Sabri Uzun Anlatıyor (5N1K - Kanal D)

Posted by Bornocu Ersan | 11 Kasım 2015 Çarşamba | Posted in , , ,



Eski istihbaratçı Sabri Uzun'un Cüneyt Özdemir'e yaptığı açıklamalar. (9 Ocak 2015 - 5N1K Programı)









Sabri Uzun Anlatıyor (Her Şey - CNN TÜRK)

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,










Paralel Yapı'nın Kodları

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in , , , ,



Kanal A'da yayınlanan ve Fatin Dağıstanlı'nın hazırlayıp sunduğu 'Türkiye'nin Seçimi' programının bu haftaki konuğu Eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'du. Uzun paralel devlet yapılanmasının bilinmeyenlerini anlattı.

Bugün Polis Teşkilatının ne kadarı bunların himayesinde?

"Dün bu durum farklıydı. Öncelikle şunu söyleyeyim bunlar çok ödlektirler. Bunlar özellikle milliyetçilerden çok korkarlar. Çünkü onlar daha kararlı oluyorlar. Milliyetçiler fitne ve entrikayı beceremiyor ama bunlar, böyle gizlenmeyi entrikayı çok iyi beceriyorlardı.

2007-2013 arası emniyet teşkilatına alınan polislerin arasında belki bir kaç tane Gülen Hareketi'ne mensup şakirt olmayan vardır. Hatta kitaba yazmadım ama... 2013 yılında bir yetkilinin şu 35 kişinin durumlarına bakın bunlar uygunsa, bunları kazandırın diye bir emri olmuş. Ama bunların arasından kimse teşkilata alınmamış."

Bunlar yaşarken öldürmeyi çok iyi bilirler

"Kitaba aykırı düşecek bir açıklama yapmak istemiyorum. Dediğim gibi bunlar fitneyi iyi becerirler. Bunlar ilk olarak bir kişiyi itibarsızlaştırmayı iyi bilirler, iki yaşarken öldürmeyi çok iyi bilirler."

"Yaşar Büyükanıt Paşa'nın dedesi Filistin'de şehit düşüyor. O zaman İsrail falan yok. Şehit düşen adamı bu Yahudidir diye 2006 yılında propaganda yaptırdılar. Sonra ben öğrendim ki, Yaşar Büyükanıt Paşa 1984 yılında Albayken Kuleli Askeri Lisesi'nden 80 tane Gülenci öğrenciyi attırmış. Bunlar onun intikamını almışlar."

Dünyanın en güçlü arşivleri bunların elinde

"Bu benim kanaatim ama söylemek istiyorum. Dünyanın en güçlü arşivi bunların elinde. Kimden intikam alacaklarını asla unutmazlar, arşivlerler. O kişinin aleyhinde sokağa çıkamayacak kadar en mahrem bilgileri, en gizli bilgileri, ya uydururlar ya da derlerler insanı yaşarken öldürürler."

"Emniyette en çalışkan kişiler bunlardır, en disiplinli kişiler bunlardır. En eğitimli ve en itaatkarlar bunlardır. Ancak 2007'den sonra Oda tv, Balyoz, Ergenekon, Şike davası, Devrimci karargah örgütü, Cübbeli Ahmet Hoca'ya yapılan komplo hangisini sayayım bunların tamamı her birisi ayrı ayrı bunların komplosu."

"Bunların ilk eylemlerinden bir tanesi Sauna çetesi... Diğer bir tanesi de Atabeyler operasyonları... Daha sonra bunlar Başbakana suikast yapılacak haberini çıkarttılar. Daha sonra 2003 - 2004 yıllarında Genelkurmay Başkanı'na suikast yapacaklar haberi çıkardılar. Sonra 2010 - 2011 yıllarından birinde bir dergide bu konuyu haber yapmaya kalktılar. Beni soy ismi Ekşi olan bir muhabir bana telefon açtı. "Abi dedi siz bu haberi biliyor musunuz? Bende dedim ki koçum sana bu haberi kim verdiyse senin üzerinden TSK'yı vurmaya çalışıyor. Sen şu ortadan çekil de seni yönlendiren kişiler beni arasın" dedim."

Paralel Yapı'nın Türkiye'nin işgalinde üç aşama var

"Birincisi 2002 - 2005 yılları arasında, yani AK Parti hükümeti döneminde bunlar devletten hiçbir görev talep etmemişler. Kritik görevlere getirilmemişler."

"İkincisi 2005 - 2007 arasında ihbar mektuplarıyla kamu görevinde olan insanları görevden aldırma dönemleri başlıyor. Bundan sonra kendi adamlarını yerleştiriyorlar."

"Üçüncüsü ise 2007 - 2010 arası tamamen duruma hakim oluyorlar. 2010 yılında 1985 yılında alınan Özel sınıflar erken terfi ettirilerek Emniyet'i ele geçiriyorlar."


2011 Yılında MHP'nin ve Baykal'ın kasetlerini bunlar çektiler


"2011 Yılında MHP'nin kasetlerini bunlar çektiler. MHP ile ne hesapları var? MİT Müsteşarının Oslo görüşmesi de bunların işi. MİT Müsteşarına yapılmak istenen operasyonda aynı merkezden geliyor. 17-25 Aralık Operasyonu da bunların işi. Sayın Baykal'ın kaseti de bunların işi."

"Bunlar önce kaydederler. Sonra kaydettikleri kişiye ulaştırırlar. Ulaştırdıkları kişi de bizim elimize böyle bir şey geçti, biz mahreminiz diye bunu size getirdik derler. Buradaki amaç kendileri üzerindeki şüpheyi yok etmektir. Baykal'ın kaseti çıktığında ben aynı şeyi söyledim."

Bana 2001'de Ergenekon şeması getirdiler

"Bunlar Tuncay Güney olayından sonra lobi belgesi diye bir şey çıkardılar. Lobi belgesinin anlamı, bir illegal örgüt kurulmuş  Ergenekon örgütü bunun işletme çalışma talimatına lobi belgesi diyorlar. Sonuçta TSK'ya yapılacak operasyonun nüvesini oluşturdular. Bana Ergenekon şeması 14 Haziran 2001 günü geldi. Şemanın başında Çetin Doğan Bey vardı. Daha sonra Çetin Doğan Bey bu operasyonda yer almadı. Bu isimler daha sonra farklı operasyonlara bölündü ve dağıttılar. Bunlar beni o zaman kullanamadılar."

"2002 yılında MİT'e bir ihbar mektubu gönderdiler. Bu mektubun içindeki CD'lerde bu Ergenekon şeması görünüyor. Mahkeme Ergenekon operasyonu başlayınca MİT'ten Ergenekon ile ilgili belge istiyor. MİT'te ihbar mektubu ile gelen belgeleri gönderiyor. Fakat sonra geriye doğru gidince Adil Serdar Saçan'ın sorgu yaptığı sırada Tuncay Güney'in sorgusu gizli kamera ile yasal olmayan şekilde yapılıp, MİT Müsteşarlığına gönderiliyor. Ve Tuncay Güney'e özel hayat belgeleriyle şantaj yaparak bir liste verip isimler okutuluyor"

STV anılarımdan senaryo yazmak istedi

"20 Eylül 2010'da Hanefi Avcı'nın kitabı yayınlandıktan sonra Mülkiye müfettişleri ifademi aldı. Daha sonra Samanyolu TV'den aradığını söyleyen birisi aradı ve sizinle görüşmek istiyorum dedi. Buyurun gelin dedim Kızılay'da bir kafe'de buluştuk. Dedi ki, "Biz sizin hatıralarınızı alıp Samanyolu Tv'de bir senaryo yazmak istiyoruz." İyi dedim. Ben devletle nikahlıyım koçum gidin devletten onay alın dedim. Bunlar İçişleri Bakanlığına müracaat ediyorlar ve bunlara onay çıkıyor. Ben Ergenekon şemasını gördüm deyince elimde daha ne olduğunu öğrenmek istediler."

http://www.kanalahaber.com/haber/gundem/sabri-uzundan-paralel-yapinin-kodlari-212691/







Sabri Uzun Anlatıyor (Türkiye'nin Seçimi - Kanal A)

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,











Sabri Uzun Anlatıyor (Açık Görüş - Kanal 24)

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,





24 TV'de Murat Çiçek'in sunduğu Açık Görüş programında Sabri Uzun paralel yapı hakkında çarpıcı açıklamalarda bulundu.

KOZANLI ÖMER’İN YAPTIRIM GÜCÜ EMNİYET MÜDÜRÜNDEN DAHA FAZLAYDI

Sabri Uzun, Emniyet imamının, paralel Emniyet Genel Müdürü olduğunu, hatta Kozanlı Ömer’in yaptırım gücünün Emniyet Müdürü’nden daha fazla olduğunu belirtti. Uzun, Kozanlı Ömer ile ilgili açıklamalarında şunlara yer verdi:

“İlk defa 20 Eylül 2010’da Hanefi Avcı’nın kitabından sonra mülkiye müfettişleri bir soruşturma başlatmışlardı. O soruşturma sırasında bana Kozanlı Ömer’i sordular. Ben Kozanlı Ömer’i tanımadığımı ama Ankara Maltepe’deki bürosunun yerini tarif ettim. “Böyle bir şey duydum” diye söyledim. Emniyetten 51 kişinin ifadesi alınıyor, 3 kişi Kozanlı Ömer’i bildiğini, duyduğunu söylüyor. 48 kişi bunu inkar etti. O zamanki şartlarda herkes korkuyordu.

“Emniyet İmamı” diyoruz da toplum bundan bir şey anlamaz. Bu cemaatin paralel Emniyet Genel Müdürü’dür. Bunu böyle söylememiz lazım. Hatta daha ileri gidip söylememiz lazım; ne anlaşılıyor: “cemaat kendi kendine bir imam tayin etmiş, olsun ne olur bundan ki?” Hayır. O imamın yaptırım gücü Emniyet Genel Müdürü’nden daha fazla idi. Esas patron o. Herkes ondan korkuyor, herkes onun icazetini alıp terfi etmeye çalışıyor. En azından bunlarla kötü olmamaya çalışıyor.

İfademde dedim ki; Kozanlı Ömer’in (Osman Hilmi Özdil) gerçek adını bilmiyordum. Bu “valiler kararnamesinde belirleyici oluyor” dedim. “Ve bunun kayınbiraderi 2010’un son kararnamesi ile tayin oldu. Bunda Kozanlı Ömer etkili oldu” dedim. Her valiler kararnamesi Bakanlar Kurulu ve Sayın Cumhurbaşkanı tarafından imzalanarak yürürlüğe giriyor. Kozanlı Ömer’in belirleyici olduğu kararname bu makam sahipleri tarafından imzalanarak yürürlüğe giriyor. Sonuç da şu: Kozanlı Ömer o kadar etkin ki kararname düzenleyecek kadar güce erişti.”

ERDOĞAN’IN AMELİYATI GECİKİNCE MİT OYUNU BOZULDU

Hükümetin ilk fark ettiği zaman MİT Müsteşarının soruşturması başlandığı zaman olduğunu söyleyen Sabri Uzun, “Başbakan ameliyattan uyandığı zaman ülkede MİT Müsteşarı olmayacaktı” dedi. Uzun şunları söyledi:

“Hükümetin ilk uyanması MİT Müsteşarı’nın soruşturmasının başladığı zaman oldu. çünkü burada çok özel bir durum var. Sayın Başbakan ameliyat olacak. Anestezi verilmesi 15 dakika geç başlıyor. Dolayısıyla o arada ameliyat masasında olmuyor. Ama o 15 dakika gecikmeyi hiç kimse hesaba katamazdı. Bunlar bu konuda gafil avlandılar. Onlar MİT Müsteşarı’nı hemen çağıracaklardı, MİT Müsteşarı hiç bu konuda uyanmayacaktı, hemen de tutuklanacaktı.

Ve Başbakan ameliyattan uyandığı zaman ülkede MİT Müsteşarı olmayacaktı. O soruşturma başka nereye kadar gidecekti onu bilemem ama Başbakan da bu işten pek kurtarabileceğini sanmıyordum. Çünkü artık bunun adı yargı süreci olacaktı, hukuk olacaktı. Biraz masumiyet olacaktı. Yani cemaat boyutu görünmeyecekti. İlk uyanma bana göre MİT Müsteşarıyla başladı ama yine de tereddütlü bir uyanmaydı bu. Bir uyku mahmurluğu diyebiliriz. Daha sonraki 17 Aralık’taki Bakanlara yapılan olay biraz daha işi netleştirdi.”

Star Gazetesi

http://haber.stargazete.com/sosyal-medya/sabri-uzun-o-imamin-gucu-emniyet-genel-mudurunden-daha-fazlaydi/haber-991127

Sabri Uzun: "Cemaat Bildiklerimden Korktu.."

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,



Türkiye’de üç farklı zamanda Emniyet Genel Müdürlüğü’nde İstihbarat Dairesi Başkanı olarak görev alan Sabri Uzun geçtiğimiz hafta ‘İN’ adını verdiği bir kitap yayınladı. Kitapta Uzun, Fethullah Gülen Cemaati’ne sert eleştiriler yöneltti. Cemaat’in polis içindeki kadrolarının yargıdaki Cemaat üyelerine kumpas kurduklarını, insanları mağdur ettiklerini yazdı. Sabri Uzun kitabında öne sürdüğü kumpaslara ilişkin örnekler de verdi.

Sabri Uzun ile Ankara’da boynunda eski emniyet müdürlerinden Hanefi Avcı’nın hediye ettiği kravat varken konuştuk. Hanefi Avcı’nın da Cemaat komplosu nedeniyle cezaevinde yattığını söyleyen Uzun, Avcı cezaevindeyken sadece onun hediye ettiği siyah kırmızı kravatı takmış. Uzun ile AK Parti’nin Cemaat ile mücadelesini, neden kitap yazdığı da dahil, kitabında öne çıkan konuları konuştuk.

Bu kitabı neden yazdınız?

Bu kitapta yazılanlara bakarsanız devletin ele geçirilmişliği ve hukukun kirletilmişliği var.  Devleti ele geçiren insanların hukuku kirletmesinin ortaya konulması lazımdı.

Peki neden şimdi yazdınız?

Ergenekon, Balyoz, Oda TV,  Devrimci Karargâh ve İrtica Eylem Planı davalarında beş mahkemede de tutuklu sanıklar beni tanık gösterdi. Beş mahkeme de söz birliği etmişçesine beni tanık olarak çağırmadı ve bana göre o davalar artık sonlandı, kişiler tahliye oldular. Bu bilgilerin bende kalmaması lazımdı. Eğer mahkemelerden herhangi bir tanesi, ilgili veya ilgisiz beni çağırsaydı, benim elimde 963 başlık vardı; bu kitapta olsa olsa 130-140 başlık var.

Kitapta yazdıklarınızın dışında Gülen Cemaati ile ilgili 800’ü aşkın farklı olay daha mı biliyorsunuz?

Aşağı yukarı. Bunların hepsi harici bellek ortamında duruyor. Beni mahkemeye çağırsalardı, ‘Bildiklerim bundan ibarettir’ diyerek mahkemeye verecektim. Hiçbir mahkeme beni çağırmadı. Çağırmayınca Hanefi Avcı Haziran ayında tahliye olduktan sonra Temmuz ayından itibaren bu bilgileri önem sırasına göre seçip, redakte edip, kitap halini vermek istedim. Ben bu kitabı daha önce yazsam bu kez mahkemelerdeki tanıklığımın inandırıcılığı kalmayacaktı. Bir de şunu söyleyeyim; benim evime baskın yapılır da harici bellekteki bilgiler alınır, diye üç ayrı yere ben bunların dağıtımını yapmıştım. Güvenceye almıştım.

Zaten "Hükümet Cemaat’e savaş açtı konjoktör uygun, o yüzden Cemaat aleyhine kitap yazdı, menfaat peşinde" eleştirileri var, buna ne dersiniz?

Bunları basit değerlendirmeler olarak görüyorum. Günlük yaşayan insanlar olaylara böyle bakarlar.

"Daha açıklamadığım 800’ün üzerinde olay var" diyorsunuz. Bir savcı çağırsa bu bilgileri ona anlatmaya hazır mısınız?

Elimde duruyor bilgiler, hâlâ da geliyor. Hepimiz hukuk devletinin birer bireyleriyiz. Hukuka her zaman saygılı olmamız lazım. Beni ifadeye Zekerya Öz çağırırsa gitmem kardeşim. Muammer Akkaş beni geçen sene 3 Ocak 2014'de çağırdı. Gitmedim, rapor gönderdim. Beni çağıran savcı benim karakterimde, benim anlayışımda, hukuku arayan bir adam olursa başım üstüne. Ama kendi dünyasına hizmet edecek Sabri Uzun arıyorlarsa beni bulamazlar. Ben hukuk adamı bulursam varım.

Sizin böyle bir savcı ile buluşma ihtimaliniz nedir?

Şimdi ben iddianame hazırlamadım. Bildiklerimi yazdım. Ben savcının nereden başladığına bakarım. Savcı benim üzerimden tahkikata başlıyorsa o savcı hiçbir şey yapamayacaktır demektir. Kitapta ayrıntıları var. Bir kamu görevlisine temin edilen bir kadın var. Şimdi o kadını çağırıp başlarsa işe o savcıya saygı duyarım, çünkü bu halkanın en zayıf noktası para karşılığı temin edilen o kadın. Diğer bir nokta da, yine kitabımda uzun uzun anlattım, bir işadamının evine girildi. Orada eve giren polisler ‘Mahkeme kararının gereği olarak biz buraya girdik’ diyebiliyorlardı. Ertesi gün öğrendiler ki, mahkeme kararı alınmadan eve girilmiş. Aldatılmışlar. Başlarındaki amirleri, müdürleri tarafında aldatılmışlar. Cemaat komplosu olarak bir şahsın evine sokulmuşlar. Daha sonra bu polisler yakalanıyor, bunlar bir karakola teslim ediliyor. Karakoldan teslim alınıyor. Oradaki ev sahibinin ifadesini savcı aldı mı? Hayır. Yakalanan polisleri tespit etti mi? Hayır. O günkü karakol nöbetçisini tespit etti mi? Yok. Bunlar yapılmadan, gel bana anlat olmaz.

Bu anlattığınız bilgiler şu anda devletin arşivlerinde ya da bir yerlerde var mı?


Devlette karakolun nöbet listesi var. Görev yapan memurların listesi var. Bu eve giren teknik şubenin listesi var.

Yani "Sabri Uzun’un anlatacaklarına ihtiyaç olmadan da Cemaat’in yaptığını iddia ettiğiniz bu komplo girişimi ortaya çıkar" diyorsunuz öyle mi?

Aynen. Bunların belgesi var. Bunları çağırın, olayları aydınlatın. Yoksa mesai yapmak için mesai yapan savcıyla benim işim olmaz.

Peki dediğiniz gibi yapıldı, bu olayın üzerine gidildi. Buradan sizin iddia etiğiniz gibi bir suç organizasyonuna ulaşabilecek mi savcılar? ‘Suç var, cezası idari ya da adlî budur’ denilmenin ötesine taşınabilir mi bu soruşturmalar?

Bakın burada ceza peşinde koşmamak lazım. Ceza peşinde koşarsanız bu soruşturmayı kitlersiniz. Bir bütünü yakalamanız lazım. Eğer tekil olaylarla ben filancayı cezalandıracağım mantığı ile giderseniz; o cezalandıracağınız adama ‘Kardeş gerçekleri ortaya koyma, gerçekleri ortaya koyarsan seni cezalandıracağım’ diyorsun. Bu mantıkla bir şey ortaya çıkmaz. Olay aydınlatmak yönüne gitmek lazım. Organizasyonun peşine düşmek lazım.

Mevcut siyasi iktidar Cemaat’in üzerine gidilmesi konusunda son derece istekli. Sizin yazdığınız bu olayları ıskalıyorlar mı?

Bunlar önce bütünü yakalamalılar. Tek tek savaşmaya kalkarsan milleti meşgul edersiniz. Bir organizasyonu görsünler. Bu organizasyonun gücünü, kuvvetini anlasınlar. Bunu anlamadıktan sonra kanun yapamazlar. Kanun olmadıktan sonra biz hukuk devleti olamayız. Tarif ediyorum, açık açık bağırıyorum. Almanya’daki ‘Anayasayı Koruma Teşkilatı’ gibi Anayasa’yı Koruma Kanunu gibi kanun çıkaralım. Bir teşkilat kuracağız, bir kanun çıkaracağız.

Mevcut yasalar Cemaat ile mücadele için gerekli hukuki altyapıyı sağlamıyor mu?

Sağlamıyor. Anayasayı koruyacağın bir yapı oluşturman lazım. Bir irade olması lazım, bir kanun olması lazım. Yoksa şu suçu, şu kanunun kapsamına sokalım. Bu zayıf olur.

Böyle bir yasal düzenleme yapılsa bile geçmişe dönük suçlar için işletilmesi mümkün mü?

Yeter ki bu kanun çıksın. 'Bu suç tanımı içinde hareket etmiş kimseler altı ay içerisinde gelip müracaat ederlerse, bu yapıyı ortaya koyarlarsa kanun kapsamındaki suçlardan vareste tutulur' dersin, olur gider. Hukukçular bunun kapsamını daha iyi çizer.

Çok sık sorulan soru: AK Parti, şimdi şikâyet ettiği Cemaat’i daha önceden bilmiyor muydu?

2 Nisan 2007’de Ahmet Hakan, Hürriyet gazetesindeki köşesinde isim vermeden Cemil Çiçek’in kendisine yaptığı bir açıklamayı yayınladı. Çiçek diyor ki, ‘Bu Cemaat çok oldu’ diyor. ‘Biz bunlarla ne iş yaptıysak hep zararlı çıktık’ diyor. ‘Cemaatsen cemaatliğini bil kardeşim’ diyor. Şunu anlatmak istiyorum. O zamanki Adalet Bakanı, bugünkü TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek bu Cemaat'in nasıl bir şey olduğunu o tarihten bu yana biliyor. Onun bilmesi durumunda AK Parti’nin bunları bilmemesi mümkün değil. Eğer o açıklamanın ardından bir ay sonra kanun çıksaydı Türkiye bu duruma gelmezdi. O tarihten bu yana hiçbir tedbir alınmadı. Sekiz yıl geçti aradan bir şey yapılmadı. 2007’nin Haziran’ında Ergenekon operasyonları başladı. Binlerce insan cezaevlerine götürüldü. 

2011’deki Oda TV soruşturmasında adınız sanıklarla anıldı, bu yönde haberler yapıldı ama sizin adınız iddianamede dahi yer almadı. Bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?

Benim valizim o günden bugüne hep hazır, ben açmadım o valizi. Onlar benim elimde bazı bilgileri yazıp biriktirdiğimi biliyorlardı. Bahsettiğiniz tarih, yani Oda TV davası Şubat, Mart 2011. Oysa Hanefi Avcı’nın Cemaat üzerine yazdığı kitaptan dolayı 20 Eylül 2010’da ben Mülkiye müfettişlerine ifade verdim. Ben orada şunu söyledim: ‘Ben ilk Ergenekon Şeması'nı 14 Haziran 2001’de gördüm’ dedim. Müfettişler o şemanın peşine düşemediler. Yine o ifademde Hanefi Avcı’nın kitabında 'Cemaat İmamı' olarak tanımladığı Kozanlı Ömer’i sordular. 'Kozanlı Ömer Valiler Kararnamesi’nde belirleyici olan kişi' dedim. Ben o ifademde 2001’deki Ergenekon Şeması'ndan bahsediyorum. Benim elimde başka neler var? Onu merak ediyorlar. Benim tutuklanmam durumunda, gözaltına alınmam durumunda bunları ortaya koyacağımı Allah da biliyor, kul da. 

Cemaat onlar hakkındaki bilgilerinizden mi korktu?

Tabii canım korktular. Bunları ortaya koymam durumunda Cemaat o zaman deşifre olabilirdi. Hanefi Avcı’nın kitabıyla ilgili ifade verdikten sonra 2010’un sonlarına doğru, adını hatırlamıyorum, Samanyolu TV’den bir şahıs beni aradı. Bana dedi ki: Sabri Bey, ‘Biz sizin mesleki hatıralarınızı alıp, bir senaryo yazıp, bir dizi film yapmak istiyoruz. Bu konuda bize yardımcı olur musunuz?’ dedi. Ben yanıt olarak ‘Ben devletle nikâhlıyım, devletin nikâhı altında gizli kapaklı iş yapmam’ dedim. Bunlar tutuyorlar İçişleri Bakanlığı’na dilekçe veriyorlar. İçişleri Bakanlığı onay veriyor. İki ayağım bir pabuca sokuldu. Tabii kabul etmedim.

Niye böyle bir şey yaptılar sizce?

Benden bir şeyler almak istiyorlar. Neyi, ne kadar bildiğimi öğrenmek istiyorlar. Bir süre sonra Oda TV’ye operasyon yapıldı. İki polis memuru benim hakkımda 49 sayfalık bilirkişi raporu gibi bir rapor hazırlamışlar. O rapora bakıldığı zaman benim hemen tutuklanmam lazım. Yani altyapıyı hazırlamışlar. Artık Allah’ın emri, ben tutuklanmayı bekliyorum. Evde valiz hazır. Ellerimdeki bilgileri kopyalayıp, eşe, dosta dağıttım. Tarihi yanlış hatılıyor olabilirim. 11 Haziran 2011 günü benim evime sevdiğim bir memur arkadaşı gönderdiler. ‘Efendim Oda TV’nin hazırlanacak olan iddianamesinde sizin adınız sanık, tanık, müşteki her ne sebeple olursa olsun geçmeyecekmiş’ dedi.

Buradan ne anladınız? Size iyilik yapıyoruz mesajı mı verildi?

İyilik yapılıyor diyebiliz. ‘Bizim ile iyi geçinmezsen başına gelecekleri bil’ oluyor. 'Başınızın üzerinde devamlı bir balyoz bulundurma' demek oluyor. Gerçekten de bir süre sonra iddianame çıktı, benim adım hiç geçmiyor. Buradan şunu anlıyorum ben: Savcı ve polisin üzerinde bir yargı ve polis şurâsı var, karar alıyor. Hem bana haber gönderiyor hem de savcıya 'Onun adını yazmayacaksın' diyor. Oda TV davasına beni tanık olarak bile çağırmadılar, anlatacaklarımdan ürktüler.

Siz de yargı sistemi içine sokamadığınız elinizdeki bilgileri kitap yoluyla kamuoyuna ulaştırdınız öyle mi?

Öyle diyebiliriz. Ben bana daha çok bilgi geleceğine eminim. Polis teşkilatında insanlar bir özgüven hissettiler. Teşkilat 'Biz bildiklerimizi kendimiz söyleyemiyoruz, Sabri Müdür’üme söyleyeyim, o ortaya koysun' diyorlar. Bana size yeni bilgiler vereceğiz diye çok mesaj ulaştı.

Normal şartlarda bu bilgilerin yargıya yani bir savcıya akması gerekmez mi?

Savcının Cemaat savcısı olmadığını kim biliyor? Bu bilgiyi getirenin gizli kalma endişesi var. Bana bilgiyi getiren adam biliyor ki, ben Sabri Uzun olarak bu bilgiyi ortaya koyacağım ve peşini takip edeceğim. 

Kitabınızda 14 Aralık 2014 günü Zaman Gazetesi ve Samanyolu TV’si yöneticilerine yönelik operasyonu eleştiriyorsunuz. Neden?

Yanlış yapıldı. Bir operasyon yapılabilir, saygı duyarım. Kullanılan kadın var, sürgün olmuş polisler var. Onlardan gidersen 14 Aralık değil, 15 Aralık, 26 Aralık daha çok operasyon yaparsın. Ama işe yukarıdan başladığın zaman alt taraf da kalıyor, üst taraf da kalıyor. Bu Cemaat’in sadece medya ayağı yok. Birçok ayağı var. Bir karargâhın bunu planlaması lazım. Medya ayağında kimler var? Propaganda ayağında kimler var? Arşiv ayağında kimlar var? Haberleşme ayağında kimler var? İmamlar kimler? Para toplama ayağında kimler var? Medya mensupları Cemaat’ten değil, demiyorum; tetikçi değil, demiyorum ama medya ayağından başlayınca masumlar yaratırsın. Yazık oluyor, yazık oluyor. 

Kitabınızda Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayeti de önemli yer tutuyor. Tam ifadeniz şu: "Kanımca Dink cinayeti çok önceden planlandı ve bu cinayet sırasında A. İlhan Güler’in İstanbul İstihbarat Şubesi’nin başında bulunması istenmiyordu. Yapılacak 'büyük operasyon’un Güler’den gizlenmesi gerekliydi." Bu ifadenizle Dink cinayetini birilerinin planladığını iddia ediyorsunuz. Size göre Cemaat, Dink cinayetinin neresinde?

Ben kitapta dört tane isim sayıyorum. Ahmet İlhan Güler’i cinayet öncesinde Ankara’da bir eve çağıran polis ekibi var. Bu ekibin göbeğindeki kişi bana 2001’de Ergenekon Şeması’nı getiren kişi.

Kim bu?

Ben isim konuşamam. Dink cinayetinin bir stadyumda, stadyum olmazsa kapalı spor salonunda yargılanması lazım. Orada benim de sanık olarak, şüpheli olarak yargılanmam lazım. Halkın önünde sorular sorulması lazım. Herkesin sorular hazırlayıp, mahkeme heyetine vermesi, soruların sorulması lazım. Birileri Dink cinayetinin tam göbeğinde. Dönemin Trabzon Emniyet Müdürü Reşat Altay cinayetten sonra Ankara’ya geliyor. İçişleri Bakanı’nın makamında o zamanki Emniyet Genel Müdürvekili var, Reşat Altay var, Celalettin Cerrah var, Ramazan Akyürek var ve Bakan Bey var. Reşat Altay cinayetten sonra öğrendiği bilgileri getirip, ortaya koyuyor. 'Efendim Trabzon’da bu işin evveliyatı var’ diyor. Bakan da orada dönüp birisine diyor ki ‘Pisliğini temizle’. Bu olaydan üç saat sonra Reşat Altay’ın Trabzon’dan Burdur’a tayini çıkıyor. Üç saat içinde Reşat Altay’ın neden Burdur’a tayini çıkarıldı? Sabri Uzun üzerinden cinayet aydınlatmayı bırakalım. Gelsin herkes stadyumda toplanalım. A da gelecek, Z de gelecek. Halkın önünde hesap vereceğiz. Burada kan var, herkes hesap verecek. Reşat Altay’ın tayini niye çıkıyor? Suçu varsa görevden el çektirin. Oturduk burada cinayet aydınlatıyoruz, herkes günahına kadar hesabını versin.

Eski CHP genel başkanı Deniz Baykal, kitabınızda onun özel hayatı ile ilgili yazdığınız ‘Cemaat komplosu’ iddiası için ‘Bunlar boş laflar’ dedi. Aynı şekilde CHP’li Fikri Sağlar da 55. Hükümet’in düşmesine yol açan ‘Türkbank özelleştirilmesi’ ses kaydının Cemaat tarafından kendisine ulaştırıldığı iddianızı reddetti. Ne diyorsunuz?

O zaman nasıl olduğunu onlar anlatsınlar. İnanmazlarsa inanmasınlar. Ben mi onlara Pensilvanya lafını konuşturdum. Fikri Sağlar kaseti kendisine kimin getirdiğini söylerse, Cemaat'in yüzde 25’i ortaya çıkar.

Hükümetten veya bir üyesinden size bir teklif gelse, 'Gülen Cemaati ile mücadele konusunda profesyonel olarak destek verin' dese ne yaparsınız?

Kimi görevlendiriyorlarsa görevlendirsinler, gelsin konuşalım. Her şeyi vermeye hazırım. Asla görev kabul etmem. Maaşlı bir adam olmam. Ayağı titremeyen, adalet peşinde koşan bir adam gelirse amenna.

Siyasi kişileri konuşmak istemiyorsunuz ama Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Cemaat ile mücadele konusunda son derece kararlı bir duruş sergiliyor. Sizin tanımlamanızla ayakları titremiyor. O kararlılık sizi ikna etmiyor mu?

Hukuk devletinde emirle kararlılık olmaz. Kanunlarla kararlılık olur. Hukuk devleti emirle işletilmez, kanunla işletilir. Onların verdiği emir kanun değildir. Kanunu işletecek kamu görevlilerine moral güç verilir, arkalarında durulur. O kadar. Şimdi kardeş gel bunu anlat. Tamam ben size dört yıl önce 'Cemaat İmamı Kozanlı Ömer’in kayınbiraderi vali' dediğimde, 'Valiler Kararnamesi'ni Kozanlı Ömer hazırlıyor' dediğimde, dört senedir neredeydiniz?

Ciddi sayıda kamu yöneticisi görevden alındı. Şimdi durum değişmedi mi?

Dün Sabri Uzun’un verdiği ifadeyi itibara alma, şimdi durum değişti, gel.

O zaman siyasi iktidara epey kızgınsınız. Öyle mi? 

Benim siyaset ile aldım verdimim yok. Beni kullanmaya kimse kalkmasın diyorum. Siyasi iktidardan bana ne?

Dört yıl önceki ifadenizden siyasi iktidarın haberi olmamış olamaz mı?

Belki onlardan da gizlendi. Hakkımda yürütülen soruşturmada benim 120 bin liralık mevduatımı 400 bin lira olarak yazan müfettiş şimdi Devlet Denetleme Kurulu’nda, Cumhurbaşkanı’nın yanında. Değiştiklerini kamuoyuna ispat etsinler.

Size Cemaat aleyhine yeni bilgiler gelmeye devam ettiğini söylediniz? Ne yapacaksınız bu bilgileri? Yine kitap mı yazacaksınız?

Zaman ne gösterir bilemem.

İrfan Bozan
http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/cemaat-bildiklerimden-korktu

Sabri Uzun: "Belge Aramaya Vakumla Gittiler.."

Posted by Bornocu Ersan | | Posted in ,



Emniyet İstihbarat Dairesi Eski Başkanı Sabri Uzun ‘İn’ kitabında Paralel Yapı’ya ilişkin çok önemli bilgiler paylaşıyor. Paralel Yapı’nın emniyet içindeki yapılanması, devlet daireleri ve bürokraside etkin oluş süreçleri, siyaset kurumuna geçmiş yıllarda çektikleri operasyonlar, kaset oluşturma süreçleri, dinleme yöntemleri ve yürüttükleri operasyonlara dair bir çok bilgi kitapta mevcut. Sabri Uzun’la kitapta değindiği konuları ve değinmediği başlıkları konuştuk. Sabri Uzun’un dikkat çekici açıklamaları Paralel Yapı ile ilgili bilinenleri bir adım daha ileriye taşıyor. 

Siz bu yapının farkına ne zaman ve nasıl vardınız?

2006 yılının başında Sayın Yaşar Büyükanıt aleyhine Kara Kuvvetleri Komutanı olduğu dönemde bir internet sitesinde haber çıktı. Haberde dedesinin Yahudi olduğu yazıyordu. Bu haber üzerine çok yoğunlaştım ve kişisel gayretimle öğrendim ki Büyükanıt’ın dedesi, Arabistan çöllerinde Osmanlı Devleti için savaşmaya gidiyor, savaşıyor ve Filistin’de de şehit düşüyor. Şehit düşmüş birisine  ‘Yahudi’ deniliyor ve bu yaralayıcı bir şeydir. Kaldı ki Yahudi olması bir suç değildir. Ben bu girişimin, Büyükanıt’ın terfisini önlemek için olduğunu düşündüm ve bunu ilgili yerlere de bunu yapan ‘Cemaat’ diye rapor ettim.

Yaşar Büyükanıt’a bu hamleyi neden yaptılar?

1984 senesinde Yaşar Büyükanıt Kuleli Askeri Lisesi’nde 80 tane cemaatçi öğrenciyi atmış. Onun intikamını almışlar Yaşar Büyükanıt’tan.

Kitapta birçok bilgi paylaşıyorsunuz Paralel Yapı ile ilgili. Bu bilgileri nasıl edindiniz?

Ben Yaşar Büyükanıt olayını gördükten sonra teşkilat mensuplarıyla tek tek konuşmaya başladım. Bu sefer aynı şeyi emniyet teşkilatına da yapmaya başladılar. Örnek vereyim 2009 yılında Emniyet Genel Müdürü Emin Arslan’ı baron, kaçakçı yapıp hapse attılar. Baktım bunlar bir bütünlük arz ediyor. Geriye doğru bu bilgileri biriktirmeye başladım. Herkes kendilerine geçmişte yapılanları anlatmaya başladı. Hele ki kitap yayınlandıktan sonra çok sayıda kişi yaşadıklarını, bildiklerini anlatmaya başladı.

Hala kamuoyuna yansımayan mağduriyetler mi var?

Çok sayıda var. Bir olayı daha anlatmak istiyorum, Deniz Kuvvetleri’nin Gölcük Donanma Komutanlığı’nda Savcı Fikret Seçen gidip arama yaptı. Zeminin altında dokümanlar bulduğunu söyledi. Ve arama yapmaya giderken yanında vakum cihazı götürdü. Ben 42 sene bu işi yaptım ve meslek hayatım boyunca yanında vakum cihazı götüren savcı, polis görmedim. Savcı bu dokümanı çıkarmak için vakum cihazına ihtiyacı olacağını önceden biliyor. Hatta savcı oraya gittiğinde mahkeme kararı henüz çıkmamıştı, oraya gittikten sonra kendisine ulaştırılıyor bu belge. Çok acayip bir örgütlenme var işin içinde.

O halde paralel Yapı’nın hakkını da teslim etmek gerekir, bu çeteleşme ve örgütlenme işini epey başarıyla yürütmüşler diyebilir miyiz?

Devlet hiç kimseyi inancına göre tasnif edip belli inançları cezalandırma bazılarını da mükafatlandırma yönüne gitmemiştir. Devlet, devlet gibi olmuştur. Ama bunlar inancı bir maske olarak kullandılar. Bunlar Valiliği, Emniyet Müdürlüğü’nü, hâkimliği ve girdikleri bütün devlet kurumlarındaki görevlerini bir maske olarak kullanıyorlar.

İş adamlarına yönelik şantaj tavırları bilinen bir durum. Siz de kitapta Ankaralı bir işadamından bahsediyorsunuz. Ne yapıyorlar bu işadamına?

Adamın anasından emdiği sütü burnundan getirmişler, ben daha sonra duydum olayı. Gelip işadamından yardım istiyorlar. Adam da 60 kadar hemşerisini okuttuğunu buna rağmen kendilerine de bin lira yardım yapabileceğini söylüyor. Bunların mütevelli heyet başkanı da ‘Ne bin lirası kardeşim, biz senden 40-50 bin almaya geldik’ diyor. Hatta ‘Senin muhasebecin kim’ diye üstü kapalı tehdit ediyorlar. Bu senin ticari hayatını bitiririz anlamına gelir. Adam da öyle kül yutacak biri değil, milliyetçi cenahın önde gelen isimlerinden birisi. Küfrederek bunları kovuyor. Bundan birkaç gün sonra emniyete bir mail geliyor ve bu adamın tefecilik yaptığı ihbarı yapılıyor. Ve tüm bilgilerini ortaya çıkartıp alacak-verecek ilişkisi olduğu herkesi ifadeye çağırıyorlar. İfade veren herkes de bu kişinin beş vakit namazında ve dürüst bir ticaret insanı olduğunu söylüyorlar. Adam bu hadiseden bir yara almadan kurtuldu ama bunların tahsilât usulü bu.

Kitapta kasetlemek istedikleri kişileri kadınlarla tuzağa gönderdiklerini de yazıyorsunuz. Nasıl yöntem izliyorlardı?

Bunların uygulamayacağı hiçbir yöntem yoktur. Bir kadının peşine erkek de gönderdiler. Zengin bir iş kadınıydı. Kadını şahsen tanımıyorum ama bir sivil toplum aracılığıyla kadına yönelik bir komplo olacağını ve kadını uyarmalarını söyledim. Yani bunlar erkeğe kadın, kadına da erkek buluyorlar. Bunların yapamayacağı bir şey yok.

Bunlar nerede operasyon yapmaya başladılar ve hangi operasyonları yaptılar?

Bunların ilk operasyonları 1998’de Sayın Mesut Yılmaz hükümetine karşı yapılmış Türkbank olayıydı. İkinci büyük olayları Nuh Mete Yüksel’e yapılandı. MİT Eski Müsteşar Yardımcısı Muhammet Dervişoğlu’na yaptıkları geldi. Daha sonra da Ergenekon, Balyoz, Oda Tv, Şike Davası, Erzincan Davası ve Casusluk Davası geldi ve bunların hepsi bir bütün.

Nasıl bir yol izlediler bunları yaparken?


Bunların esas yaptığı istihbaratı tasfiye ederek devletin gözünü kör kulağını sağır yapmaktı. İkinci aşama olarak devletin eli-kolu olan operasyonel faaliyetler içinde bulunabilecek ve geçmişte de bulunmuş kişileri cezaevine attılar. Devletin önümüzdeki 30 senesinde mülkiyede, emniyette, adliyede, askeriyede görev alabilecek kişilerini bertaraf ettiler. Böylelikle hem kendi adamlarının terfi etmesinin yolunu açtılar, hem de diğerlerini tasfiye ettiler. Böylece bir korku imparatorluğu inşa ettiler.

Bir dönem yapılan çok önemli isimlere suikastlar olacak haberleri de bu gayenin bir parçası mıydı?

Bana Erdoğan’a suikast yapılacak haberi geldiğinde çok üzüldüm. Hiç kimseyle bunu paylaşamadım, günlerce kara kara ‘Bu ne olabilir, hangi güç bunu yapabilir’ diye düşündüm. Ama sonra sonra olaylar yaşandıkça bu komplonun tamamının bunlar tarafından üretildiğini ve o makamlara ‘Gelin bize güvenin, sizin görev başında tuttuğunuz adamlar sizi koruyamazlar, bize tabi olun’ mesajı veriliyordu. Amaç buymuş daha sonra anladık.

Hablemitoğlu cinayetini çözmeyi çok istemiştim diyorsunuz, neden çözemediniz?

O iş çözülürdü de benim hatam oldu.

Neydi hatanız?

Cemaatçi olduğunu bilmediğim adama bu işi aydınlatma görevini verdim. Üzerinde çok durmama rağmen sonuç alınamadı.

Bunun arkasında da mı parmakları var?

Afakî konuşmak istemiyorum.

Sizin şahsi kanaatinizi merak ediyorum…

Benim şahsi kanaatim öyle. Bu iş bir polis işi. Çünkü Hablemitoğlu’nun öldürülmesinde iki tane boş kovan elde edildi. Biri makine kimya menşeli, diğeri de Amerikan mermisi.

Amerika menşeli bir mermiyi kim temin edebilir? Kim temin edebilir?

Polis, asker temin eder. Polis mıntıkasında onu öldürüp rahatlıkla sallanıp gitmek polisle iş birliği yapılmadan olamaz.

Emniyet içine sızmaları 1980 itibariyle oldu ve 1986 sonrasında da ‘Özel sınıf’ oluşturdular diyorsunuz. Nasıl bir sınıftı bu ve nasıl bir yapılanmaları vardı?

Bunlar emniyette kendilerine iş bulunduğunu, vazife verildiğini zannediyorlar. Onlar o zaman belli bir seviyeye gelene kadar masum. Bunlara emniyette ‘özel sınıf’ deniliyor ama ‘Özel sahtekârlar, komplocular da’ diyebilirsiniz bunlara. Tamamına demiyorum ama yüzde 99’u böyle. Üç-dört kişi bulundukları kurum içinde 'şura'yı oluşturuyorlarmış. Bu şuranın dışında kendilerinin de bilmediği iki-üç kişi ayrıca bir üst şuraya bağlıymış. Yani şura dışında şura oluşturuyorlar, buna örgüt içinde örgüt denilebilir. Ayrıca birbirlerine karşı da istihbarat örgütü kuruyorlar. Ben bu yapıyı İlluminati örgütüne benzetiyorum.

Şike Davası’nın arkasında cemaat var diyorsunuz, bu davadan menfaatleri neydi, nasıl bir kazanç sağlayacaklardı?

8 buçuk milyar dolarlık futbol piyasasını ele geçirme peşindeydiler. Mecnun Otyakmaz, Aziz Yıldırım’a  ‘Bir hemşerim var Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nda görev alsın’ dedi. Aziz Yıldırım da bu şahsa destek verdi ve o kişi bu görevi aldı. O kişinin cemaatçi olduğunu ne Aziz Yıldırım da ne de Mecnun Otyakmaz biliyordu ama o kişi cemaatçiydi. Bu adam o göreve geldikten sonra futbol maçlarının gözlemcilerinin yüzde yetmişi cemaatin adamları oldu. Bugün bu federasyon tamamen olmasa da kısmen çeşitli adlar altında cemaatçilerin eline geçti.

Kitabın aslında daha önceden hazır olduğu ama yayınlanmadığı söyleniyor, bu kitap geç mi kaldı ve neden daha önce değil de şimdi yayınlandı?

Beni Ergenekon, Balyoz, Oda TV, Devrimci Karargah, İrtica Eylem Planı gibi beş ayrı davada tutuklu avukatlar ve mahkumlar tanık gösterdiler. Sanki bu beş mahkemenin heyetleri bir üst şura tarafından yönetiliyormuş gibi beni hiç birisi tanık olarak çağırmadı. Ve ben de beni çağıracaklar ve ben de daha bu kitapta yer almayanlarla birlikte gidip anlatacağım diye düşünüyordum. O esnada tanıklık yapacak olsaydım kitap yazdığım vakit bu tanıklığın hiçbir anlamı olmayacaktı. Onun için Hanefi Avcı cezaevinden çıkana kadar ben bu konuya girmedim. Çünkü bildiklerimi Hanefi Avcı’nın mahkemesinde anlatacaktım. Haziran ayında Hanefi Bey tahliye olunca ben de artık yazmaya başladım.

Nil Gülsüm
Yeni Şafak Gazetesi

http://www.yenisafak.com.tr/hayat/belge-aramaya-vakumla-gittiler-2064104

Reklam