle aramasını rica ettim. Ve bir gün, gerçekten işyerimde beni ziyarete geldi, kendisiyle aramızda hemen kardeşlik duyguları oluştu ve onu, o akşam toplanacak olan locama davet ettim. Ben o günlerde, locamda Birinci Nazır'dım. Kardeşimiz locamıza geldi, ismini açıklamamızı rica edip hem toplantımıza, hem de kardeş soframıza katıldı. Kendisiyle uzun bir zaman yazıştık, İstanbul'a her gelişinde beni ziyaret etti, her seferinde elinde bir anı ile. Aradan yıllar geçti, adresi ve telefonu hâlâ bendedir. Uzun zamandan beri, kendisine yolladığım yeni yıl ve bayram kutlama yazılarıma yanıt alamıyorum... Ancak kendisine yirmi yıl önce verdiğim sözü tutuyor, adını bugün de açıklamıyorum.

Olayın başka bir ilginç gelişimi daha oldu.

Şakul Gibi dergisinin her sayısında, masonik bir bulmaca bulunurdu. Bulmacayı doğru çözenlere, bir yıllık Şakul Gibi dergisinin aboneliği hediye edilirdi.

Bir keresinde, bulmacayı doğru çözdüm ve bir yıl abonelik kazandım.

Ancak beni mutlu eden olay, kazandığım abonelik değildi.

Beni ondan daha çok mutlu eden olay, kazandığım bir yıllık aboneliği bana yazılı olarak bildiren Mişel Marguiles kardeşin mektubu idi. Mişel Marguiles, mektubuna "Sevgili Metin Ansen Kardeşim", diye başlıyordu...

Türk Masonluğunun 100. yılını kutladığımız bu yıl, görüşlerim değişmedi.

Türk Masonluğu, evrensel masonluğun izlediği ve yürüdüğü yoldan yürümesini sürdürmektedir.

Evrensel masonluk bugün değişik düşünce ve uygulama yapısıyla varlığını sürdürmektedir.

Bu oluşum içinde en ağırlıklı yeri, Anglo-Sakson masonluğunun belirlediği yolda ilerlemesini sürdüren ve kendilerini "Düzenli" olarak tanıtan masonluk almaktadır.

Anglo-Sakson masonluğunun dışındaki masonluklar, yani kendilerinin dışındaki herhangi bir masonik kuruluşun ya da akımın izinde olmadan yaşamlarını ve çalışmalarını sürdüren masonik kuruluşlar, yalnızca erkeklerin aydınlandığı Erkek Mason kuruluşları, yalnızca kadınların üyesi olduğu Kadın Masonluğu ve hem erkek, hem de kadınların üyesi olduğu Karma Mason obediyansları olarak varlıklarını ve gelişimlerini sürdürmektedirler.

Anglo-Sakson masonluğunun üyesi olan obediyanslar kendi aralarında birbirlerini tanıyıp karşılıklı olarak ziyaret ederler. Bu masonluğun dışında yer alan mason kuruluşlarının çoğu da birbirlerini tanırlar ve karşılıklı ziyarette bulunurlar.

Anglo-Sakson masonluğu, kendi dışındaki masonik akımların hiçbirini resmen tanımaz, onları masonik kuruluş olarak kabul etmez. Bu masonluğun dışında yer alan mason kuruluşları ise, yeryüzündeki tüm mason obediyanslarının varlığına saygı ile yaklaşırlar.

Büyük Mason Mahfili Derneğimiz, Ulusal Türk Masonluğunun 100. yıldönümünde, dünya masonluğunda var olan bu çok sesliliği anlayış ile karşılamakta, kendi ülkemizdeki masonik çeşitliliği de dünya masonluğunun yurdumuzdaki izdüşümü, yansıması olarak kabul etmektedir.

Ancak, gerek yurt içindeki, gerek yurt dışındaki tüm mason obediyanslarına karşı tutumumuz, Evrensel Bildirgemizde açıkladığımız gibi, kardeşçe ve kardeşliğin gereklerine saygı duymaya önem veren bir biçimdedir.

Bizler barışçı, ilke ve amaçları karşılıklı saygı ve sevgiye dayanan, üyesi oldukları mason obediyansı ne olursa olsun, tüm masonların birbirleriyle kardeş olduğunu savunan bir mason derneğinin saygın ve düzenli üyeleriyiz. Amacımız yalnızca kendimiz için değil, tüm insanlar için bir Ülkü Mabedinin yapımını sağlamak ise, ayrıcalık ve ayrımcılık gözetmeden bu mabedin içine tüm insanları alabilmek için çalışmalıyız.

Yöntemlerimiz ayrı olabilir, ancak amaçlarımız aynı...

Üyesi oldukları mason kurumu hangisi olursa olsun, yeryüzündeki tüm mason kardeşlerime en içten kardeş sevgi ve saygılarımı sunarım.

Masonluk Kültürü

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,

Reklam