Posted by
Bornocu Ersan
|
11 Kasım 2015 Çarşamba
|
Posted in
15.Derece Ritüeli
,
Doğu ve Kılıç Şövalyeleri
Atölyenin Adı : Doğu ve Kılıç Şövalyeleri Şapitri
Başkanın Ünvanı : Büyük Üstat
Görevlilerin Ünvanı : Her görevlinin adının önüne “Muhterem” unvanı getirilir.
Müntesiplerin Ünvanı : Doğu ve Kılıç Şövalyeleri
Düzenli Duruş : Sadakat duruşu.
İşaret : Sol omuzdaki sağ el yılankavi biçimde sağ kalçaya indirilir.
Karşı İşaret : Sağ el karnı soldan sağa keser
Geçiş Kelimesi : Jaboru hammaim
Dokunuş : Bir hücumu defetmek istercesine sol kollar karşılıklı olarak uzatılır; bu esnada sağ elle yol açma hareketi yapılır ve sonra da kılıçların uçları karşılıklı olarak göğüslere değdirilir. Bu esnada bir Kardeş Yuda, diğeri de Bünyamin der.
Kutsal Kelime : Rafodon
Yaş : Yetmişinci yılın onuncu haftası
Darbe ve Alkış : 5 + 2
Yürüyüş : Elde uzatılmış kılıç olarak atılan beş büyük adım
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
15.Derece Ritüeli
,
Doğu ve Kılıç Şövalyeleri
Masonluk ilk çağlarda bilgisizlik ve karanlıklarla çevrili bir ortamda bulunduğu için, örgütlerinde, işlerinde devamlı bir gizlilik ve kapalılık sağlama çarelerini araştıra gelmiş ve uzun zaman bu konuda hiçbir şey yazmamayı bozulmaz bir kural olarak benimsemiş olan bir kuruluştur ve buna şaşmamak gerekir. Bu kapalılık, sadece Masonluğa mahsus değildir. Eski tarihlerde ve ortaçağların ilk yüzyıllarında ortaya çıkmış olan bütün kuruluşlarda durum aynıdır. Yine aynı sebepten dolayı felsefe okullarının ve mezheplerin kaynaklarını yakından tanımak da zorlaşmaktadır. Hıristiyanlığın, şövalyeliğin, cemaatlarin, şehir kuruluşlarının yani Komünlerin nasıl doğdukları sorunları bugün de tartışılmakta ve aydınlanması gerekli durumlarını korumaktadır. Eleştiricilerin, söylentiler, gelenekler ve ele geçen belgeler üzerindeki incelemeleri süregeliyor. Yetkili yazarlar, birbiri ardı sıra hep aynı kaynak ve olayları, pek de kesin olmayan bir takım söylentileri tekrar edip duruyorlar. Sözün kısası, tarihten gelen bilgiler doğrudan doğruya sağlam bilgilere değil, sağlam ve doğru olduğu sanılan bilgilere dayanmaktadır. Masonlukta da hâl böyledir. Masonluğun geçmişte bir bina yapıcıları topluluğundan doğmuş olduğu iddia edilir; fakat bu da kesin olmaktan uzaktır.
Ritüel, Mabedin alegorisi, çalışmalardan çıkan semboller bu görüşü her açıdan doğrulamamaktadır.
KRAUSE (Kari Christian Friedrich, 1781 – 1832) Kardeşin ünlü eserinde incelediği üç belgeyi biz de inceledik. İlk bakışta bu dokümanların işçilere seslendiği sanılabilirse de anlatılışları bizim bugün kullandığımıza benzeyen sembolik bir dil iledir. Bundan başka işçilerin anlayamayacakları bir felsefe öğretisini de kapsamaktadır. Bu durumda adı geçen belgelerin yazıldığı zamanlardaki çırakların ve kalfaların bugünkülerden daha üstün olduklarını kabul etmek gerekmez mi? Hattâ ortaçağ boyunca, herkesin dönemin kültürünün üstünde fikirlere sahip olduğunu kabul mü edeceğiz? Bu belgeler, mimarlar ve mühendisler için yazılmıştı denilecek olursa, sanatçıların daha o zamandan beri sembolik bir dil kullandıklarını, bu bakımdan Masonlukla hayır derneklerinin farklı durumda olmadıklarını benimsemek gerekir. Hoşgörülü koruma veya baskılar, toplantıların yasaklanması, siyasî endişeler, rahiplerin dar görüşlülüğü gibi birbirini kovalayan olayların yalnız işçilerin yüzünden olabilmesi ihtimali de çok uzaktır. Bütün bunlar bugünkü durumun eskiden de var olduğunun birer kanıtıdır.
Mason tarihinde ikinci esas nokta, felsefe ve bilimle uğraşan kuruluşların bugünkü Masonluk yapısında görüldüğü gibi eski zamanlarda da mevcut olmalarıdır. Buna benzer kuruluşlar Haçlı seferlerinden sonra Avrupa’nın her tarafında görülmüştü. Doğudaki felsefe mezhepleriyle ilişki kurmaları sonucunda birçok kimsede düşüncelerini gizlice dile getiren birtakım yeni ve geniş fikirler doğuyordu.
Daha sonraları İllümineler, Tampliyeler, natüralist görüşü yayan Rozikrüsyenler, iktidarda olan ya da olmayan siyasî partiler de ortaya çıkıyordu. Rose Croix’lar en çok XVII. Yüzyılda Fransa ve Almanya’da yayıldılar. Bunlar hayalci düşünce ve görüşleriyle Avrupa’yı doldurmuşlardı. Çünkü bir taraftan hekimlik yapıyorlar, öte taraftan madenleri başka madenlere çevirmek ve daha bazı mucizeler göstermek gücünde oldukları söylentileriyle çevrelerinde ilgi topluyorlardı. Her işin iç yüzüne sızmayı pek iyi becerebilen Cizvitler onlara şiddetle karşı çıktılar. Gauthier, Robert, Garasse gibi rahipler Rose Croix’ları, vaftizi bulûğ çağına erteleyen, vaftiz aleyhtarı kişiler olmakla, dinsizlik ve Allahsızlıkla suçladılar. Modern görüşün babası Francis Bacon da bir Rose Croix idi. Francis Bacon 1561'den 1626'ya kadar yaşamıştı. 1630 yıllarında idi ki, Belçikalı kimyacı Van Helmont, Belçika’nın dinî başkenti olan “Malines”deki Başpiskoposluk konseyi tarafından Rose Croix ve büyücü olmakla suçlanınca İngiltere’ye kaçtı ve orada Localara devam etti. Localara sığınanlar esas örgütte ve yüksek otoritelerde bulunmayan bir takım uyuşmazlıkların doğmasına sebep oluyorlardı
1717'de Londra’da dört Büyük Loca birleşip, İngiltere Büyük Locası adını aldığı ve kendi egemenliğini tanıyan bütün Locaların anayasasını düzenlemeye giriştiği zaman, böyle bir yönetici örgütün pek eski çağlardan beri var olduğu ileri sürüldü. Bundan ötürüdür ki Loca bu yönetimin ANDERSON tarafından kaleme alınan eski yönetmeliklerini ilk genel statü olarak bastırdı. Bütün Ritler, dereceler, felsefi kurallar kaldırıldı, sadece Çırak, Kalfa ve Usta dereceleri bırakıldı. Bu son derece, ancak Loca Başkanlarına ya da Loca eski başkanlarına verildi.
Birçok Loca, İngiltere Büyük Locasının yetki ve örgütünü benimsedi; yalnız İngiltere’de değil başka ülkelerde de bu yetkiyi tanıyanlar oldu; böylece yeni Rit ortaya çıkmış oldu. Mons şehrinde “Tam Birlik” adı altında kurulan Locanın patenti bile “Karalarda, denizlerde yazılı Locaların Başkentteki Büyük Üstadı” unvanını kullanan Duc de Montaigue tarafından verildi. Bu patent 24 Şubat 1721 tarihini taşır ki, bu tarih Büyük Locanın kuruluşundan dört yıl sonraya rastlar.
Bir kısım İngiliz Locaları bu yeni kuruluşu tanımadılar. Bunun üzerine Londra’da “İngiliz Eski Locası” kuruldu. Biri 3 Temmuz 1329 tarihini taşıyan, diğeri de 1641'de Ste. Marie kilisesinde Skoçya Masonları toplantısına başkanlık etmiş bulunan VI. Jacques’ın eliyle yazılmış ve 25 Eylül 1590 tarihli olan iki belgeyi haiz Skoçya’daki KİLWİNNİNG Büyük Locası, daha sonra da YORK Büyük Locası ile ona bağlı Localar, İngiltere Büyük Locasına şiddetle karşı çıktılar. Onu Masonluğun eski değerini ve karakterini ortadan kaldırmış olmakla suçladılar. İngiltere dışındaki birçok Loca ve Yüksek Konsey de Skoçya Büyük Locasına bağlı kalmak ve onun sistemini uygulamak istediler. Daha başkaları da büsbütün yeni sistemler ortaya attılar. Karşıt Rit’ler bu suretle meydana çıktı. Modern Rit bütün güçlükleri ortadan kaldırdığı için büyük ilgi gördü.
Eski kuruluşların eğilim ve âdetlerini korumak isteyenler, aynı zamanda genel statülerle merkezî bir otoritenin kurulmasını da arzu ediyorlardı. Fakat bütün bu eğilim ve istekleri uzlaştırma işi büyük güçlüklerle karşılaşıyordu. Çeşitli sistemler tasarlandı, bu yoldaki tartışmalar XVIII. yüzyıl boyunca uzadı gitti. Bu dönemde Olgunlaşma Locaları, Doğu ve Batı Şövalyeleri, Royal Arche, Rose-Croix Yüksek Konseyleri, “Templier”lerden kaynaklanan kuruluşlar, Malta Şövalyeleri ve diğer başka eski kuruluşlar çalışmakta idiler. Her birinin kendine bağlı Loca ve Atölyeleri üzerinde yetkileri vardı. Bununla beraber aralarında birleşerek bir birlik vücuda getirmek de istemekte idiler. Böylece ilk “Ekose” adlı Konsey bu Rite göre 1770'de kuruldu.
Bundan başka Tekemmül Riti de çok yaygındı. EKSR yirmibeş derece üzerinde çalışan bu Ritten çıkmış ve Berlin’deki ana Localardan biriyle Almanya’daki birçok Loca tarafından benimsenmiş ve uygulanmıştı. Kralî Sır Prensleri ile Doğu Batı Şövalyeleri Konseyleri Bordeaux’da çalışmakta idi. Bu rit Amerika Birleşik Devletlerinde de kurulmuştu.
1762'de Berlin, Paris ve Bordeaux Yüksek Konseyleri tarafından atanan dokuz üyeli bir alt kurul, tüzükleri ve yönetmelikleri hazırladı. Önsözde Ekosizmin çok yerinde olan esaslarını yerleştirmek, bunların tam bir etkinlikle her iki yarım kürede yerleşmesini sağlamak amaçları belirtiliyordu, burada her iki yarım küre sözü çok yerindedir. Çünkü çoktan beri Amerika’da da birçok Loca çalışmakta idi. Hattâ Masonluk en geniş bir şekilde burada yayılmıştı. İkinci Frederik, Skoç Ritinin Hâkim Büyük Âmiri olunca bu yetki Avrupa ve Amerika’dan bütün Yüksek Konseyler tarafından tanındı. Masonlar arasında felsefe çalışmalarını sağlamak amacı ile dereceler de otuz üçe çıkarıldı ve 33 derecelilerden mürekkep bir Yüksek Şûra kuruldu. 1786'da Anayasaları da hazırlayıp yürürlüğe koyan İkinci Frederik bu suretle Rit’imize son şeklini vermiş oldu.
Bazıları 1786'daki Anayasanın İkinci Frederik tarafından hazırlanmış olduğunu kabul etmezler. Bu hususta A.B.D. Güney Jüridiksiyonu Yüksek Şûrası Hâkim Büyük Amirlerinden ünlü bilgin Albert Pike 33° Kardeşin eserlerini yeni adaylar okumalı ve incelemelidirler.
Doğu Şövalyelerinin tarihine gelince; bu bir hayli zor çalışma ve araştırmalarla yapılabilir. Baron de Westendrode’un Choria tarafından elde edilen bir yazısına göre, vaktiyle doğuda Hürmüz Derneği adlı bir felsefe mezhebi vardı. Bu dernek, kurucusu olan ve 96 yılında Sen Mark tarafından hıristiyanlığa kabul edilen Mısır rahiplerinden Ormuz veya Ormesius’un adıyla anılırdı. Dernek üyeleri Mısır doktrinleri ile hıristiyanlık doktrinlerini karışık bir şekilde benimsemişlerdi. Bunlar “Nur ve Ziya Bilgeleri” adını almışlar ve bunun işareti olarak da kırmızı bir haç taşımışlardı; daha sonraları da “Süleyman Bilimi” denilen bir okulla birleşmişlerdi ki bu okulun kaynağı Eseniyenlere varır; belki de Masonluk oradan gelmektedir.
1188'de Kudüs, Selâhaddin-i Eyyubî tarafından alınınca, bu okulun üyeleri Avrupa’da Doğu Masonluğunu ve Doğu Şövalyeliğini kurdular. Bunlar yüksek bilimleri öğrenenlerdi ki, izlerine 1196'da rastlanır.
Ramon Llull (1235 -1315) de bunlardan biri idi. Bu Üstad İngiltere Kralı üçüncü Hanri’nin oğlunu da iykaaf etmişti.
Franmasonluk içinde erimiş olan Doğu Şövalyeliği, belge yokluğu ve araştırma eksikliği yüzünden tarihi yazılamayan kuruluşlardan biridir. Krallarla ulusların ve bunların âdet ve davranışlarının tarihi insanlıkta, inançlarda ve genellikle bütün kuruluşlardaki büyük devrimlerle birlikte gelişir. İnsanlık tarihi ancak bu büyük yolları tanımakla öğrenilmiş olur. Fakat dikkati en çok çeken bu yollar oldukça dardır ve henüz bilinmeyen şeyler, insanlığın çocukluk çağı ve karanlık dönemi bu dar yollardan geçmiştir. Hükümetlerin, siyasetin, toplum hareketlerinin “ilkel kaynakları” halindeki insan zekâsının müjdecileri ve gelişmeleri hep o yollardan geçmiştir.
Fikirlerin doğuş ve yayılışı sessizlik içinde oluşur. Bundan ötürüdür ki yüksek düşünürlerin, gerçek araştırıcıların ve sanatçıların kimlikleri pek bilinmez. Bu yüce ruhlar şan ve şeref peşinde koşmamışlar ve kamunun kendilerine verdiği ikbâli red etmişlerdir. Gizli derneklerin her çağdaki güçlü çekiciliğini, buna karşılık bunların tarihini bilmenin zorluğunu başka türlü açıklamak imkânsızdır.
İşte, Masonluğun bugünkü örgütleri hakkında adayların incelemeleri gereken tarihle ilgili konular bunlardır.
Bizim uygulamakta olduğumuz Rit ile bazı başka memleketlerin kendi Büyük Locaları ile birlikte benimsedikleri Rit arasında, artık can sıkıcı ve tutarsız tartışmalara meydan vermeyecek bir kardeşlik, bir eşitlik kurulmuştur ve Masonluk yolu da işte bu görüş birliğindedir. Bazı ülkelerde geçici de olsa Kardeşler arasında ayrılık doğuran siyasî olaylardan bu birliği korumak ve esirgemek gerekir. Masonlar sağduyularını kullanarak bütün insanlık için böyle bir dayanışma fikrini gerçekleştirme yolunu mesleğin ilkelerinde bulurlar.
En karışık dönemlerde Masonların dış âlemde kendi duyuş ve isteklerini toplum olaylarına etken kılmak için çalıştıkları zamanlarda bile Mason Locaları aktif bir rol oynamamış ve Masonlar kişisel gayret ve davranışlarını Mason kuruluşlarına mâl etmemişlerdir. O çağlarda Masonluk, bugünkü gibi, ilkelerini savunarak ortaya atılmış değildir. Onyedinci yüzyılın ikinci yarısı, İngiltere’de ayaklanmalarla, devrimlerle doludur. Locaların eğilim ve kuruluşları bakımından bu olaylara tamamiyle seyirci kalmış olmaları da imkânsızdır. Bununla birlikte, hiçbir olayda Localar söz konusu edilmemiştir; ancak Cromwell gibi bazı kişilerin Mason oldukları bilinir.
Masonluktan pek çok etkilendiği söylenen Fransız devriminde de durum bundan farksızdır. Burada da Mirabeau gibi ünlü Masonlar başlıca rolü oylamış, fakat Masonluk söz konusu edilmemiştir.
Masonluğun etkisi ve adı, yalnız Papalığın piskoposluklara gönderdiği genelgelerde, bir de o zaman olduğu gibi şimdi de kendileriyle kavgalı olduğumuzu pek iyi bilen en büyük siyasî hasmımız olan Cizvitlerin yayınlarında geçer. Bizim bu siyasî gücümüzün sırrı, bizleri bütün bu çatışmalar dışında tutmak için Localarda siyasî tartışmaları yasaklayan eski âdetlerimizdedir. Bunun gibi din sorunlarındaki gücümüzün sırrı da din dogmaları üzerine tartışmaları yasaklayan ve bütün dinlere aynı hoşgörüyle bakan yasalarımızdadır. Böyle bir toleransın bütün bu dogmaları hükümsüz bırakabileceğini sanmakta Papalığın hakkı vardır.
Masonluk çalışmaları hayli zamandan beri önemli bir bilimin ortaya çıkmasına yol açmış, özellikle son zamanlarda tarihte yerini bulan Dinler Biliminin doğmasına sebep olmuştur.
Büyük Doğu Şövalyeliği, Zerdüşt öğretilerini, bunların Yahudi öğretileri üzerindeki etkilerini incelemekten başka bir şey değildir. Önceki iykaaflarda Hiram’ın yani insan zekâsının, kötülük, zulüm ve cahillik yüzünden öldürülebileceği sizlere anlatıldı ve mabedin yapımı için işçilerin muhtaç oldukları ahlâkî değerler açıklandı. Seçilmişlere ayrılmış olan üç derece yani 9, 10 ve 14.Derecelerde savaşmaya çağrıldığınız zulüm, önceleri şiddetle, daha sonra da dürüst bir adaletin etkisiyle yok edildi. Eğer yönetim çalışmalarını çetin ve zahmetli bilimsel çalışmalar izlemeseydi, bu başarı kısır kalırdı. Bunun içindir ki sizi Büyük Mimar derecesine çıkararak pozitif bilimle çalışan bir işçi yaptılar ve hemen ardından sosyal ide'yi sizin düşüncenize sundular. Siz, kelimeyi ilk olarak ham taş üzerinde aradınız; sonra Royal Arche Masonu olarak o kelimeyi teşkil eden harfleri mikâp taş üzerinde buldunuz. Ham taş sadece duygularınıza hitap eden tabiatten ibaret idi; mikâp taş ise metodlu olarak araştırılan ve gözlenen doğadır. Bilimsel araştırma ve gözlemler sizi her şeyde bir sonsuzluğa götürdü. Uzayın ve zamanın incelenmesi derinleştirilince uçsuz bucaksız bir geceden başka bir şey bulamadınız.
Hayatın kaynağını araştırdınız ve organik olmayan maddelerin canlı maddeler haline dönüştüğünü anladınız. Organizmaların da birbiri ardı sıra değiştiklerini gördünüz; hiçbir ölçü ile ölçülemeyecek derecede küçük parçalar haline gelinceye kadar onları izlediniz. Sonunda kendinizi küçüklüğün sonsuzluğu önünde buldunuz; nitekim büyüklüğün sonsuzluğu önünde de âciz kalmıştınız. Mikroskopunuzla görebildiğiniz madde bir yığındır; bunu birleştiren birçok yığınlar vardır. Ayrı birer olay gibi görünen devrimler de bir olaylar silsilesidir. Bizim için artık bölünmez sanılan herhangi bir zaman parçası da gerçekte bir gelişme ve dönemler silsilesidir.
Bir hücrenin meydana gelişini, uzay’da yıldızların birbiri ardına yığılışlarını nasıl göremiyorsak öylece hayat da gözlerimizden ve düşüncelerimizden kaçar; gözlemlerimiz ve tasarılarımız sonsuzluk içine gömülür, gider. Zekâ bizce hayatın en olgun görüşüdür; bunun kıvılcımlarını en basit hayvanlarda bile görmekteyiz; insana doğru yükseldikçe zekânın gücü artar. Dünyaya yeni gelen çocukta zekâdan hiçbir iz yoktur, sonradan oluşur.
İlkel insanlarda da zekâ azdır, çok düşünmüş bir soydan gelen insanlarda ise daha çoktur. Her kuşak kendinden önceki kuşağa nispetle düşünce ve zekâda daha güçlü ve daha ileridir. Bu gidişle insan zekâsı nerelere varacaktır? Yoksa insan bu gücün son mertebesine artık varmış mıdır? Daha üstün bir zekâsı olamayacak mıdır? Bu gibi sorular boş ve gereksizdir; çünkü bizler doğada herhangi bir varlık ve eşya zincirinin son merhalesine varmış olduğunu kabul edemeyiz. Zekânın ilerleyişi ve gücünün artması da sonsuzluk içinde kaybolur. Tıpkı evrenin en büyük sonsuzlukta ve her maddeyi oluşturan hücrelerin de en küçük sonsuzlukta kaybolması gibi...
Bu bilgiler mikâp taş üzerinde okuduğunuz harflerdir ve bu harfler bir araya gelince Tam ve Ali bir Mason olduğunuz zaman okuyabileceğiniz Evrenin Ulu Mimarının adını meydana getirir.
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
15.Derece Ritüeli
,
Doğu ve Kılıç Şövalyeleri
BÜYÜK ÜSTAD - ••••• ••
BİRİNCİ NAZIR - ••••• ••
İKİNCİ NAZIR - ••••• ••
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Birinci Nâzır Kardeşim güvenliğimiz sağlanmış mıdır?
BİRİNCİ NAZIR - Kardeşlerimiz etrafımızda dikkatle gözcülük yapmaktadırlar.
BÜYÜK ÜSTAD - Buradaki Masonların hepsi Doğu ve Kılıç Şövalyesi midirler?
BİRİNCİ NAZIR - Güney Sütunundaki Kardeşler düzenli duruşa geçiniz. (Emir yerine getirilir) Ben Sütunuma güveniyorum.
İKİNCİ NAZIR – Kuzey Sütunundaki Kardeşler düzenli duruşa geçiniz (Emir yerine getirilir). Ben Sütunuma güveniyorum.
BİRİNCİ NAZIR - Sütunlarımıza güveniyoruz.
BÜYÜK ÜSTAD - Oturunuz Kardeşlerim. Muhterem Birinci Nâzır Kardeşim kimlerden sakınmalıyız?
BİRİNCİ NAZIR - Düşmanlarımızdan ve Kardeşlerimizden.
BÜYÜK ÜSTAD - Kardeşlerimizden sakınmamızın sebebi nedir?
BİRİNCİ NAZIR - İsrailoğulları esirdirler, biz onları kurtarma yolundayız; fakat onlar bizim bu çabamızı anlamayacak ve gayretlerimizi engelleyeceklerdir.
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem İkinci Nâzır Kardeşim, Doğu ve Kılıç Şövalyesi misiniz?
İKİNCİ NAZIR - Bir elimde mala, ötekinde kılıç taşımasını bilirim.
BÜYÜK ÜSTAD - İşiniz nedir?
İKİNCİ NAZIR - Mabedin yeniden inşası.
BÜYÜK ÜSTAD - Mabedi kimler yıktı?
İKİNCİ NAZIR - Bazı kimselerin cahilliği, bazılarının da barbarlığı.
BÜYÜK ÜSTAD - Cahilliğe karşı silâhlarınız nelerdir?
İKİNCİ NAZIR - Bilgim ve cesaretim.
BÜYÜK ÜSTAD - Neye güveniyorsunuz?
İKİNCİ NAZIR - Vicdanıma.
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Birinci Nâzır Kardeşim hangi zamandayız?
BİRİNCİ NAZIR - Esaretin sona ereceği bildirilen on haftanın sonuncu günündeyiz.
BÜYÜK ÜSTAD - Saat kaçtır?
BİRİNCİ NAZIR - Sonuncu günün başlangıcı.
BÜYÜK ÜSTAD - Öyle ise çalışmaya başlayalım; düzenli duruşa geçiniz, işaret, karşı işaret ve alkış için bana uyunuz Kardeşlerim.
İşaret (verilir)
Karşı işaret (verilir)
Alkış (yapılır)
EUMYŞ ve EKSR Sonuncu ve 33. derecesi Türkiye Yüksek Şurası adına Doğu ve Kılıç Şövalyeleri Şapitrinin 15. derece çalışmasını açıyorum.
Oturalım Kardeşlerim.
Söz, geçen toplantının tutanağını okumak üzere Muhterem Kâtip Kardeşimizindir.
(Tutanak okunur. Usulüne göre oylandıktan sonra imzalanır)
(İykaaf töreni varsa)
BÜYÜK ÜSTAD - Bugün dereceleri yükselecek olan Kardeşler hakkında öneriyi okumak üzere, söz Muhterem Kâtip Kardeşimizindir.
(Öneri okunur)
Muhterem Merasim Üstadı Kardeşim, adaylar hazırsalar, onları içeri alınız.
(Merasim Üstadı, Mâbed dışına çıkar)
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
15.Derece Ritüeli
,
Doğu ve Kılıç Şövalyeleri
(Kapıya Tam ve Âli Mason derecesi ile vurulur: 3+5+7+9)
MUHAKKİK - Kimsiniz?
MERASİM ÜSTADI - Mikâp taş üzerinde okumayı öğrenen Masonlar.
MUHAKKİK - Ne istiyorsunuz?
MERASİM ÜSTADI - Bilgi edinmeyi.
MUHAKKİK - Muhterem I. Nâzır Kardeşim, Merasim Üstadı iykaaf edilecek Masonların toplantıya girmelerini istiyor.
I. NAZIR - (İşittiğini tekrarlar)
BÜYÜK ÜSTAD - Girsinler.
- MÜZİK I -
(Adaylar içeri alınır, giriş erken biterse BÜYÜK ÜSTAD‘ın işareti ile müzik durdurulur)
Adayları iki sütun arasına getirin.
(Emir yerine getirilir)
On dördüncü dereceye yükselmeniz sırasında sizlere denildi ki şerefli bir Mason olabilmek için bütün iykaaflardan geçmeniz hiç de gerekli değildir. Her Mason, Masonluk vasıflarını taşır. Siz eski Masonluk sisteminin nitelenemez denilen derecelerinin sonuncusu olan Olgunluk Derecesine yükseldiniz. Bundan sonraki dereceler bizim Ritimizde tarihle ilgilidir. İykaaf olunacak kişinin bu konuda incelemeler yapması gereklidir. Böyle bir çalışma belki de hoşunuza gitmeyebilir. Dış âlemdeki işleriniz buna elverişli olmayabilir. Böyle bir durumda yükselmeniz sizin için faydasız ve zevksiz olur. Yerine getirmeye söz verdiğiniz bir işi yapamadığınızdan ötürü siz üzüleceksiniz. Müessesemizin gereklerine arzu ve isteğinizle uyacağınızı söylemiştiniz. Derecelerin eğitim ve öğretilerini uygulayacak ve bu işe zaman ayıracaktınız; bu kararınızda duruyor musunuz?
ADAY – Evet.
BÜYÜK ÜSTAD - Gerçekte, Masonluğun esas konusu ahlâkî etkisindedir; başlıca özelliği de hür ve iyi ahlâk sahibi olmaktır. Ancak bu hürriyet bazı çalışmaları gerektirir, çünkü bu kültür çalışmaları olmayınca akıl, bâtıl inançlardan kurtulamaz.
Masonlar birbirini izleyen derecelerden aldıkları ilhamlarla düşüncelerini her türlü menfaat ve iktidar hırslarının üstünde tutmayı başarırlar.
Eski iykaaflar, o yüzyıllardaki bütün insan bilgilerini kapsar ve iykaaf olunan kişileri sadece ritüel törenini, bunların sembollerini değil, aynı zamanda kanun fikrini ortaya koyan matematik ve astronomi ilimlerini de incelemeye zorlardı. Bugün fen ve bilim, esasta Mabetlerin ve atölyelerin dışında olduğu için, Masonluğun görevi insanlığın ilerlemesini ölçebilmek amacı ile fen ve bilimi bulduğu yerde almak olmalıdır. Yeni bir hakikatin yayılması ve kamu oyuna duyurulması çok yavaş, hele bu hakikatlerin esas anlamının kavranması daha da yavaş olur.
Masonluk, her dereceye iykaaf olunanları düşünmeye, onları yeni hakikatlerin yayıcısı haline getirmeye çalışır. Tembelliğin sonucu olan bâtıl inançlardan ve zekâ hafifliğinden uzak bir halde Masonlar, din ve siyaset tarihindeki olayları sessizlik ve olgunluk içinde incelerler, her yeni fikrin doğuşunu düşünce ve hoşgörü ile karşılarlar, bunların yaşamasına ve tutunmasına bütün güçleri ile yardımcı olurlar. Sözün kısası, Masonlar yeni hakikatleri fertlerin bir meşgalesi olmaktan çıkararak kamunun yararına uygun bir hale getirmeye, onlara vicdan ve şuuru güçlendirip yücelten ve ahlâkî fikirleri destekleyen bir nitelik vermeye çalışırlar. Bu çok büyük gayret isteyen bir iştir. Masonlukta birçok öğütler dinlenir; çünkü öyle bir Mabette bulunuyoruz ki, çok eskilerden kalan bu sağlam Mabette, yüzyıllarca süren çalışmaların sonucu olarak öğrenilen Akıl ve Hikmet bizlere yol göstermektedir. Bunun içindir ki, dinlediğimiz öğütler vicdanımıza ve sağduyumuza aykırı olamaz.
Şimdi sizlere biraz da Skoç Ritinden bahsetmek istiyorum. Ekosizm nedir? Bu, birçok derecelerin öyle bir bütünleşmesi, öyle birleşmesidir ki, yalnız Başkanın ve Hatip'in konuşmalarıyla değil, bu topluluğa katılan herkesin çalışma ve öğrenimleriyle gerçekleşir. Bu kişisel çalışmalar Ekosizmin ana koşuludur; bu olmayınca Rit çocukça bir iş durumuna düşer. Ekosizmin demokrasiye aykırı ve ilericiliğe karşı olduğunu sananlar da vardır. Hakikat bu görüşün tam tersidir. Gerçekten Rit’in yönetimi kıdemli ve bilgili kişilerin elinde ise de, dokunulmaz bir halde korunması gereken bir kuruluşta böylesine bir yönetimin bulunması zorunludur. Bununla birlikte Atölyeler, fikir ve hareketlerinde geniş bir hürriyete sahiptirler, iç işlerinde tamamen bağımsızdırlar. Ekosizm, dış etkilerden uzak bir halde, büyük bir sessizlik ve olgunluk ortamında çalışan bir Rit’dir. Bundan ötürü de gerçekten demokratik ve ilerici bir kuruluştur. çünkü konusu tamamıyla felsefidir. İlerlemek ancak bu suretle gerçekleşebilir.
Muhterem Merasim Üstadı Kardeşim, adaylardan birini lütfen karşıma getiriniz ve kendisine bir ritüel veriniz, diğer adayları yerlerine oturtunuz.
MERASİM ÜSTADI - (Emri yerine getirir)
BÜYÜK ÜSTAD - Kardeşim, Tam ve Âli bir Mason olunca kelimeyi okuyabildiniz mi?
ADAY – Hiçkimse bu ismi okuyamadı.
BÜYÜK ÜSTAD - Size ne öğretildi?
ADAY – Bana denildi ki Tanrı vardır.
BÜYÜK ÜSTAD - Nerededir?
ADAY – Sonsuzlukta.
BÜYÜK ÜSTAD - Bunun hakkında size bir şey söylendi mi?
ADAY – Hiçbir şey.
BÜYÜK ÜSTAD - Kendiniz hakkında size ne söylendi?
ADAY – Tanrı ile aklınız arasına başka birinin girmesine izin vermeyin denildi.
BÜYÜK ÜSTAD - Şunu da eklemek gerekir ki; siz O’nu kaza ve kader, tabiat, kanun, kuvvet gibi zekâ ve ruhunuzun eğilimlerine göre dilediğiniz gibi adlandırabilirsiniz. Kendinize karşı da samimî olunuz, hürriyeti savununuz, başkalarının hürriyetine de hiçbir zaman tecavüz etmeyiniz.
(Biraz sessizlik)
İşte insan akıl ve hikmetinin son kelimesi budur. Masonluk da öğrettiklerini burada tamamlar. Sizlere Tam ve Âli Üstadların bu inanç ve anlayış sonuçları da anlatıldı ve gösterildi. Sadece kendi anlayış ve düşüncelerinizle yerine getirebileceğiniz kişisel çalışmalarınızla değer kazanabilirsiniz. Kendi düşüncelerinizdeki doğruluktan ve hakikati aramada kendi arzu ve gücünüzden fazla bir şey öğrenemez, anlayamaz, herhangi bir aşamaya yükselemezsiniz. Her çağda insanlar arasında tartışmaya yol açmış olan bu sorunlar hakkında başkaları da size daha fazla bir şey söyleyemez ve öğretemez.
Muhterem Merasim Üstadı Kardeşim, adayı iki sütun arasına götürünüz.
MERASİM ÜSTADI - (Emri yerine getirir)
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Birinci Nâzır Kardeşim, biz bu adaylara bütün düşüncelerimizi açtık, onları aydınlattık, çalışmaları için onlara cesaret verdik; bizden daha başka ne bekleyebilirler?
BİRİNCİ NAZIR - Kardeşlerim her şeyi verdik, daha ne istiyorsunuz?
İKİNCİ NAZIR - Aklınız ve hürriyetiniz var, daha ne istiyorsunuz?
ADAY – Benim aklım güçsüz kaldıkça hürriyet neyime yarar?
(Bir ara sessizlik)
BİRİNCİ NAZIR - (1. ses) Mabedin inşası bitip de kutsal “Delta” emaneti oraya konunca Seçilmişler kendi işlerinin de sona erdiğini sandılar; gevşeklik, tembellik düşüncelerini felce, yüreklerini fesada uğrattı. Süleyman’ın kendisi bile kibir ve gurur şeytanının eline geçti; hakikat ve adalet yollarından saptı, utandırıcı sefahatlere daldı. Sahte tanrılar için mihraplar kurdu. Kudüs de fesada düştü. Rab’ın adı kirletildi. Kötülükler kini, bâtıl inançlar bilgisizliği doğurdu. Deltayı koruyan Kutsal Kubbe unutuldu; Davud’un sözü dinlenmez oldu, zenginler cimrileşti, işçiler yoksul oldu, Millet sefalete gömüldü. İşte Seçilmişlerin, artık çalışmanın sona erdiğini ve gereği kalmadığını düşündükleri; hürriyetlerini ne yapacaklarını bilmedikleri zamanda durum böyle idi.
İKİNCİ NAZIR - (2. ses) Kralın belli başlı yakınları Peygamber Barü’ye sordular: “Bütün bu sözleri Jeremi’nin ağzından nasıl yazabildin”. Barü de “Bir kitap halinde yazdım” dedi. Bunun üzerine Kral, Yahuda’yı sekreter Elişemah’ın odasına göndererek kitabı getirtti ve okutmaya başladı. Yahuda üç dört sayfa okumuştu ki, Kral kitabı sekreterin bıçağı ile kesti ve mangaldaki ateşe fırlatarak yaktı. Böylelikle, akıl ve hikmetin, hürriyetin ortaya koyduğu şeylerin hatırası, zulmün eliyle yok edilmiş oldu.
HATİP - (3. ses) Bunu bilen başka milletler İsrail ulusunu küçümsediler. Babil Kralı Buhtunnasır, Davut soyundan gelen kralların yirmibirincisi olan Sedesias’ın on birinci saltanat yılında Kudüs’ü kuşattı.
Kutsal şehir yağma edildi. Hazineleri ele geçirildi; halkın bir kısmı açlıktan öldü, bir kısmı da öldürüldü. Kral Sedesias da esirler arasında idi; üç yıl sonra da esarette öldü. Kudüs’ü tahrip etmekle görevli komutan Nabuzardan zincire bağlı esirleri peşi sıra sürükleyerek Babil’e zaferle döndü. Esirlerin zincirlerindeki halkalar üçgen şeklinde idi. Böylelikle galipler, İbranîlerin halâ saygı duyduklarını sandıkları Delta’yı aşağılamak istemişlerdi. Oysa İbranîler çoktandır Delta’yı unutmuşlar, bu yüzden de sefalet ve esarete sürüklenmişlerdi.
- MUZIK II - (Konuşmalar sırasında müzik çok hafif devam eder. Konuşma aralarında on saniye kuvvetlendirilir)
MUHAKKİK - (4. ses) Birkaç yahudi Kudüs’ün yıkıntılarında kaldı. Bunlar arasında eski misterlere iykaaf edilmiş olanlar da vardı. Bunlar, Peygamberlerin esaretin süreceğini haber verdikleri müddetin son on haftasının gelmesini, şehrin yıkıntılarında ağlayarak, inleyerek bekliyorlardı.
(Burada müzik hafif surette çalınır, bir taraftan sözler devam eder ve BÜYÜK ÜSTAD'ın bir darbesiyle ( • ) müzik susar)
BİRİNCİ NAZIR - (1. ses) Zorbalar göklerdeki kartallardan daha çeviktiler. Bizi dağlarda kovaladılar; sahralarda bize pusular, tuzaklar kurdular.
İKİNCİ NAZIR - (2. ses) Siyon’un oğulları matemde idiler. Tanrı, Yakub’un içine bir ateş düşürdü, bu ateş her tarafı sardı.
HATİP - (3. ses) Tanrı İsrail kavmi üzerinden elini çekti; tarlalarımız çöl gibi kısırlaştı; hayvanlarımız yağma edildi ya da açlıktan öldü; hepimiz perişan olduk. Halimizi gören yabancılar, “Şu İsrail evlâtlarına bak” diye bizi hakir gördüler.
(Müzik)
Siyon çocukları kendi elleriyle yaptıkları şeylere tapmıyorlar Ey Kudüs, seni kimler kalkındıracak, kimler kurtaracak, Tanrımız nerede?
BİRİNCİ NAZIR - (1. ses) Çadırlarımız yıkıldı, bayraklarımız devrildi, harabeler üzerine harabeler çöktü.
İKİNCİ NAZIR - (2. ses) Siyon’un bayrağı rezil oldu. Atalarımızın kemikleri mezarlarından atıldı. Kudüs bakirelerinin başları utançtan yerlere eğildi.
(Müzik)
BÜYÜK ÜSTAD - Mabedimi hırsızların inine çevirdiniz. Mihrabıma Baal putunu koydunuz. Yağmacılıkla, zinâ ile cinayetlerle ona hizmet ediyorsunuz.
BİRİNCİ NAZIR – (1. ses) Çocuklar açlıktan sokak başlarında ölüyorlar.
İKİNCİ NAZIR - (2. ses) Gelip geçenler; “Güzellikte bütün dünyanın sevgilisi sayılan şehir bu muydu?” diyorlar.
HATİP - (3. ses) Tanrı, Siyon’un dullarını sahraların kumları kadar arttırdı; sayısız erkek öldürüldü.
MUHAKKİK - (4. ses) Kadınlarımız yabancılara verildi; tarlalarımız ellere mîras kaldı.
BİRİNCİ NAZIR - (1. ses) Mallarımızı, silâhlarımızı, âletlerimizi düşmanlarımız aldı.
(Müzik)
BÜYÜK ÜSTAD - Siyon, kalk. Gözlerini gökyüzüne dik. Bak, puta ve sahte tanrılara tapmayan kimse kaldı mı? Sen yolları bir çöl adamı gibi tutuyordun; dilin yalana, kalbin iffetsizliğe karşı kapalı idi.
İKİNCİ NAZIR - (2. ses) İşte kuzeyden gelen bir kavim Kudüs’e atlarını bağlayacak, oğullarınızı ve kızlarınızı esir edecek.
HATİP - (3. ses) Dostlarınızdan sakınınız, kardeşlerinize güvenmeyiniz; şimdi kardeş, başkasının yerini kapmaya uğraşıyor, yüreği yalan dolu.
(Müzik)
BÜYÜK ÜSTAD - Tanrılar nerede, Kudüs’ü kimler kalkındıracak, kimler kurtaracak?
MUHAKKİK - (4. ses) İsrail çocuklarının artık vatanları yok.
(Bir süre sonra BÜYÜK ÜSTAD vurur •, müzik susar)
BİRİNCİ NAZIR - (Adaylara) Kardeşlerim, yıkılan bir Mâbed bizi de umutsuzluğa götüren insanlığın aklının güçsüzlüğünü remzeder. İnsan zekâsı durmaksızın doğa ile savaşıyor, mutluluğunu sağlayacak şeyleri araştırıyor; artık bilime ulaşmıştı; artık mutluluğunu kurtarabileceğini umuyor, “Ben çocuklarıma adaletli bir ruh, kardeşlerime kendilerini güçlendirecek bir şey verebileceğim, böylece halk'a haklarını iade edeceğim” diyordu. Fakat, bu çabayı sürdüremediler; çocuklar, adalet ruhunu yitirdi; kardeşler aşk ve sevgiden yoksun kaldı. Kuzey ülkelerinden gelen güçlü bir komutan her şeyi yok etti.
İKİNCİ NAZIR - (Adaylara) Kardeşlerim, hürriyeti kullanmasını bilemediniz; bundan ötürü o komutan bilgi, aşk ve hakkın üstüne ayaklarıyla bastı, onları çiğnedi, insan zekâsını ezdi, milleti cahil bırakarak kendine esir etti; onları miskin ve tembel bir hale düşürdü. Halk kendi cellâdına buhurlar yaktı; ona kral gibi, rahip gibi, tanrı gibi taptı.
(Bu sırada aday yemin kürsüsünün önüne doğru koşar; Muhakkik ile Merasim Üstadı onu kovalarlar ve yakalamak isterler. Aday onların ellerinden kurtulur)
ADAY – BÜYÜK ÜSTAD, beni tanımadınız. Ben Zorobabel’im. Kardeşlerim İsrail prensleri idi; ben Babil’de büyüdüm; Keyhüsrev’in ordusunda askerdim. Kardeşlerimin orada esir olarak inlemelerine üzüldüm ve Kutsal Mabedin yıkıntılarını görmeye geldim. Burada duyduğum acı çığlıklar beni aydınlattı; görevimi yapmaya karar verdim.
Şimdi Babil’e dönüyorum, krala verdiği sözü hatırlatacağım. Eğer sözünü yerine getirmezse bizimkilerin umutsuzluklarını harekete geçireceğim. İsrail’in son çocuğu uzun süre utanç içerisinde inlemektense, varsın boğazlansın. Fakat, yemin ederim ki, onun ölümü cellâdına pek pahalıya mâl olacaktır.
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Merasim Üstadı Kardeşim, bütün adayların Zorobabel’in çevresinde toplanmasını sağlayınız.
- MÜZİK III -
BÜYÜK ÜSTAD - Kardeşlerim, ayağa kalkınız ve alkış için bana uyunuz.
(Alkış (5+2) yapılır)
BÜYÜK ÜSTAD - Prens Zorobabel, siz herkesi kurtuluşa çağırıyorsunuz; fakat esaret içerisinde güçsüz ve ruhsuz bir hale gelmiş olan yüreklerle karşılaşmayacağınızdan emin misiniz? Sizde hürriyet aşk ve isteği var; fakat başkalarının cesaretsizliği başarıyı tehlikeye düşürmesin.
Yurdun alın yazısı ile oynuyorsunuz, iyi düşündünüz mü?.. Babil’e dönmek istiyorsunuz; pekâlâ, gidin; Keyhüsrev’e verdiği sözü hatırlatın; o akıllı ve bilge bir hükümdardır; kendi yurdundaki misterlere iykaaf olunmuş bir kişidir. Şüphesiz bilir ki, egemenliğin temel şartı adalettir. Böyle olmakla beraber bütün insanlar ve bütün varlıklar bilmedikleri ezelî yasalara bağlıdırlar.
Gidiniz, Tanrının yazdığı yerine gelsin.
(Merasim Üstadı adayları dışarı çıkarır; orada Zorobabel’in Gabara köprüsü üzerindeki serüveni hakkında kısaca bilgi verir)
(Dışarıda adaylara bu derecenin öyküsü anlatılırken Mabedin kapısı kapatılır. BÜYÜK ÜSTAD'ın emri üzerine Hatip Kardeş de içeridekilere efsaneyi anlatır)
HATİP - Kardeşlerim bu derecenin efsanesini sizlere açıklamak isterim. Debarı Haimin adlı îbranice kitapta, ki biz ona kronik diyebiliriz, şu menkibe yazılıdır: Rab, emri ve yönetimi altındaki uluslara şöyle seslenmesini Pers hükümdarı Keyhüsrev’e bildirdi. “Göklerdeki Yehova Alohi, bana dünyadaki bütün hükümdarlıkları verdi. Yahuda ülkesindeki Kudüs kentinde kendisi için bir bina yaptırmamı emretti. İçinizde oralı kim varsa onun da Rabbı benimle beraberdir”. Keyhüsrev bu emri, gördüğü bir rüyadan sonra, hayatını kurtarmış olmasına karşı mükâfat olarak Kudüs ordusundaki esir yahudilerin prensi ve nâzırı olarak atadığı Zorobabel veya Sasbatzar adlı görevlinin isteği üzerine vermişti. Kral, Buhtunnasır’ın ve Babil kralı Belşazar’ın zincire vurulduklarını ve başları üstünde uçan bir kartalın İbranî Tanrısının adını haykırdığını rüyasında görmüştü. Bu rüya, Darâ’nın egemen olduğu Med diyarındaki bilgelerin başkanı olan Daniel tarafından şu şekilde yorumlandı: “İsrail’in Allahının dediğini yapmamak kral için sakıncalı olacaktır”. Bunun üzerine yanındaki bütün Babil ve Pers komutanları ve bilgeleriyle birlikte Hükümdar görkemli bir törenle Zorobabel’i huzuruna kabul etti. O da, elindeki içi kül dolu bir kutuyu krala sundu. Kralın “Ne istiyorsunuz?” diye sormasına karşı, Zorobabel, “Hürriyet” diye cevap verdi. Kral, “Sana da, ulusuna da hürriyetinizi bağışlayacağım, hazinelerinizi de geri vereceğim; senin Allahına adanmış olan Mabedinizin yeniden yapılmasına izin vereceğim, fakat ülkendeki iykaaf edilmişler tarafından saklanan Delta’yı bana getirmelisin; bu Delta üzerindeki adı bana açıklamalısın” deyince Zorobabel hemen atıldı: “Yeminimi bozmak pahasına elde edeceğim bir hürriyeti istemem; Çünkü ben de bir Ateş koruyucusuyum” dedi. Kral, “Benim öfkemden seni kim kurtarır” diye köpürünce, Zorobabel, “Senin Mithra üzerine ettiğin yemin ile hükümdarlık şerefin beni kurtarır” diye karşılık verdi. Keyhüsrev Zorobabel’in yiğitliğini beğendi ve “Nur ve Ziya Üstadlarından olduğunu biliyordum, bağlılığını denemek istedim” dedi. Onun esirlik elbiselerini çıkarttırdı, Med ve Pers soylularına has kordonu kuşattı; ona “Tarshatha” yani Yahudiye valisi unvanını verdi ve bu görevin alâmeti olan kordon ve kılıçla halkayı da teslim etti. Bundan başka yeniden inşa edilecek Mâbed hakkında gizli bilgiler de verdi ve bunları ancak Mabedin iykaaf olunmuşlarına bildirmesini emretti. On İbranî bilge ile kırk iki bin üç yüz altmış kişi Zorobabel ile birlikte Yerusalem (Kudüs) şehrine doğru yola çıktılar. Arabistan çölüne kadar Fırat nehri boyunca ilerlediler; Şam şehrine yöneldiler. Starbuzanay nehri üzerindeki Gabara köprüsünden geçerken Mabedin hazinelerini soymak isteyen ve Samari’de yerleşmiş olan bir takım Babilli birliklere rastladılar. Giriştikleri savaş sonunda, Yahudiler bu birlikleri yendiler; köprüden geçmeyi de başardılar. Zorobabel, bu sırada kralın kendisine verdiği kordonu kaybetti; en sonunda İsrail ülkesine girdiler; Mabedi de, Kudüs’ü de yeniden inşa ve imar ettiler.
- MÜZİK IV-
(Bu sırada Mâbed dışındaki adayların içeriye girmeleri için, Merasim Üstadı kapıya 15. derece usulünce vurur ( 00000 00) Muhakkik dışarı çıkıp baktıktan sonra kapıyı açık bırakarak Merasim Üstadı ile birlikte geri döner)
MERASİM ÜSTADI - Büyük Üstad, Zorobabel ordusu çok yakınlardadır. Prens iykaaf edilmişlerle geliyor, biraz sonra burada olacaklar.
BÜYÜK ÜSTAD - Kardeşlerim, onları karşılamaya hazırlanalım, geldiklerinde hemen içeri alınsınlar.
- MÜZİK V -
(Merasim Üstadı dışarı çıkar ve adaylarla birlikte geri döner. Adaylar açık kapının eşiğinde dururlar)
BÜYÜK ÜSTAD - Kardeşlerim, düzenli duruşa geçelim. Yahudi ülkesinin kurtarıcısını selâmlayalım.
(Zorobabel’e seslenerek) Prens, verdiğiniz sözü tuttunuz. Bir insanın ulaşabileceği en büyük şerefi kazandınız. Bu en büyük şeref, ülkeye hürriyetini geri vermektir.
ZOROBABEL - BÜYÜK ÜSTAD ve pek sevgili kardeşlerim.
Aranızda bulunmaktan dolayı yüreğim sevinçle doludur. Yurda kırkikibin kardeş getiriyorum, bunların çoğu esarette doğmuşlardır. İsrail ve yahudiler için yeni bir hayat başlıyor.
BÜYÜK ÜSTAD - Prens Zorobabel başarınızı biliyoruz, kurtuluşumuzu sağladınız, simdi de faziletlerinizle bizleri ikinci defa kurtarıyorsunuz. Gabara köprüsü esirlikten bağımsızlığa geçişin bir sembolü olarak kalacaktır. Ülkemizin valisi Zorobabeli iftiharla karşılıyoruz.
ZOROBABEL - Bizler, kurtuluşumuzu ve hürriyetimizi kralların en yücesine, insanların en bilgesine borçluyuz. Bundan ötürü köprünün kemerlerine L.D.P. (Liberte de passer veya liberte de penser) geçiş ve düşünce hürriyetinin ilk harflerini kazıyarak yazdım. Kardeşlerim, şimdi söyleyeceklerimi iyi dinleyin.
BÜYÜK ÜSTAD - Vadiler yerlerini alsınlar. Muhterem Merasim Üstadı Kardeşim adayları oturtun.
ZOROBABEL - (Yalnız ve ayakta) Beni Keyhüsrev’in huzuruna kabul ettikleri zaman, O, sarayının bütün ihtişamı ile çevriliydi. Bana, “Ey İbranîler Prensi, her ne kadar alın yazınız sizi esirliğe düşürmüş ise de, sizi bu toplantıya kabul edişimin sebebi, büyük bir insan oluşunuzdur. Siz bilim ve fence büyüksünüz; gerçek büyüklük de budur. Siz, Süleyman Mabedinin sırrına iykaaf olanlardan birisiniz. Siz bilgisizlikleri ve cahilliği sömürenlerin bencil çabalarına karşı savunulması pek zor olan akıl ve hikmeti ülkenizde koruyanlardansınız” dedi.
BÜYÜK ÜSTAD - Siz Kralın, sırlarımızın anahtarını ve Delta’daki Kutsal kelimeyi açıklamak karşılığında, Yahudilerin hürriyetini bağışlayacağını söylememiş miydiniz? Bunun üzerine siz de yemininizi bozmak karşılığında yurdunuzun hürriyetini kazanmaya razı olamayacağınızı ona bildirmemiş miydiniz?
ZOROBABEL - Bu beni bir deneme idi. Keyhüsrev, Delta’daki kelimeyi, başka birinin kendisine açıklamasına gerek kalmaksızın zaten biliyordu. “Sizin sırlarınız” dedi, “aklını kullanan herkese Tanrı tarafından ilham olunur”. Şimdi de onun, size bildirmek üzere bana söylediklerini dinleyin: “Benim ülkemin bilgeleri (Tanrı her şeyin ilk sebebi ve başlangıcıdır) kavramını inceden inceye arayıp tartıştılar. Onların buluş ve anlayışları bana sizinkilerden derin geliyordu. Fakat kendi inançlarıma inanmaya başkalarını da zorlamak hakkımın bulunduğunu sanmıyordum. Sizin iykaaf olunmuş bilginlerinizin hepsi Kudüs’de kalmış değillerdi; pek çoğu esir olarak buraya gelmişlerdi. Kendi ülkelerinde kendileri gibi düşünmeyenlerin hiçbir zaman ulaşamayacakları hürriyete burada kavuştular. Böylece bizim sırlarımızı da incelemek imkânını buldular; çoğu umarım ki kurtuluşu sağlayacak bilgiyi ülkelerine götürecektir. Onlara söyleyiniz ki, Yahudi bilgelerinin hikmetleri İran’dakilerin benzeri olsa da yine İranlılar bir bakıma üstün sayılırlar. Onlar Tanrı kavramında bütün ulusların ortak babasını, bütün insanlara hayat bağışlayan sonsuz ateşi görerek ona taparlar.
Gidiniz, Mabedinizi yeniden inşa ediniz. Bu Mâbed bütün inanış ve düşüncelerin serbestliğini, kardeşlik için şart olan hoşgörüyü sağlayan bir Mâbed olsun.
BİRİNCİ NAZIR - (1. ses) Bütün inanç ve kanâatlerin hürriyeti, kardeşlik için temel şart olan hoşgörü.
İKİNCİ NAZIR - (2. ses) Ölümsüz dedi ki, ben İsrail’in Tanrısıyım; sizde benim seçilmiş kullarımsınız.
HATİP - (3. ses) Ben; İbrahim’in, İshak’ın, Yakub’un Tanrısıyım.
MUHAKKİK - (4. ses) Ben sizlere benim Ahit Sandığımın emanetini teslim ettim.
BİRİNCİ NAZIR - (1. ses) İşte bunun içindir ki Tanrı Sina’da İsrail’e mahsus olan yasayı açıkladı.
ZOROBABEL - Keyhüsrev, bana, “Yeryüzünde hiçbir ulus yoktur ki, kendisinin Tanrı’nın seçilmişi olduğunu sanmasın” dedi.
BÜYÜK ÜSTAD - Kardeşlerim, biliyorsunuz ki, ilk Mâbed’in yıkıntılarında kalmış olanlarımızdan bir çoğu Hind’i, Mısır’ı ve Doğu ülkelerini gördüler; hepsi de bugün Pers’ten gelenlerin gördüklerini getirdiler. Sırf kendine mahsus bir Tanrısı olma gururu bir puta tapma değil midir? Bu putçuluk, ulusumuzu bâtıl inançlara, fikir uyuşukluğuna, ahlâk bozukluğuna ve nihayet esarete sürüklemez mi? Kutsal kitap diyor ki: “Bir Peygamberin bir yüzüğü vardı; risalet bu halkaya bağlı idi, Üç oğlundan herbiri bu halkayı elde etmek istedi. Peygamber onu denize attı; fakat ona benzeyen üç halka yaptırarak herbirini gerçek halka imiş gibi bir oğluna verdi. Oğullar babalarına inandı ve herbiri Peygamber oldular; ancak, hiçbiri ötekine inanmıyordu. Fakat içten gelen bu kanâat, her üçünün de peygamber sayılmasına yol açtı”.
Yahudi ulusu, hoşgörüden yoksun olmakta başkalarına asla örnek olmasın; kendisi de başkalarının bağnazlığına kurban gitmesin. Bizler ki hakikat mabedini ikinci defa inşa edeceğiz, onu bütün ulusların kendilerine has siyaset ve dünya görüşlerinden uzak ve bağımsız bir temel üzerine kuralım.
Zorobabel kardeşimiz, siz bize yeni bir hikmet getirdiniz, bize yeni yeni görevler verdiniz. Doğu Şövalyeleri, sizin adımız sırlarımızla ilgili bir talimata bağlı kalacaktır. Sizler görev yaparken, şerefinizin sembolü olan kordonu kaybettiniz; onun yerine aramızda serbestçe benimsediğimiz taahhütlerin alâmetleriyle tanınacaksınız.
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Merasim Üstadı Kardeşim, adayları iki sütun arasına getiriniz.
(Merasim Üstadı adayları iki sütun arasına getirir)
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Birinci Nâzır kardeşim, Keyhüsrev’in rüyasının ve esaretin son bulmasının hatırası olarak adaylara Doğu ve Kılıç Şövalyesi kordonunu kuşatınız.
(Birinci Nâzır emri yerine getirir)
Zorobabel Kardeşim, şu kılıcı kınından çıkarın; bu kılıç ülkeyi kurtardı; o Kılıç Şövalyelerin şan ve şerefi olacaktır.
(Zorobabel emri yerine getirir)
Muhterem İkinci Nazır Kardeşim, adaylara ikinci Mabedin inşasının sembolü olarak Doğu ve Kılıç Şövalyelerinin malasını veriniz?
(Nâzırlar ve görevliler yerlerine döner, yukarıda söylenen alâmetlerin üzerinde bulunduğu masa kaldırılır, ortada yalnız adaylar kalır)
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
15.Derece Ritüeli
,
Doğu ve Kılıç Şövalyeleri
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Merasim Üstadı Kardeşim, Zorobabel’in ilerlemesini sağlayın.
(Zorobabel’i temsil eden aday sağ elinde mala, sol elinde kılıç, yemin kürsününün önüne gelir)
Bağımsızlık ve hoşgörü Mabedinin inşasında bize yardım edeceğinize ve gerektiği zaman onu savunacağınıza söz verir misiniz?
ADAY – Evet.
BÜYÜK ÜSTAD – Kardeşlerim düzenli duruşa geçiniz. Muhterem Hatip Kardeşim adayların edecekleri yemini okur musunuz?
HATİP - “Namusum üzerine beyan ederim ki, Masonluk derecelerine iykaaf edilmeye aday olurken bundan dış âlemdeki işlerim için faydalanmak ihtirasına kapılmaksızın, ancak kendimi eğitmeyi ve yetiştirmeyi amaç edindim. Bu konuda idrâkim ve kabiliyetlerim oranında incelemeler yapacağım. Kendimi aydınlatmak, din, felsefe konularında kişisel görüşlere erişmek için bütün imkânlarımı kullanacağım. Bu hususta dil dökerek, korkutarak, bir takım menfaatler sağlayarak bana yapılacak bütün baskılara karşı koyacağım. Başkalarını yanlışlık ve sapma içinde görürsem onları aydınlatmaya çalışacağım; fakat kişi olarak onların beslemek hürriyetini haiz oldukları düşünce, istek ve kanâatlerine saygı göstereceğim. EKSR’nin temel ilkesini bozacak şekilde, hoşgörüye aykırı herhangi bir davranışı önlemek için bütün gücümü kullanacağım. Yabancılara ve iykaaf edilmemişlere Doğu ve Kılıç Şövalyeleri Konseyinin sırlarını ve bu Konseyin kararlarını hiçbir zaman açıklamayacağıma ve Türkiye Yüksek Şûrasına ve Rose-Croix Şapitrinin nizamlarına bağlı kalacağıma yemin ederim”.
(Merasim Üstadı adayın elindeki kılıç ve malayı alır)
BÜYÜK ÜSTAD - Sol elinizi kalbinize koyunuz, sağ elinizi uzatınız ve “Yemin ederim” deyiniz.
(Aday emri yerine getirir)
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Merasim Üstadı Kardeşim, öteki adayları da yemin kürsüsüne getiriniz. Herbiri adı okundukça sağ ellerini uzatarak “yemin ederim” desin.
Muhterem Kâtip Kardeşim, lütfen adayların adlarını sırayla okuyunuz.
(Emir yerine getirilir)
BÜYÜK ÜSTAD - (Kılıcını uzatarak) EUMYŞ ve EKSR Sonuncu ve 33. derecesi TYŞ adına sizleri Doğu ve Kılıç Şövalyesi olarak tanıyor ve sizlere muntazam Atölyelerin hepsinde kullanılmak üzere EKSR’nin onbeşinci derecesine ait yetkileri veriyorum.
Muhterem Birinci Nâzır Kardeşim Doğu ve Kılıç Şövalyelerini birbirlerine bağlayan taahhüdün metnini lütfen okuyunuz.
BİRİNCİ NAZIR - “Kardeşlerimizden herbirinin fikir ve düşüncesini aydınlatma yolunda onlara yardımda bulunmaya; kanâatlerinde hür olmalarına saygı göstermeye, bu hürriyetleri sebebiyle gerek Masonluk içinde gerek dış hayatta uğrayacakları her türlü saldırıyı önlemeye çalışacağımıza yemin ederiz.”
BÜYÜK ÜSTAD - Her Kardeş sağ elini uzatsın ve “Yemin ederim” desin.
(Emir yerine getirilir)
BÜYÜK ÜSTAD - Oturalım Kardeşlerim.
MUHAKKİK - (4. ses) Geniş kanatlarını üstümüze aç, ey geç kalan hürriyet! Kutsal Mabedin kubbelerini ölümsüz hakikatin üstüne inşa et! göklerde ışığı karartan sisleri dağıt! Kutsal Mabedi gizleyen örtüyü yırt! Ey hürriyet, yenilmiş uluslara umut veren sensin. O uluslar ki, zincirlerini kırarak senin egemenliğini görmek için ayağa kalkıyorlar! Ey geç kalan hürriyet, geniş kanatlarını üstümüze aç; Kutsal Mabedin kubbelerini ölümsüz hakikatin üstüne inşa et.
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem İkinci Nâzır Kardeşim, adaylara derecenin talimatını lütfen veriniz.
(İkinci Nâzır gereken bilgileri verir; adaylar Birinci Nâzır'ın önüne giderler)
BİRİNCİ NAZIR - (Adayları yoklar) BÜYÜK ÜSTAD, bilgileri uygundur.
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Merasim Üstadı Kardeşim, lütfen adayları yerlerine oturtunuz. Muhterem Birinci Nâzır Kardeşim, içlerinde söz isteyenin bulunup bulunmadığını yeni iykaaf olunan Kardeşlerimize lütfen sorunuz.
(Daha önce BÜYÜK ÜSTAD adaylardan bir veya birkaçına kısa konular, özellikle kendi meslek ve sanatlarının sorunları üzerine birer konuşma hazırlatır. Bu gibi konuşmalarda teşekkür gibi sözlerden kaçınmak gerekir. Varsa, adayların konuşmalarından sonra)
BÜYÜK ÜSTAD - Söz Muhterem Hatip Kardeşimizindir.
HATİP - (Bu konuşmayı olduğu gibi veya özetleyerek yapar) Kardeşlerim, felsefe ve din tarihleriyle ilgilenmek ve bunlar hakkında incelemeler yapmak Masonların görevleri arasındadır. Herhangi bir din çevresinde yetişen kişi, ancak o dini düşünmek alışkanlığındadır. Bütün hakikatin sadece kendi dininde toplanmış olduğunu zanneder. Hristiyanlık kendinden önce yeşermiş olan fikirlerin gelişmesi olduğunu unutarak oluşumunu tabiat üstü bir olaya bağladı ve mevcudiyetini bir mucize üstüne kurdu. Öylesine ki, mucize kalkınca üzerindeki bina da yıkılabilir duruma düştü. Yine bundan dolayıdır ki inananlar ve inanmayanlar, eğer tarih bilgileri yoksa, Hristiyanlığın doğuşu sırasında insanlığın budalaca bir putçuluk içinde çalkalandığı ve hiçbir dinî düşünceye sahip bulunmadığı sonucunu çıkarabildiler. İnsanlık düşüncesine tamamen aykırı olan bu zannın uğursuz sonuçları Katolik ülkelerde uzun süre ağırlığını hissettirdi. Masonluk ilkeleri böyle bir yanlışlığa düşmez ve değer vermez. Masonluk sadece mikâp taşı kendi aklınızla incelemenizi sizlere öğütler, batıl inançlara ve cahilliğe karşı sizleri korur. Masonluk bundan sonra da Hristiyanlık tarihini incelerken, önce Orta Asya’daki kaynağını, Zend Avesta’yı, Zerdüşt dinini incelemeye başlar. Yüzyıllardan beri yapıla gelen ve henüz tamamıyla aydınlatılmamış bir tarih bölümü olan bu incelemeler çok gereklidir. Bu gerçeği kavrayan Masonluk, devamlı etüdlerle insanlık tarihinin, dinler tarihinin çevresinde toplandığı sonucuna varır. Böylece çeşitli dinlerin ortak temelini kavramak mümkün olacaktır.
Sonsuzluk hakkında sadece araştırmalar yapmakla yetinen kişi, ancak bilim yapmış olur; eğer hayâl gücü alevlenir, ruhu coşar ve ahlâk kuralları bu araştırmalara bağlanırsa, işte o zaman gerçek bir dine sahip olabilir. Bu bakımdan Masonluk, bu anlamda gerçek bir dindir; daha doğrusu, din duygusunun en yüksek bir ifadesidir.
Onbeş ve onaltıncı derecelerin konusu olan ikinci Mâbed ulusların siyasî bağımsızlık ve kişilerin dinî toleransının kaynağıdır. Politikada, Masonluk Hiram’ın çocuğudur; o, hiçbir zaman yıkıcı olmadı, hep yapıcı oldu. Bunun içindir ki Masonluğun, toplumun yapısını ve güvenliğini tehlikeye sokabileceği korkusu hatıra gelemez; ancak hürriyete herhangi bir engel ve sınır getirmenin gerekli olup olmadığı söz konusu olunca, onun görevi başlar. Bu işi mala ile yapar, kılıcı da bunu korumakta kullanır. Bir Mason düzenli, toplumsal gelişim yolunu bırakır da politika maceraları ile uğraşmaya başlarsa, onu, Masonluğu küçümsemiş ve terk etmiş sayabiliriz. Eğer bir atölye de bu gibi emeller peşine düşerse değerini, hattâ peşine takıldığı politik etkisini de kaybeder.
Bundan başka Mabedin iç hayatındaki yükümlülükler de çok önemlidir. Burada iki temel ilke uygulanır; tüzüğe tam bağlılık, kuralların sınırlamadığı her konuda mutlak hürriyet... İşte kardeşliğimizin gücü buradadır. Bu sebepledir ki atölye Masonun vicdanı ve fikir hürriyeti için sağlam ve kutsal bir barınaktır. Bu dokunulmazlık yalnız düşüncemiz açısından değil, davranışlarımız için de gereklidir. Mason, hangi külte bağlı olursa olsun, her zaman hürdür; elverir ki ülkesinin yasalarına ve topluma karşı olan görevlerine sadık kalsın. Böyle olunca da kimseye hesap vermek zorunda kalmaz.
Masonlar insanlığı işte böyle anlar ve bu sebeple de toleranssızlığın karşısındadırlar. Sizler de kardeşlerinizin hürriyetini bu yoldan koruyacak, toleranssızlığa engel olacaksınız.
Zorobabel’in Babil’den getirdiği yeni düşünce akımları ve hoşgörü ilkeleri kendi çevresinde çok beğenilmişti; fakat halk toplulukları üzerinde bir etki yapamamıştı.
Kardeşlerim, Luther de Protestanlığın hürriyet temelini attığı halde bağnazlıkta Papa kadar ileri gitti; bununla birlikte yaptığı reform meyvesini vermekte gecikmedi.
Bazı kişileri dinlersek, kendi çıkarlarını hiç düşünmeksizin, yalnız kamu yararlarıyla uğraşmanın gerektiğini ileri sürerler. Bunlar halkın haklarından, başkalarının iyilik ve mutluluğundan söz ederler; güya kendi refah ve mutluluklarını hiçe sayarlar. Bu davranış Masonlukla bağdaşamaz. Masonluk bunun tersini savunur. Kendinizi düşünün; vermeden önce kazanma gayesini güdün; başkalarını aydınlatmadan önce kendinizi aydınlatın. Yeriniz ve dereceniz ne olursa olsun iyi bir nefer olun. Kendinizi hazırlamadan kırıcı sözlerle, yürekler dolusu kinle, yerli yersiz politika tartışmalarına girişmek, kendini beğenmekten, yani cahillikten ileri gelir; cahillikle taassubun arası ise kısa bir adımdır. Büyük toplumsal sorunları olur olmaz sebeplerle kurcalamayınız; herkesi biraz kendi haline bırakınız ki öylece mutlu olsunlar; sizi de bu halinizden memnun sansınlar. Böyle olmazsa, halk sizi yalancı ya da budala yerine koyar. Hoşgörü; işlerinizin, dostlarınız, eşlerinizin ve çocuklarınızın indinde sizi doğruya ve mutluluğunuzu, sizi sevenlerin mutluluğu ile kamunun iyiliğinde birleştirir.
Bu derecenin anlamı ve bir Mason’un karakteri işte budur. Masonlukta herhangi bir görev ve sorumluluğu yüklenenlerin en büyük görevi bu anlamı ve bu karakteri korumaktır. Doğu Şövalyelerinin de bu sorumlulukta payları vardır. Eski çağlarda bu Şövalyeler bağımsız Şapitrler kurarlardı. Kendilerinin açtıkları alt atölyeler üzerinde egemenlik hakları vardı. Bir Doğu Şövalyesi, sembolik bir Loca’ya girince Üstadı Muhteremin ona çekici vermesi tüzük gereği idi. XVIII. yüzyılda vücuda getirilen hiyerarşik düzende bu durum göz önünde tutulmuş ve bütün Rit’lerce Doğu Şövalyeliği Kılıç ve Kartal Şövalyeliği ile birlikte kabul edilmişti. Ancak bu düzen XVIII. Yüzyılın sonlarına doğru değişikliğe uğrayarak, sembolik Localarla felsefî atölyeler arasında bağımsızlık ilkeleri kabul edildi. Bu derecenin konuları siyasî bağımsızlık, hoşgörü, Zorobabel efsanesi, ikinci Mabedin kuruluşu, İran felsefesinin incelenmesi gibi araştırmalardır.
Sözün kısası Masonluk, eski şekillerini korumak ilkelerine her zaman bağlı kalmak şartı ile eski şöhretini sürdürmektedir. Kardeşlerim, bugün başka atölyeler üzerinde hiçbir kaza hakkımız yoktur; ama geleneklerimizin ve Masonluk ruhunun incelenmesinde, bilginiz ve tecrübelerinizle daima etkili olabilirsiniz. Bu etki, olgun bir düşüncenin ve sakin bir iradenin ürünüdür. Bu etkiyi yerinde kullanınız, bu sizin görevinizdir.
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
15.Derece Ritüeli
,
Doğu ve Kılıç Şövalyeleri
(Büyük Üstad, Kâtip Kardeşe yapacak başka bir işin kalıp kalmadığını sorar)
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Birinci ve İkinci Nâzır Kardeşlerim mazeretler hakkında vadilerinize söz veriniz.
BİRİNCİ NAZIR - Mazeretler hakkında söz serbesttir Kardeşlerim.
İKİNCİ NAZIR - Söz serbesttir Kardeşlerim.
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Birinci ve İkinci Nâzır Kardeşlerim Masonluğun genel ve Şapitrin özel yararları hakkında söz veriniz.
(Nazırlar söz verirler)
BİRİNCİ NAZIR - Vadilerde söz isteyen yoktur.
BÜYÜK ÜSTAD - Keseleri dolaştıralım görevli Kardeşlerim.
- MÜZİK VI -
(Emir yerine getirilir ve keseler ilân edilir. Kese muhteviyatı ilân edilirken müzik durur)
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Hatip Kardeşim çalışmalarımız hakkında kanunî mütalâanız nedir?
HATİP - Tam ve mükemmeldir.
BÜYÜK ÜSTAD - ••••• ••
BİRİNCİ NAZIR - ••••• ••
İKİNCİ NAZIR - ••••• ••
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Birinci Nâzır Kardeşim nereden geliyorsunuz?
BİRİNCİ NAZIR - Doğudan.
BÜYÜK ÜSTAD - Orada ne öğrendiniz?
BİRİNCİ NAZIR - Tanımadığım iykaaf edilmişler bana yeni bilim ve fenleri öğrettiler. Öğrendim ki, kişiler ve milletler birbirinin kefilidirler.
BÜYÜK ÜSTAD - Bundan sonra işiniz ne olacaktır?
BİRİNCİ NAZIR - Yeni Mabedin inşası.
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem İkinci Nâzır Kardeşim, birinci Mabet nasıl tahrip edildi?
İKİNCİ NAZIR - İşçiler, Hiram’ın katillerini cezalandırdıktan ve işlerini bitirdikten sonra çalışmayı bıraktılar, ahlâkları bozuldu. O vakit yabancı ordular Mâbed’i yıktı ve işçileri esir etti.
BÜYÜK ÜSTAD - İkinci Mâbed’in temeli nedir?
İKİNCİ NAZIR - Hürriyet.
BÜYÜK ÜSTAD - Savaş yaparak geçtiğiniz Gabara Köprüsü neyi ifade eder?
İKİNCİ NAZIR - Esirlikten hürriyete geçişi.
BÜYÜK ÜSTAD - Köprü üzerine kazdığınız harfler neyi anlatır?
İKİNCİ NAZIR - Geçiş ve düşünce hürriyetini. Bu hürriyetler zalimlerin isteklerine bağlı olamaz. Eğer bir esir onları kullanırsa köprüyü geçer.
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Birinci Nâzır Kardeşim hürriyeti kimler getirdi?
BİRİNCİ NAZIR - Doğu ve Kılıç Şövalyeleri.
BÜYÜK ÜSTAD - Doğu ve Kılıç Şövalyesi ne demektir?
BİRİNCİ NAZIR - Bilgili ve toleranslı bir Mason.
BÜYÜK ÜSTAD - Hürriyet neden bilime dayanır?
BİRİNCİ NAZIR - Çünkü bilim olmadıkça insan kendini idare edemez ve Hürriyeti kullanamaz.
BÜYÜK ÜSTAD - Hürriyet neden toleransı gerektirir?
BİRİNCİ NAZIR - Başkaları tarafından saygı gösterilmeyen bir hürriyeti insan kullanamaz.
BÜYÜK ÜSTAD - Hürriyet ne ile sınırlanmıştır?
BİRİNCİ NAZIR - Birçok konularda kamunun hak ve idrâki ile sınırlanmıştır. Yalnız bir tek sorun vardır ki, onda, kişinin hak ve idrâki hürriyeti sınırlar.
BÜYÜK ÜSTAD - Bu tek sorun hangisidir?
BİRİNCİ NAZIR - Din, felsefe ve bu konu hakkında ferdin anlayışına uygun bir hareket tarzı çizmek hakkı.
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem İkinci Nâzır Kardeşim, bir Doğu ve Kılıç Şövalyesinin silâhları nelerdir?
İKİNCİ NAZIR - Sağ elinde mala, öteki elinde kılıç.
BÜYÜK ÜSTAD - Niçin?
İKİNCİ NAZIR - Çünkü düşmanlar bizlere iş başında iken saldırırlar.
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem Birinci Nâzır Kardeşim, kaç yaşındasınız?
BİRİNCİ NAZIR - Yetmişinci yılın onuncu haftası!
BÜYÜK ÜSTAD - Muhterem İkinci Nâzır Kardeşim, Doğu ve Kılıç Şövalyeleri işlerini saat kaçta bitirirler?
İKİNCİ NAZIR - Hiçbir zaman işlerini bitirmezler.
BÜYÜK ÜSTAD - O halde buradan bir elde mala, bir elde de kılıç olarak ayrılalım.
Düzenli duruşa geçiniz kardeşlerim.
EUMYŞ, EKSR Sonuncu ve 33. derecesi TYŞ adına Doğu ve Kılıç Şövalyeleri Şapitrinin bugünkü çalışmasına ara veriyorum.
İşaret, karşı işaret ve alkış için bana katılınız Kardeşlerim. İşaret, karşı işaret ve alkış (••••• ••)
Gidiniz ve uyanık bulununuz kardeşlerim.
- MÜZİK VII -
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
15.Derece Ritüeli
,
Doğu ve Kılıç Şövalyeleri
«Doğu ve Kılıç Şövalyesi» diye adlandırılan bu derece tarihî olaylara ve bilinen geleneklere dayanmak bakımından önceki derecelerden ayrılır. Derecenin efsanesi şöyledir: Buhdunnasır'ın orduları Kudüs'ü ele geçirince, yahudilerden bir kısmı Mısır'a kaçarak kurtulur. Bunlardan bir kısmı, daha sonra Kudüs'e dönerek Mabed harabeleri arasında bir toplantı yaparlar. Bu sırada dışarıya nöbetçi olarak bıraktıkları biri gelerek bir yabancının kabul edilmek istendiğini söyler, içeri alınan yabancı, bir Kardeş olduğunu ve adının Zorobabel olduğunu söyleyince imtihan olunur ve neticede söylediklerinin doğru olduğu anlaşılır. Bunun üzerine Başkan gayelerinin Mabedi yeniden inşa etmek olduğunu söyleyerek Zorobabel'e akıl danışır. Zorobabel, Buhdunnasır'ın yerine Babil Kralı olan Keyhüsrev'e gidip Mabedi yeniden inşa iznini almayı teklif ederek bu işle görevlendirilmeyi ister. Keyhüsrev'in sarayına varan Zorobabel, Yahudilerin esaretten kurtulmalarına ve Mabedin inşa edilmesine izin verilmesini talep eder. Ancak Keyhüsrev bunun karşılığında Kral Süleyman tarafından kurulan düzenin, yani Masonluğun sırrının açıklanmasını, bunun için de Kelimeyi ihtiva eden Deltayı getirip bu Kelimenin nasıl okunacağını bildirmesini Zorobabel'den ister. Çeşitli hediye vaadlerine rağmen Zorobabel bunu reddeder ve Keyhüsrev'e verdiği Kral sözünü hatırlatır.
Zorobabel'in bu tutumundan etkilenen Keyhüsrev, İsrailoğullarına hürriyetlerini karşılıksız olarak verir ve Zorobabel'e Kudüs'e dönüp Mabedi yeniden inşa iznini verir. Zorobabel'e Mukaddes Bayrağı da vererek onu Pers Prensi ve Yahuda Kralı ilân eder, hatta Med Şövalyelerine mahsus Altın Kordonu da boynuna geçirir.
Kudüs'e dönüş sırasında Zorobabel'le yanındakiler Fırat nehrinin üzerindeki Gabara köprüsünde pusu kurmuş olan Babilli askerlerin hücumuna uğrarlar. Kanlı savaştan galip çıkan İsrailoğulları, Kudüs'e gelip Mabedin inşasına başlarlar. Fakat yeni hücumlardan çekindikleri için bir ellerinde mala, bir ellerinde de kılıç tutarlar. Derecenin «Doğu ve Kılıç Şövalyesi» olan adı bundan gelmektedir.
Mabedin iki salondan terekküp etmesi gerekir. Deniz mavisi renginde olan birincisi Keyhüsrev'in kabul salonunu, kırmızı renkte olan ikincisi ise kırık sütunları devrilmiş olan Mabedi temsil eder. Bu iki salonu, kemerinde L. D. P. harfleri yazılı bulunan bir köprü birleştirir.
Köprünün altından Fırat nehrinin geçtiği farzolunur. Köprü, hareketsizliğin sembolü olan deniz mavisinden, enerjiyi temsil eden kırmızıya geçişi ifade eder ve tören tek bir salonda yapılsa bile, bulunmak gerekir.
Işıklar ve yaş 70'tir. Işıklar onardan 7 gruba ayrılmıştır. 70 yıl İsralioğullarının Babilde geçirdikleri esaret yıllarıdır.
Başkan Pers ve Med Kralı Keyhüsrev'i, Nazırlar onun Bakanlarını, aday Zorobabel'i temsil eder.
İykaaf töreni çok hareketlidir. Aday Keyhüsrev'in karşısına zincire vurulmuş olarak çıkar ve hürriyetine kavuşturulmasını ister. Başkan adaya üç seyahat yaptırır ve onun cesaret ve sebatını tecrübe eder. Bunun üzerine esaret zincirini çıkarır, eline kılıç verir, prenslik alâmetlerini kuşatır ve ikinci salona girmesini söyler. Tören tek salonda yapılıyorsa, aday dışarı çıkarılır ve tekrar içeri alınır. İkinci girişte aday köprüden geçer ve yolu engellenir, çıkan kargaşalıkta kılıcını ve alâmetlerini kaybeden, fakat engeli yine de aşan aday Mabede girer. Başkan bu sefer Keyhüsrev'i değil Büyük Üstadı temsil etmektedir. Başarısından dolayı adayı tebrik eder, yeminini yaptırır ve onu «Doğu ve Kılıç Şövalyesi» sıfatıyla iykaaf eder.
Çalışmalara şafak sökerken, yani günün başlangıcında başlanır ve çalışma hiç bitmez.
Önlük beyaz, bazı ritüellere göre kırmızı, kenarları ve astarı deniz mavisi, bazı ritüellere göre ise yeşildir. Bavet kısmında iki tarafına iki kılıç saplanmış bir kesik baş, orta yerinde ise iç içe geçmiş üç üçgen görülür. Üçgenler deltalardan müteşekkil birer zincirdir. Eldiven ve eşarp yeşildir. Eşarbın ortasında üzerinde L.D.P. harfleri bulunan bir köprü görülür; ucunda bir meç bulunur ve sağdan sola kuşanılır.
L.D.P'nin manası değişik şekilde açıklanmaktadır. Bazen
«Lilla destrue pedibus» (Zambakları ayağınla çiğne) diye tefsir edilmekte ve Fransa Krallarının armasında bulunan zambaklar telmih olunduğu için dereceye ihtilâlci bir anlam verilmek istenmektedir.
Bazen Fransızca
«Liberte de penser» (düşünce hürriyeti) olarak yorumlandığı da vâkidir. Nitekim bizim ritüelimiz bu anlamı da benimsemiştir. Bazen ise ibranice
«Lakah deror pessah» (geçmek iznini aldı) şeklinde anlaşılmakta ve
«geçiş izni» yani
«seyahat hürriyeti» (liberte de passer) diye yorumlanmaktadır, iykaaf töreni hatırlanırsa bu son tefsir tarzı çok daha uygun olup, 1870 yıllarındaki ihtilâlci akımların, özellikle Fransa'da bu harflere izafe ettikleri birinci mananın yeri olmadığı anlaşılır. Nitekim Ritüelimiz bu son manaya da yer vermiştir.
Mukaddes kelime
RAFODON'dur.Tevrat'a göre, Mısır'dan hicret sırasında İsrailoğullarının onuncu konuklama yeri olan Rafidin (istirahat mahalli)nden gelmedir. Bu yerde yahudiler susuz kalmış ve Musa'ya baş kaldırmışlardı, sadece Yuda ve Bünyamin kabileleri isyana katılmamışlardı ve Musa kayalara asasınla vurarak suyun fışkırmasını sağlamıştı. Mürur kelimesi Jaboru Hammaim'dir. İbranice
«onlar sudan geçtiler» anlamına gelir.
Darbe ve alkış 5+2 şeklinde vurulan 7 darbe ve alkıştır.
Dokunuş şöyledir: Bir hücumu defetmek istercesine sol kol uzatılarak, karşılıklı olarak sol eller tutulur. Bu sırada sağ elle yol açma hareketi yapılır. Daha sonra kılıçların uçları karşılıklı olarak göğüslere değdirilir. Birinci Kardeş Yuda, ikincisi de Bünyamin der, Bu iki İsrail kabilesi ayaklanmaya katılmayı reddeden yegâne kabilelerdi.
Yürüyüş kılıç uzatılmış olarak atılan beş büyük adımdır.
İşaret sağ el, omuza götürülmek ve bir nehrin akan sularını ifade eder gibi dalgalandırarak yana doğru indirmek suretiyle verilir.
Bu derecenin öğretisini çeşitli şekillerde anlamak mümkündür. Bir kere, dikkat edilmiştir ki, şimdiye kadar akıllı, dürüst, iyiliksever ve zengin bir Kralın, yani Süleyman'ın etrafında gelişen efsane, yavaş yavaş halka inmekte, adetâ halk kendi başının çaresine bakmak, Kralsız dahi kendisini yönetmek durumunda kalmaktadır, Halk her şeyi Kraldan beklememek, Krala bel bağlamamak lüzumunu idrak etmiş, en güvenilir bir Kral olan Süleyman'ın bile fazilet yolundan ayrılıp, zevki safaya kendini kaptırabileceğini ve halkını düşünmeyecek bir hale gelebileceğini görüp öğrenmiştir. Nitekim Buhdunnasır, Kudüs'ü zabtedip Mabedi yıkınca, Kelimeyi kurtarıp okunamaz hale getiren Kral değil, halk olmuştur.
Hatta daha ileri giderek denebilir ki, Mabedi bitirmek Kral Süleyman tarafından başmimar olarak tayin edilen Hiram'a değil, esaretten gelen, halkın içinden çıkan, elinden kılıcını bırakmadan fasılasız çalışan bir başka lidere nasip olmuştur.
Zorobabel ile etrafındaki yiğitler, hem Kelimenin sadık muhafızı olmuşlar, hem de en kötü şartlar içinde bile hürriyetlerini elde etmesini bilmişlerdir.
Bunun için de her şeyden önce korkmamayı öğrenmek gerekir. Derecenin korkuyu yenme şeklindeki bu tefsirini dile getiren ABD Güney Jüridiksyonu YŞ Eski HBÂ CLAUSEN 33° Kardeş kitabında bir arap efsanesine yer vermektedir, ilgi çekici olduğu için, ben de bu efsaneyi aynen iktibas ediyorum:
«Bağdat'tan yola çıkan bir kervan, çölde Veba Cadısı ile karşılaşır. Kervanın rehberi Cadıya (Bağdat'a niçin gidiyorsun) diye sorar.
Veba Cadısı (Beşbin can almaya gidiyorum) şeklinde cevap verir.
Dönüşte yine Cadı ile karşılaşan rehber ona (Yalan söyledin, 5000 yerine 50.000 can aldın) diye çıkışınca Cadı (hayır, ben 5000 can aldım, geri kalanı korkudan öldü) diye karşılık verir».Demek oluyor ki, hürriyetlerin değerini bilen ve bunları müdafaaya kararlı olan, kendi bağrından çıkan liderinin etrafında kenetlenen halkı uzun süre esaret altında tutmak nasıl mümkün değilse, Masonluk ideallerini inkâr etmek, hatta Masonluğu menetmek de öylece imkânsızdır. Bir ülkede Masonluk türlü engellerle karşılaşabilir; Mason Mabetleri yıkılıp yağma edilebilir. Masonluk yasaklanabilir ve Masonlar çeşitli baskılara maruz kalabilir. Yine de yılmamak, Masonluk sırlarını açıklamamak, günün birinde yürekli bir liderin çıkıp dağılmış Masonları toplayacağına, Mabedi yeniden inşa edeceğine, tek kelime ile Hürriyetin geri gelmesini sağlayacağına inanmak gerekir. Yeter ki buna inanılsın, yeter ki yılgınlık alâmeti gösterilmesin, yeter ki bütün bu musibetlerin geçici olduğu düşünülsün, yeter ki Hürriyetin, uğruna en büyük fedakârlıklar yapılmasına değer olduğuna itikad olunsun. Zorobabel köprüden geçmek, yani hürriyete kavuşmak için, prenslik alâmetlerinin, yani bütün varının ve yoğunun kaybolmasını göze almıştı. Milletlerinin hürriyet ve istiklâli için yola çıkan bazı kumandanlar, ordudan istifa ederek, yani ay sonunda geçimlerini sağlayan maaştan olmayı göze alarak, sinei milletteki yerlerini almışlardı. Bu fedakârlığın karşılğında ise lider en büyük mükâfatı, yani hürriyete kavuşturduğu milletinin sevgisini görecektir.
İlâve edelim ki, liderin hürriyete kavuşturmak istediği ve uğrunda mücadele ettiği halk, bazen bunu istemeyebilir, hatta menfaatlerinin zarar görebileceğini düşünerek, esareti hürriyete tercih dahi edebilir. Nitekim celsenin açılışında Başkanla I. Nazır arasında geçen şu konuşma bu ihtimale yer vermektedir:
BÜYÜK ÜSTAD - Kimden sakınmalıyız?
I. NAZIR - Düşmanlarımızdan ve Kardeşlerimizden
BÜYÜK ÜSTAD - Kardeşlerimizden sakınmamızın sebebi nedir?
I. NAZIR - İsrailoğulları esirdir, biz onları kurtarma yolundayız; fakat onlar bizim bu çalışmalarımızı anlamayacak ve gayretimizi engelleyecektir.
Gerçekten her milletin tarihinde, düşmanla işbirliği yaparak kurtuluş savaşlarına karşı çıkanlar, hatta savaşanları ele verenler görülmüştür.
Demek oluyor ki, bu gibi durumlarda dahi lider yılmayacak, hürriyetin en büyük nimet olduğunu, birtakım maddî menfaatler karşısında bundan vazgeçilemeyeceğini halkına anlatacaktır. 15.Derecedeki Mason kendisine nasıl bir menfaat teklif edilmiş olursa olsun, davaya ihanet etmeyecek, Kardeşlerinin kendisinden sakınmalarını haklı gösterebilecek bir davranışta bulunmayacak,
«bana dokunmayan yılan bin yaşasın» diyerek Kardeşlerinin hürriyetlerinin kısıtlanmasına seyirci kalmayacaktır. Yine bu dereceye yükselen Mason, Masonluğa yapılan hücumlardan ürkmeyecek, bunların geçici olduğuna inanacak, yeminini unutmayacak, türlü vaad ve baskılara kahramanca göğüs gerecektir. Derece bizlere asıl şan ve şerefin Krallar tarafından tevcih edilen payelerde değil, Hürriyetten ve Masonluk prensiplerinden taviz vermeden dimdik ayakta durabilmek yiğitliğini gösterebilmekte olduğunu da öğretmektedir.
Posted by
Bornocu Ersan
|
|
Posted in
15.Derece Ritüeli
,
Derece Tablosu
,
Nüvid Özden
Bilindiği üzere Kudüs ve Hz. Süleyman Mabedi M.Ö. 587-6 yıllarında Babil Kralı Nebukadnezar'ın (Buhtunnasır olarakta anılmaktadır) askerlerince yağmalanmış, yakılmış ve yıkılmıştır, İsrailoğullarının büyük bölümü de esir alınarak Babil'e götürülmüştür. Esirlerin zincirlerindeki halkalar üçgen şeklinde idi. Böylelikle galipler İbranilerin hala saygı duyduklarını sandıkları Delta'yı aşağılamak istemişlerdi. Oysa İbraniler çoktandır Delta'yı unutmuşlar, bu yüzden de sefalet ve esarete sürüklenmişlerdi.
Daha sonra, tutsaklık döneminde Babil'de Dünyaya gelmiş olan Yahudi Prensi Zorobabel Babil'i ele geçirmiş olan Pers Kralı Keyhüsrev'i Mabeti tekrar yapmasına izin vermeye ikna ederek 10 İbrani bilge ve 42,360 kişi ile birlikte Kudüs şehrine doğru yola çıkarlar.
Kudüs'e dönüş sırasında Zorobabel'le yanındakiler Fırat nehrinin üzerindeki
Gabara Köprüsünde pusu kurmuş olan Babilli askerlerin hücumuna uğrarlar. Bazı ritüellerde bu köprüye
'Kantara' köprüsü dendiği görülmektedir. 'Kantara' ibranice'de 'Köprü' demektir. Nitekim Arapça'da da köprüye 'Al Kantara' denir. 'Gabara' ise (Arapça'da gubar) toz, tozlu yol anlamına gelmektedir. Gabara köprüsünün kemerleri üzerinde L.D.P. harfleri bulunmaktadır.
Kanlı savaştan galip çıkan İsrailoğulları, Kudüs'e gelip Mabedin inşasına başlarlar. Fakat, ikinci Mabet çok zor koşullar altında yapılabilmiştir. Özellikle Samiriyeliler Babil'den dönen İsrailoğullarının çalışmalarını durdurmak için sürekli olarak Kudüs'e baskın yapmışlardır, İsrailoğulları Mabedin yapımı sırasında saldırılardan çekindikleri için bir ellerinde mala bir ellerinde de kılıç tutarak çalışmışlardırlar. Derecenin 'Doğu ve Kılıç Şövalyesi' adı buradan gelmektedir.
XV. Derece Tablosuna baktığımızda tablo üzerinde:- Tablonun zemininin yeşil renkte olduğunu,
- Tablonun üç kenarında halkaları üçgen şeklinde zincir bulunduğunu,
- Tablonun üst kısmında kenarlarında kılıçların ve tabanında bir malanın üçgen oluşturduğunu,
- Mavi Nehir üzerinde parçalanmış vücut parçalarını ve nehir kenarında yetişen bitkileri,
- Fırat nehrinin üzerinde kemerinde L.D.P. harflerinin bulunduğu Gabara köprüsünü,
- Gabara köprüsüne Doğu yönünden ellerinde kılıçlarla gelmekte olan şövalyeleri ve
- Güneybatıda sütunları kırılmış ve tahrip edilmiş Mabed kalıntılarını görmekteyiz.Bu sembolleri ise şöyle yorumlayabiliriz:- Bu derecede yeşil renk insan ruhunun ve hatta Masonluğun ölümsüzlüğünü simgelemektedir.
- Tablonun üç kenarında bulunan zincir esareti, halkalarının üçgen şeklinde oluşları ise Babil'lilerin İsrailoğullarını inançlarından dolayı aşağılamalarını ifade etmektedir.
- Derecenin bijusunda iç içe geçmiş üç üçgenin içinde çapraz olarak iki kılıç bulunmaktadır.Üçgenler; Özgürlük, Eşitlik ve Kardeşliği simgelerken, kılıçlar da Hakikat ve Adaleti simgelemektedir. Tabloda da iki kılıç bulunmasından yola çıkarak bijudaki anlamı bu kılıçlara da yükleyebiliriz diye düşünmekteyim. Mala hepimizin bildiği üzere tek başına kardeşler arasında sevgi ve bağlılığı sağlayan bilim ve tekniğin simgesi olarak benimsenir. Bu derecede ise Mala ve Kılıç, İkinci Mabetin yapımında birlikte remzedilmektedir. Buradan da olumlu bir işin güven içinde gerçekleştirilmesinde yapıcı olunduğu kadar tedbirli olmak gerektiği anlamını çıkarabiliriz.
- Nehir içinde yüzmekte olan parçalanmış insan vücutları kölelikten özgürlüğe, daha aşağı bir seviyeden ve cehaletten uygarlığa ve aydınlanmaya, ruhsal esaretten ruhsal özgürlüğe geçebilmek için uzun çetin fakat gerekli bir mücadele vermemiz gerektiğini ifade etmektedir.- Köprü; hareketsizliğin sembolü olan deniz mavisinden enerjiyi temsil eden kırmızıya geçişi ifade etmektedir. Köprü aynı zamanda bir birey veya toplumun kölelikten özgürlüğe, kulluk ve boyunduruk altında olmaktan bağımsızlığa ve ulus olmaya, ruhsal esaretten ruhsal özgürlüğe geçişinin sembolüdür.
Gabara köprüsünün kemeri üzerinde L.D.P. harfleri bulunmaktadır. Bu harflerin iki anlamı bulunmaktadır. Fransız ritüellerinden gelen birinci ve en eskisi harflerin 'Liberte de Passer' (ingilizce olarak 'Liberty of Passage') yani 'Geçiş Özgürlüğü'nü tanımladığını ifade eder. Albert Pike tarafından eklenen ikinci yorum ise harflerin 'Liberte de Penser' (ingilizce olarak 'Liberty of Thought) 'Düşünce Özgürlüğü' anlamına geldiğidir.- Dereceye adını veren 'Doğu ve Kılıç Şövalyeleri' şeref, onur, güven, görev ve yükümlülüğe bağlılığı ve cesaretin kırıldığı zor durumlarda ve güç koşullar altında sebat ve kararlılık gösterebilmeyi simgelemektedir.
- Mabed, Masonluğun bir büyük sembolüdür. Bir sembol olarak birden fazla yoruma sahiptir. Tüm Masonlarca bilindiği üzere, herbir Loca gibi, Evrenin sembolüdür. Bu derecede özellikle toplumların, Doğuya açılan büyük yolda koruyuculuk yapan Hakikat ve Adaletin iki büyük sütunu ile idrak ve erdemlerinin sağlam temelleri üzerine inşa edilmiş bağımsız devletin ve özgürlüğün sembolüdür. Dolayısıyla, yıkılmış Mabed işlerinin bittiğini sanarak gevşeyen, tembelleşen, düşüncelerini felce uğratan, yürekleri fesatla dolan İsrailoğullarının devletlerini ve özgürlüklerini kaybetmelerini simgelemektedir.